27 Ocak 2012 Cuma

MİLLİ KALKINMA PARTİSİ



Milli Kalkınma Partisi(MKP), tek partili dönemden sonra geçilen çok partili siyasal hayatın ilk partisidir.Dönemin zenginlerinden Nuri Demirağ tarafından kurulmuştur.

26 Ocak 2012 Perşembe

EŞREF BİTLİS PAŞA



"Diyarbakır'a gitmek üzere havalanan askeri uçak, arıza bildirdikten kısa süre sonra düştü ve yandı.Olayda, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis ile birlikte Emir Subayı Albay Fahir Işık, Binbaşı Yaşar Eliyar, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler, Başçavuş Emin Öner şehit oldu."

Acı haberi böyle duymuştuk.

17 Şubat 1993'te, Türkiye önemli bir komutanını ve pırıl pırıl askerlerini kaybetmişti.

Olay ise şöyle gerçekleşmişti; uçak kalkışından bir süre sonra iniş yapmak üzere izin istedi.Bunun için Esenboğa Havaalanı'yla iletişime geçildi.Ancak uçak, Esenboğa Havalanı'na ulaşamadan Yenimahalle'deki PTT binasınin bahçesine düştü.

Eşref Bitlis Paşa, ordunun en sevilen komutanlarındandı.

Evli ve iki çocuk babasıydı.

Yüzünden tebessüm eksik olmazdı.

Yaşamının son dönemlerinde terörle mücadele konusunda yoğun çabalar sarf etti.

Hatta, Silopi'de Mesut Barzani ve Celal Talabani ile görüşen de, Eşref Bitlis Paşa'ydı.

Aradan onca sene geçmesine rağmen bugün hala çokça konuşulan unutulmayan bir askerdir.




KURTLAR VADİSİ "KARA" KARAKTERİ GERÇEKTE KİM?


Türkiye'nin en çok reyting alan dizilerinden olan Kurtlar Vadisi Pusu işlediği konu ve olaylarla her daim seyircinin gönlünde taht kurmuştur. 

Dizideki olayların ve kişilerin, gerçek yaşamla arasında bağlar kurulabilmesi seyirci için en büyük beğeni sebeplerinden biri.

Bu yüzden dizideki karakterler ve olaylar kamuoyu tarafından dikkatle izlenmiştir.

Peki, gerçekten dizideki karakterlerin ve olayların gerçek yaşamla ilişkisi var mıydı?

Sadece karakterlerini incelersek bu konuda birçok iddia var.

Mesela, Aron Feller karakterinin gerçekte CİA'nin üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller olduğu kamuoyunca çok konuşuldu.

Yine dizinin ilk serisi Kurtlar Vadisi'nde; Aslan Akbey, Pala, İplikçi Nedim, Seyfo, Süleyman Çakır gibi karakterlerin de gerçek kişilerden izler taşıdığı oldukça konuşulmuştur.

Şimdi de dizinin yeni karakterlerinden, Hakan Boyav'ın canlandırdığı "Kara" karakterinin gerçekte "Yeşil" kod adıyla kamuoyunda bilinen Mahmut Yıldırım olduğu yolunda kanaatler var. Özellikle de Kurtlar Vadisi Pusu senaristlerinin "Yeşil"e nazire yaparcasına "Kara" takma adıyla bir karakter oluşturmaları bu kuşkuların boşa olmadığını gösteriyor.

Ayrıca "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da akıbetinin bilinmemesi ve dizide "Kara"yı birçok kişinin öldü sanması da, ayrı bir benzerlik noktası.

Ancak, Kurtlar Vadisi'nin ilk serisinde diziye 51. bölümde dahil olan "Pala" için de "Yeşil"den esintiler olduğu yolunda iddialar vardı. Bu iddialar da boş değildi. Çünkü, Mahmut Yıldırım'ın bir diğer bilinen kodu da "Sakallı"ydı. Bu da "Pala" ismine nazire yapıyordu!

25 Ocak 2012 Çarşamba

DEVLET BAHÇELİ'NİN KISACA HAYATI



1948 yılında Osmaniye'de doğdu. Fettahoğulları adlı bir Türkmen ailesine mensuptur. 

Liseyi Ata Koleji'nde okumuştur. Bu yüzden ülkücü camia içerisinde "Kolejli" olarak tanınmıştır. 1. Ordu Komutanı Cemal Tural'ın eşi Suna Tural, bu okulda edebiyat hocasıydı.

Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi'nde lisans eğitimini tamamlamıştır.

Bu sırada Ülkü Ocakları'nın kurucu ekibinde yer aldı.

Türkiye Milli Talebe Federasyonu Genel Sekreterliği görevinde bulunmuştur.(1970-1971 yıllarında)

Siyasi kariyeri kadar eğitim kariyeri de iyiydi Bahçeli'nin. Nitekim üniversiteden mezun olduktan sonra, okulunda asistan olarak kaldı.

Ülkücü Maliyeciler ve İktisatçılar Derneği'nin (ÜNAY) kurucuları arasında yer aldı.

1987'de Milliyetçi Çalışma Partisi'nin Genel Sekreterliğine getirildi.

Türkeş'in ölümü üzerine de Milliyetçi Hareket Partisi'nin başına geçti ve hala da bu görevi sürdürüyor.

İstihbaratta Kullanılan Kavramlar




İstihbaratta Kullanılan Kavramlar


Ajan Şebekesi-Agent Ection- Bir baş ajanın yönetiminde gizli maksatlar için çalışan bir grup, şebeke.


Ajanlamak- Bir örgüte, bir kuruluşa, başka gizli servislere yerleştirilen bir kişiden bilgi almak.


Aktif Mukavemet-Active Opposition- Belirli bir operasyon bölgesindeki gizli faaliyeti önlemeye veya istismar etmeye çalışan unsurlardır.


Angaje-Recruitment- Bir şahsı, bir gizli teşkilat için çalışmaya ikna ve teşvik etmek


Ballı Tuzak- Kadın veya seks faktörü ile istihbarat tuzağına düşürmek ve bilgi almak, eylemde kullanmak.


Dezenformasyon- Uydurma ve yanıltıcı haberler üreterek yaymak.


Dublaj Yapmak- Her iki tarafa da bilgi taşımak, taraflara ihanet içinde olmak.


Espiyonaj- Yabancı bir ülkede yürütülen casusluk faaliyetidir.


Fabrikasyon- Uydurma haber üretme, sahte belge düzenleme.


Kontrespiyonaj- Espiyonaja karşı koyma faaliyeti.Bir ülkede casusluk ve benzeri gizli faaliyetler yürüten yabancı unsurların bu faaliyetlerini önlemek için yapılan karşı çalışmaların tümü.


Plant- Bir yere yerleştirilen ajan.




AHMET DAVUTOĞLU KİMDİR?



Ahmet Davutoğlu, 1959 yılında Konya'da doğmuştur.İstanbul Erkek Lisesi'nde ortaöğrenimini tamamlamış ve Boğaziçi Üniversitesi'nde eğitimini sürdürmüştür.Buradan, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ile Ekonomi bölümünden çift diplomayla mezun olmuştur.Aynı üniversitede Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora yaptı.

1990 yılında Malezya Uluslarası İslam Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak çalıştı.

1995-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi'nde çalıştı.

1999-2004 yılları arasında da Beykent Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmıştır.

2003 yılında ise büyükelçi olmuştur.

1 Mayıs 2009 tarihindeki yeni kabinede Dışişleri Bakanlığına getirilmiştir.

Yine 6 Temmuz 2011 yılında açıklanan kabinede de Dışişleri Bakanı olmuş ve hala bu görevini sürdürmektedir.


KİTAPLARINDAN BAZILARI

Stratejik Derinlik

Küresel Bunalım

Osmanlı Medeniyeti



İSTANBUL'UN FETHİNİN NEDENLERİ



İstanbul'un fethinin nedenleri şunlardır:



  1. İstanbul'un işlek kara ve deniz ticaret yolları üzerinde bulunması



  2. Asya ile Avrupa'yı birleştiren stratejik bir bölge olması



  3. Hz. Muhammed'in(SAV) İstanbul'un fethini müjdelemesi ve fethi gerçekleştiren komutanı övmesi



  4. Bizans'ın Osmanlı şehzadelerini ve Anadolu beylerini kışkırtması



  5. Bizans'ın Avrupa ülkelerini, Osmanlı'ya karşı kışkırtması



  6. Toprak bütünlüğünün sağlanmak istenmesi

MİT'E NASIL GİRİLİR?




