30 Ekim 2017 Pazartesi

Cahit Arf Kimdir? Kısaca Hayatı


Türkiye'nin en önemli matematikçilerinden olan Cahit Arf, 1910 yılında Selanik'te dünyaya geldi. Lise öğrenimini Fransa'daki St. Louis Lisesi'nde, yüksek öğrenimini ise burslu olarak dönemin en prestijli okullarından olan Ecole Normale Superieure'de tamamladı. 

Yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü. Önce Galatasay Lisesi'nde daha sonra ise İstanbul Üniversitesi'nde görev yaptı. 1937 yılında doktora yapmak amacıyla Almanya'ya gitti. Burada Helmut Hesse ile önemli çalışmalarda bulundu. Bu çalışmaların sonucunda Hesse-Arf Kuramı'nı geliştirdi. Kendi adı ile bilinen birçok matematik terimini bilim dünyasına kazandırdı. 

Türkiye'ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi'nde 1943 yılında profesör, 1955 yılında da ordinaryüs profesör unvanını aldı. Bir yıllığına Maryland Üniversitesi'nde misafir profesör olarak görev yaptı. 1964 yılında TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanı oldu. California Üniversitesi'nde konuk öğretim görevlisi olarak görev yaptı. 1967 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde görev yapmaya başladı ve emekli oluncaya kadar da çalışmalarını burada sürdürdü.  

Emekli olduktan sonra TÜBİTAK'ın Gebze'deki araştırma merkezinde çalışmalar yaptı. 1985 ile 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığı görevini yürüttü. Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçildi. 26 Aralık 1997'de hayatını kaybetti. 

9 Ekim 2017 Pazartesi

Ermeni Sorunu Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkmıştır? Hakkında Kısa Bilgi


Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde uzun yıllar boyunca barış içinde yaşayan Ermeniler arasında özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dış güçlerin de etkisiyle ayrılıkçı düşünceler etkili oldu. 

1877-1878 yıllarında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında gerçekleşen ve Osmanlı Devleti'nin yenilgisiyle sonuçlanan savaşın ardından yapılan Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarıyla Rusya, Osmanlı topraklarında yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunu üstlendi. Bu tarihten sonra doğuda yer yer Ermeni ayaklanmaları baş gösterdi. 

Rusya, savaş sonucunda ele geçirdiği Kars, Ardahan ve Artvin'e nüfus üstünlüğünü sağlamak için çok sayıda Ermeni gönderdi. 1887'de Cenevre'de kurulan Hınçak ile 1890'da Tiflis'te kurulan Taşnak komiteleri, birçok terör faaliyetinde bulundu. Sultan Abdülhamid, Ermeni terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek için Hamidiye Alayları'nı kurdu. 

Birinci Dünya Savaşı'nda Ermeni çeteleri Rus ordularına destek verdi. Bu sırada Ermeni terör örgütleri tarafından birçok katliam yapıldı. Bunun üzerine savunma hattının gerisini güvence altına alabilmek için 14 Mayıs 1915 tarihinde Techir Yasası çıkartıldı. Bu yasayla birlikte Ermeniler, Suriye'ye gönderilmeye başlandı ve Ermeni liderler tutuklandı. 

Rusya'nın dışında İngilizler ve Fransızlar da Ermenileri kullandı. Birinci Dünya Savaşı'nda Fransa; Adana, Antep ve Urfa bölgelerinde bir Ermeni devleti kurmayı düşünmüşse de bölge halkının direnişi bunu engellemişti. İngiltere ise Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını bıraktıktan sonra kendi kontrolünde, Rusya'nın yanı başında (tampon olacak) bir Ermeni devleti kurma amacındaydı.