Ülkemizde bazı kişiler hem ülkesi için verilen mücadelenin içinde olmak, hem de üst düzey bir kurumda çalışabilmek ümidiyle, MİT'in kapılarını aşındırır. Ancak girmek istenilen kurum vergi dairesi(!) olmadığı için çeşitli zorluklarla karşılaşılır.


En başta da şu soruya cevap aranır: "MİT'e nasıl girilir?" Bunun için, "Siz boşverin, zaten sizde potansiyel varsa onlar sizi bulur" gibisinden hikayeler de anlatılır. Özellikle de televizyon dünyasına kendisini kaptıranların çokça inandığı bir hikayedir bu.


Bunun için en güzel kaynak, MİT'in resmi web sitesidir. Burada birçok konuda net açıklamalar mevcut.


MİT'e girebilmek için öncelikle 4 yıllık bir üniversiteden mezun olmak gerekli. Daha sonra yabancı dil şartı aranır. MİT'e girmek isteyen adaylardan iyi bir yabancı dile sahip olması istenir. Bu yabancı dil İngilizceden Gürcüceye kadar birçok dil olabilir. İngilizce, Almanca ve Fransızca dilleri için YDS'den 80 veya üzeri puan alınmalı. Bunlar dışında kalan diller için ise YDS'den 70 veya üzeri puan alınmalı. Daha önce KPSS şartı da aranmaktaydı, ancak şu anda aranmamaktadır.

Bu arada MİT'e girebilmek için askerlik şartı da aranır, ancak bu çok da zorunlu değildir. Teşkilat, ihtiyaca göre tecilli bir kişiyi de istihdam edebilmektedir. 

Bu şartları taşıdıktan sonra başvuru yapıldığında eleme usulüyle gerçekleştirilen bir sınav süreci uygulanır. Bu sınav süreci şu aşamalardan oluşur;


1-)Yazılı ve Sözlü Sınavlar


2-)Kompozisyon


3-)Kişilik Envanteri Uygulamaları


4-)Uygulamalı Bölümler


5-)Sağlık Muayenesi


6-)Mülakat


7-)Atama

Uygulanan tüm bu süreçlerden başarılı bir şekilde çıkarsanız, artık rüyalarınızı süsleyen istihbarat dünyasına ilk adımı atmış olursunuz...

MİT'TEN DÜNYAYI ŞAŞIRTAN OPERASYON

MAHMUT YILDIRIM(YEŞİL) KİMDİR VE YAŞIYOR MU?



Mahmut Yıldırım, 1977 yılında Elazığ'daki Etibank Ferro Krom tesislerinde puantör olarak çalışıyordu. Bundan 4 yıl sonra ise devlet içinde farklı bir göreve başlamıştı. Artık gözlerinin renginden aldığı "Yeşil" ismiyle tanınıyordu.

Özellikle de Susurluk kazasından sonra ismi çok daha duyulur oldu. Önceden doğu bölgesinde yaygınken ismi, artık tüm Türkiye'ye yayılmıştı. 

Susurluk soruşturmasında adının sıkça geçmesine rağmen hiç bir zaman yakalanamadı. Dönemin başbakanı Mesut Yılmaz, Yeşil'in öldürüldüğünü açıkladıysa da bu çoğu kişi için inandırıcı olmamıştı. Nitekim bu çoğunluk, haklı da çıkmıştı. Çünkü kısa bir süre sonra İHD Başkanı Akın Birdal'ı vuranların arkasındaki ismin, Yeşil olduğu yönünde güçlü kanaatler mevcuttu.

Susurluk raporunda Yeşil'in önemli bir yer tuttuğunu belirtmiştik.Tam 12 sayfa Yeşil'le ilgiliydi. Bir dönem JİTEM'de, bir dönemde MİT'te görev yaptığı anlaşıldı. JİTEM komutanı Ahmet Cem Ersever'in öldürülmesinde de Yeşil'in parmağı olduğu düşünülüyor.

Apo'ya, Suriye'de suikast düzenleyecek ekibin başında olduğu yönünde de güçlü deliller mevcut.

Sabancı suikasti sanıklarından DHKP/C'li Mustafa Duyar'ın Şam Büyükelçiliği'nden Türkiye'ye getirilmesinde rol aldığı da söyleniyor.

Uzun süredir konuşulan bir isim. Hakkında birçok iddia ortaya atılmakta. Bugün merak edilen soru ise:"Yeşil yaşıyor mu?Çoğunluğun bu konudaki görüşü: "Yaşıyor..."

24 Ocak 2012 Salı

GAFFAR OKKAN KİMDİR?



Gaffar Okkan, Sakarya'nın Hendek İlçesinde 1952 yılında doğdu. İlk ve ortaokulu bitirdikten sonra Polis Enstitüsü'ne girdi ve buradan 1970 yılında mezun olarak göreve başladı. 

Sırasıyla İzmir, Eskişehir, Urfa ve son olarak Diyarbakır'da görev yaptı. Başarılı bir polisti. Gittiği her yerde adından söz ettirmişti. Özellikle de son görev yeri olan Diyarbakır'da. Gaffar Okkan'ın Diyarbakır'a tayini çıktığında bölge, PKK ve Hizbullah terörüyle kaynıyordu. 

Böylesi bir dönemde bölgeye geldi ve terör örgütlerine karşı büyük mücadeleler verdi; özellikle de Hizbullah'a karşı. Hizbullah'ın birçok hücre evine ve silah deposuna baskın düzenletti. Bu baskınlar sonucu örgüte büyük kayıplar verdirtti. Hüseyin Velioğlu'nun Beykoz'daki villasına yapılan baskında büyük rolü vardı. Kısaca, örgütün çözülmesinde çok önemli rol aldı

Gaffar Okkan'ın bu başarısı birçoklarını rahatsız etmişti. Nitekim bunun sonucunda, Gaffar Okkan 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında kimliği belirsiz kişilerce korumalarıyla beraber pusuya düşürülmüş ve şehit olmuştu. Bu suikast, bugüne kadar net olarak çözülebilmiş değil.

21 TEMMUZ 1946 SEÇİMLERİ




21 Temmuz 1946 tarihinde "büyük usülsüzlükler"le gerçekleştirilen seçimlerin sonuçları şöyledir:


Cumhuriyet Halk Partisi, yüzde 85 oy oranı ile 395 milletvekili çıkarttı.


Demokrat Parti, yüzde 13 oy oranı ile 66 milletvekili çıkarttı.


Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk çok partili seçimi olan 1946 seçimleri, açık oy gizli sayım gibi hukuki olmayan yöntemlerle yapılmıştır.

BALTALİMANI ANTLAŞMASI

Osmanlı Devleti'nin 1800'lü yıllarda Mısır valisi Mehmet Ali Paşa ile önemli bir sorunu vardı.Osmanlı Devleti, bir türlü başa çıkamadığı Mehmet Ali Paşa'ya karşı İngiltere'nin desteğini alma yoluna gitti.İngiltere'de bu yakınlaşmaya olumlu baktı.İki ülke arasındaki bu yakınlaşmanın sonucunda bir ticaret anlaşması yapmaya karar verdiler.Bu ticaret anlaşması Baltalimanı Antlaşması adıyla 1838 yılında yapıldı.Ancak bu antlaşmanın Osmanlı Devleti'ne faturası ağır olmuştur.Nitekim bu antlaşmayla:
1-)Osmanlı pazarında yabancı malların ağırlığı artmıştır.
2-)Osmanlı Devleti ekonomik olarak dışa bağımlı hale gelmiştir.
3-)Ülkede uygulanan iç gümrük vergili yabancılardan alınmamıştır.Bu da, yerli tüccarların yabancı tüccarlarla rekabetini zorlaştırmıştır.
Bunun tek olumlu sonucuysa; Osmanlı Devleti verdiği imtiyazlarla Mehmet Ali Paşa'ya karşı İngiltere'nin desteğini kazanmıştır.

12 EYLÜL DARBESİ ÖNCESİ VAZİYET

1 Şubat 1979
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.

10 Eylül 1979
Türkiye İşçi Parti'li Ceyhun Can öldürüldü.

19 Eylül 1979
Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş öldürüldü.

3 Aralık 1979
MHP'li yazar Kemal Fedai Coşkuner kurşunlanarak öldürüldü.

7 Aralık 1979
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil öldürüldü.

11 Nisan 1980
MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, Devrimci Sol militanları tarafından öldürüldü.

24 Haziran 1980
MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok kızıyla birlikte öldürüldü.Bu arada Altınok'un kızı 16 yaşındaydı.(THKP-C/MLSPB bu eylemi şöyle üstleniyordu: "Rami'de Gaziosmanpaşa MHP İlçe Başkanı Emekli Binbaşı Ali Rıza Altınok ile MHP kadın kolları başkanı Fahriye ve Nilgün Altınok'u ölümle cezalandırdık."Ölümle cezalandırdık dediği; 16 yaşındaki Nilgün Altınok'un suçu, Ali Rıza Altınok'un kızı olması mıydı?Dünya'nın dörtte üçünü "faşist" olarak görenlerin bu yaptığı bir nevi faşizm değildir de nedir?)