Kurtuluş Savaşı'nın başarılı bir şekilde neticelenmesiyle doğuda Ermeni devleti kurulması düşüncesi yerle bir oldu. Fakat Ermenilerin terör faaliyetleri 1973 yılında tekrardan başladı. Ermeni terör örgütü ASALA, 27 Ocak 1973'te Los Angeles'da iki Türk diplomatını şehit ederek başlattığı terör faaliyetlerini 21 ülkede sürdürdü. Dış ülkelerden destek gören ASALA, 1983 yılında Fransa'daki Orly Havaalanı'na düzenlediği bombalı saldırıda Fransızların da ölmesi üzerine bu desteği kaybederek zayıfladı.  


3 Ekim 2017 Salı

Afyon Savaşları


19. yüzyıla kadar dışa kapalı bir anlayışla varlığını sürdüren Çin'in, 1839 yılında başlayacak olan Afyon Savaşları ile bu durumu değişecekti. Savaşın en önemli sebebi İngiltere'nin ekonomik çıkarlarını sürdürme politikasıydı. İngiltere, Çin'den önemli miktarlarda çay ithal ediyordu. Buna karşılık ise Çin'e Hindistan yoluyla kaçak olarak afyon sokuyordu. 

Bir süre sonra ülkede afyon kullanımının yaygınlaşması üzerine Çin hükümeti 1839 yılında aldığı bir kararla afyon ticaretini yasakladı. Ve savaş da bu yasaklama ile başladı. Fakat İngiltere, Çin'in "ticaret serbestliğini engellemesinden" dolayı savaş ilan ettiğini açıkladı.

Çin ile Batı arasındaki ilk savaş olarak kabul edilen Birinci Afyon Savaşı, İngiltere'nin zaferi ile sonuçlandı. Savaşın sonucunda Nankin Antlaşması yapıldı ve Çin büyük ödünler vermek zorunda kaldı. Çin halkının buna tepkisi ise oldukça sert oldu. Ülkede ayaklanmalar başladı. 

Bunun üzerine İngiltere, bu sefer Fransa'yı da yanına alarak 1856 yılında İkinci Afyon Savaşı'nı başlattı. Bu savaşta da Çin mağlup olunca Tien Tsin Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla birlikte Çin'e yapılan afyon ticareti yasallaştı, çok sayıda liman Batılı ülkelere açıldı, Hristiyan misyonerlere serbestlik sağlandı. 

Batı sömürgeciliğinin yol açığı felaketlerden biri olan Afyon Savaşları, Çin için oldukça dramatik bir şekilde sonuçlandı. Batılılara karşı duyduğu üstünlük duygusunu kaybetti. Ülkede Batılıların etkisi artarak devam etti. Hristiyan misyonerlerin çalışmaları hız kazandı. Bu iki durum ülkede 14 yıl sürecek bir ayaklanmanın da (Taiping Ayaklanması) tetikleyicisi olacaktı. 


10 Eylül 2017 Pazar

Gümrü Antlaşması'nın Maddeleri, Özellikleri ve Sonuçları


Gümrü Antlaşması, TBMM hükümeti ile Ermenistan arasında 2 Aralık 1920'de imzalanmıştır. Bu antlaşmayı TBMM hükümeti adına Kazım Karabekir imzalamıştır. 

Gümrü Antlaşması'nın Maddeleri

Gümrü Antlaşması'nın önemli maddeleri şu şekildeydi:
  • Kars, Iğdır, Sarıkamış, Kulp ve Selim Türkiye'nin egemenliğinde olacak. 
  • Ermenistan, TBMM tarafından kesin bir şekilde reddedilmiş olan Sevr Antlaşması'nı hükümsüz sayacaktır.
  • Ermenistan, sadece iç güvenliğini korumaya yetecek düzeyde asker ve mühimmat bulundurabilecek. 
  • Ermenistan'da zorunlu askerlik olmayacak.
  • TBMM, Ermenistan hükümetinin istemesi halinde askeri ve siyasi yardımda bulunacaktır.
  • Ermenitan, Türkiye'ye karşı düşmanca bir politika izlemeyecektir. 