15 Temmuz 1980
CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu öldürüldü.

19 Temmuz 1980
Eski Başbakan Nihat Erim, Dev-Sol militanları tarafından öldürüldü.

22 Temmuz 1980
Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türker, silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

12 EYLÜL DARBESİNİ DIŞ BASIN ALKIŞLAMIŞTI!



New York Times, "Türkiye'de ordu, cumhuriyet ve demokrasinin bekçisidir." dedi.



İngiltere'de Sunday Telegraph, "Eğer ordu bu sefer de düzeni sağlarsa hem Türkiye'de hem de tüm Batı'da minnetle anılacaktır."



Almanya'nın Sesi, "Türkiye'deki durum NATO'da olumlu karşılandı."



ABD basını, Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu bir şekile çözümlenmesi konusunda umutların güçlendiğini yazdı.



BBC: "Yeni yönetimin Türkiye'ye huzur getireceğine herkes inanıyor."



Lüksemburg radyosu, "Ordu hükümeti devirmei, sokaktan topladı." dedi.



CEM ERSEVER


TBMM Faili Meçhul Siyasal Cinayetleri Araştırma Komisyonu, çalışmaları sırasında Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in cinayetiyle ilgili ipuçlarının üzerine de gitti.Avukat Emin Er, 23 Şubat günü komisyona şu bilgileri verdi:"Ersever ile liseden bir arkadaşım aracılığıyla tanıştım.Kendisi tutuklanıp hapse atılmaktan korkuyordu.Arnavutluk ya da Suriye'ye geçip ömrünün bundan sonrasını buralarda geçirmek istediğini söylüyordu.Mesut Barzani ile yakın ilişkisinin bulunduğunu ve onun evinde misafir olarak kaldığını belirtti.Ersever'den sonra ölü bulunan sevgilisi Neval Boz, Suriye İstihbarat Teşkilatı El Muhaberat'ta bir süre çalışmış.Daha sonra Ersever onunla ilişki kurmuş.Neval Boz, El Muhaberat'ta çalışırken Abdullah Öcalan'ın sekreterliğine verilmiş.Böylece El Muhaberat Öcalan'ı gözetim altında tutmuş.JİTEM bu arada Neval Boz ile ilişki kurmuş ve Öcalan'ın faaliyetleri hakkında bir yıl boyunca bilgi almış.Neval Boz daha sonra Suriye'den Türkiye'ye kaçınca Suriye İstihbarat Teşkilatı peşine düşmüş.Barzani'den Talabani'ye,Suriye İstihbarat Teşkilatı'ndan Irak İstihbarat Teşkilatı'na, hatta Saddam'a kadar pek çok kişi ve kuruluşla girit ilişki içindeydi.Bu çevrelerden kendisine verilen pek çok hediye vardı."(14.05.1994)


EFSANE KOMUTAN EŞREF BİTLİS




Olayla ilgili resmi açıklamada, uçağın anti-buz sisteminin çalışmaması sonucu düştüğü belirtildi, ancak uçağın buz çözücülerinin çalışmaması halinde bile eksi 60 derecede en az 29 dakika arıza yapmadan uçabileceğinin ortaya çıkması, kazayla ilgili sabotaj kuşkuları yarattı.(17.02.1994)

17 Ocak 2012 Salı

DEMOKRAT PARTİ'NİN İCRAATLARI

Demokrat Parti, siyasi tarihimizdeki önemini her daim korumuştur.
Bu önemi kazanmasında en önemli etkenlerden biri de, çok partili siyasi rejimimizin ilk hükümeti olmasıydı.
Gerçi 1946 seçimleriyle çok partili bir rejime adım atmıştık.
Ancak yapılan usulsüzlükler(açık oy gizli tasnif vs. gibi) bu seçimlerin meşruiyetini zayıflatmıştır.
Bu yüzden ben ve benim gibi düşünen birçok kişi, çok partili rejime geçiş tarihi olarak 1950 seçimlerini kıstas alır.
Neyse...
1950 seçimlerinden sonra iktidara gelen Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 darbesine kadar ki 10 yıllık süreçte Türkiye için önemli hizmetlerde bulunmuştu.
Neydi bu hizmetler?
Hatırlayalım bakalım...
DP, Van'da 33 köylüyü kurşuna dizen Mustafa Muğlalı'yı tutuklamıştır.
DP, Osmanlı hanedanına sahip çıkmıştır.Bunun üzerine ilk gelen hanedan üyeleri Abdülhamit'in eşi ve kızıdır.Menderes bizzat bu işin üstüne düşmüştü.Hatta eşi de.Eşi Berrin Hanım, Abdülhamit'in eşinin ve kızının kaldığı evin kirasını ödemiştir.
DP, ülkedeki traktör sayısını 2000'den 32000'e çıkarmıştır.
DP, 1957 yılında ilk Darphaneyi açmıştır.Bundan önce paralarımız nerede basılıyordu?İngiltere'de...
DP, şeker fabrikaları kurmuştur.
DP, petrol rafinerleri kurmuştur.
DP, İPRAŞ(TÜPRAŞ)'ı kurmuştur.%50 yabancı ortakla.
DP, yaptığı çalışmalar ve imzaladığı anlaşmayla Türkiye'ye, gerekli gördüğü zaman Kıbrıs'a müdahale etme hakkını kazandırtmıştır.Hatta 1974 yılında da adaya bu madde sayesinde çıkartma yaptık.
DP, 1955 yılında Nükleer tesis için ABD ile anlaşma yapmıştır.Bugün Türkiye'nin hala nükleer tesisi yok.
DP, üniversiteler için ayrılan ödeneği 10 katına çıkarttı.
DP, Erdemir'i kurdu.
DP, okullar açtı.

ADNAN MENDERES VE CELAL BAYAR

Adnan Menderes, İzmir'de öğrencilik yıllarında okulundan rahatsızdı.
Rahatsızlık duymasının nedeniyse, okulunun misyonerlik faaliyetlerinde bulunması.
Bu duruma bir süre sonra katlanamadı ve buna engel olmak için harekete geçti.

Bunun için de İttihatçıların İzmir'deki merkezine gitti ve şikayetini yaptı.
Adnan Menderes'in burada şikayetini yaptığı görevli ise Celal Bayar'dı.
Yani ileride yollarının kesişeceği ve birlikte ülkeyi yönetecekleri kişi.
Ne garip değil mi?...

**
Adnan Menderes ve Celal Bayar birlikte kader ortağıydılar.
Beraber Demokrat Parti'yi kurmuşlar ve CHP'nin iktidarını sonlandırmışlardı.
Yine beraber Türkiye'yi dönüştürme sürecini başlatmışlar ve kısmen de olsa başarmışlardı.
Son olarak da 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra beraber yargılanmış ve idama mahkum edilmişlerdi.
Celal Bayar, yaşından ötürü "affedilmiş", Adnan Menderes ise asılmıştır.
Bu iki siyaset adamanın, İzmir'de İttihatçıların merkezinde kesişen yollarını ölüm ayırmıştı.

15 Ocak 2012 Pazar

TİMES'IN 12 EYLÜL KEHANETİ




Times gazetesi, 12 Eylül 1980 günü başyazısında bir kehanette bulunmuştu;Türkiye'de her an bir askeri darbe olabilir.


Bu kehanetinin gerçekleşmesi için fazla zaman da geçmedi.


Aynı gün darbe gerçekleşmiş ve asker yönetime el koymuştu.


İşte Times'ın o baş yazısı şöyleydi:


"Türkiye'de askeri darbelerin belli zamanları varsa, şimdi de bir askeri darbe her an beklenebilir.Yirmi yıl önce, 1960'da kargaşayı önlemek için müdahalede bulunmuş ve sonra iktidarı yine güçlü ve güvenilir hükümete kavuşturmak için yine müdahale etmek zorunda kalmışlardır.O zamandan beri peşpeşe gelen hükümetler, Türkiye'nin işlerini yönetmekte gösterdikleri becerisizlikle birbirlerini izlemişlerdir.Bunun sonuncusu da dokuz aydır iktidarda bulunan Demirel'in azınlık hükümetidir.