Gümrü Antlaşması'nın Özellikleri

Gümrü Antlaşması, birçok açıdan ilklerin yaşandığı bir antlaşma olmuştur. Bu sebeple de önemli özelliklere sahiptir. Bunları şu şekilde sayabiliriz:
  • TBMM, ilk defa bir yabancı devletle bir antlaşma imzalamış ve ilk uluslararası zaferini elde etmiştir. 
  • Bu antlaşmasının imzalanmasıyla Doğu Cephesi kapanmıştır.
  • Ermenistan, TBMM'yi tanıyan ilk devlet olmuştur.
  • Ermenistan, Sevr Antlaşması'nın geçersiz olduğunu tanıyan ilk devlet olmuştur.
  • İlk kez "Türkiye Devleti" ifadesi kullanılmıştır. 

Gümrü Antlaşması'nın Sonucu 

Gümrü Antlaşması, tüm bunlara karşın yürürlüğe girememiştir. Çünkü, Sovyet Rusya Ermenistan'ı işgal ederek burada Bolşevik yönetim ilan etti ve Gümrü Antlaşması'nı tanımayacağını bildirdi. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmemesi sonucunda Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması imzalanmıştır. 



21 Ağustos 2017 Pazartesi

Türkiye'nin NATO'ya Üyeliği


Türkiye, uzun bir zamandır NATO üyesi. Zaman zaman Türkiye'nin NATO üyeliği konusunda kamuoyunda eleştirilerin dozu artsa da bu ilişki sıkı bir şekilde devam etmiştir. Türkiye'nin NATO'ya neden ve nasıl üye olduğu oldukça merak edilen bir konudur. Hangi zorunluluklar Türkiye'yi NATO üyesi olmaya itti? Hatta burada şu soru da sorulabilir: Türkiye'nin NATO üyeliği zorunluluk muydu, yoksa tercih miydi?  

Türkiye Neden NATO Üyesi Oldu?

Türkiye, 1923 yılında cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından Batı ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme yolunda önemli adımlar attı. En önemlisi ise İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan iki kutuplu sistemde Batı lehine tarafını seçmesiyle gerçekleşti. Bunun nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Sovyetler Birliği'nin toprak ve Boğazlar'da üs talep etmesiyle bu ülkeye duyulan güvensizlik, Truman Doktrini ve Marshall Planı doğrultusunda yapılan ABD yardımlarının artacak olması beklentisi, Türk aydınları arasında Batıcılık fikrinin hakim olması.

Türkiye'nin NATO'ya Üyelik Başvurusu

Türkiye, ilk üyelik başvurusunu 11 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleştirdi, fakat kabul edilmedi. 1 Ağustos 1950 tarihinde tekrardan başvurduysa da sonuç değişmedi. ABD, Türkiye'ye Yunanistan'la birlikte direkt üyelik değil, sadece Akdeniz bölgesini içeren daha dar kapsamlı bir üyelik teklif ederken İngiltere ise Orta Doğu bölgesini içeren bir üyelik teklif ediyordu.

ABD'nin Türkiye'yi NATO'ya Alma Sebebi

Bu olumsuz bakış açısı bir süre sonra değişti ve Türkiye, Yunanistan ile birlikte 15 Mayıs 1951'de ABD tarafından örgüte davet edildi. Şüphesiz bunda ABD'nin Sovyetler Birliği'ne yakın bir ülkede üs elde etme isteği önemli rol oynamıştı. Bunun dışında Kore Savaşı'na Türkiye'nin asker göndermesi ve gönderdiği birliklerin son derece başarılı bir şekilde mücadele etmesi, hatta Amerikan birliklerini imha edilmekten kurtarması, ABD kamuoyunda olumlu bir bakış açısı sağlamıştır. 

18 Şubat 1952 tarihinde Türkiye, Yunanistan'la birlikte NATO'ya üye oldu. Türkiye, NATO kapsamında birçok harekata aktif şekilde katılmıştır. Bunlardan en önemlilerini Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan'da gerçekleştirmiştir.