Şimdi sorun, Türkiye'de insanı dehşete düşüren şiddet olaylarının orduyu yine müdahale etmek zorunda bırakıp bırakmayacağıdır.Bu yıl, bugüne kadar siyasi düşmanlıklar yüzünden 1500 kişi öldürülmüştür.Geçen hafta, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, durumu tam olarak tarif etmiştir: "Terör ve anaerşi"-"Herkes milli birlikten söz ediyor, maalesef kimse bunu sağlayamıyor." demiştir.


Geçmişte iki kere Türkiye'yi yönetmenin sorunlarının tecrübesini geçirmiş olan ordu, zorda kalmadıkça böyle bir yükü sırtlanmayı pek istememektedir."

AFYON SAVAŞI











Çin, 17. yüzyılda kapalı bir ekonomiye sahipti.


Bundaki en büyük sebepse kendi kendine yeterli olmasıydı.


Dışarı açılan tek kapısıysa Canton Limanı'ydı.


Burada özellikle de İngiltere etkili bir ticaret gerçekleştiriyordu.


İngiltere, değişik ülkelerden ithal ettiği afyonu kaçak yollardan Çin'e satıyordu ve bu ticaretten önemli kazançlar elde ediyordu.


Çin, bir süre sonra halkın sağlına zarar verdiği gerçekçesiyle afyon kullanımını yasakladı.


İngiltere bu kazancından olmak istemedi ve afyon ticaretine devam etti.


Çin de buna karşılık Canton Limanı'ndaki tedbirleri arttırdı.


Bu karşılıklı restleşmelerin sonucun da, 1839 yılında Çin ile İngiltere "Afyon Savaşı" başladı.


Savaş iki yıl boyunca devam etti ve Çin'in yenilgiyi kabullenmesiyle son buldu.


Savaş sonucunda ise, Çin kapılarını dış dünyaya ve "afyon"a açtı.

























"VERGİ GELECEĞİMİZİN TEMİNATIDIR."





Vergiler, dünya üzerindeki birçok ülke için büyük önem arz eder.

Çünkü, ülkelerin en yüksek gelir kalemlerinden biridir.

Hal böyle olunca etkin bir şekilde vergi toplamak gerekir.

Şimdi, etkin bir vergi toplama sisteminin önemini bir örnekle açıklayalım.

Türkiye'nin de üyesi olduğu OECD ülkeleri arasında yapılan değerlendirme sonucu, vergi oranları ülke milli gelirlerinin ortalamasının yaklaşık yüzde 35 olduğu saptanmış.

Bu oran Türkiye'de ise yüzde 25.

Ne demek bu?

Şu demek; etkin bir şekilde vergi toplayamamanın sonucu oluşan kayıt dışı ekonomi.

Kayıt dışı ekonomi demişken...

Ülkemizde şu anda çalışan nüfusun yüzde 43,5'i kayıt dışı.

Yani hiçbir sosyal güvencesi yok.

14 Ocak 2012 Cumartesi

FRANSA VE SOYKIRIM



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ermeni soykırımını inkarını suç sayan" yasa tasarısı nedeniyle Fransa'ya önemli göndermelerde bulunmuş ve bu göndermelerden birinde şunları demişti: "Daha önce Cezayir'de sonra Ruanda'da binlerce insanın katledilmesinde Fransa'nın rolü hiç tartışılmıyor.Soykırım görmek isteyenler dönsünler ve kendi kirli kanlı tarihlerine baksınlar."
Bu sözlerden, "Biz yaptık ama siz de yaptınız.İki ülke için de en iyisi bu konuları açmamak." anlamında bir sonuç çıkartmak yanlış olur.
Buradan çıkartılabilecek en doğru şey, "Tecavüzcüden ahlak dersi alınmayacağı"dır.

Şimdi meseleye gelelim.
Cezayir ve Ruanda soykırımı.
Üstüne söyleyenecek o kadar söz var ki...
Hiçbir kelime oralarda yaşanan acıları tarif edemez.
Ben burada Ruanda soykırımının üstünde duracağım.
Ve önemli bir tanığın bu soykırım üstüne hissettiği duygularla başlayacağım.
O isim, Fransa eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand.
Mitterrand, Ruanda soykırımıyla ilgili "O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli değil" açıklamasında bulunmuştu.(Le Figaro, 12 Ocak 1998)
İnsanın nasıl da kanını donduruyor değil mi?
Şimdi de sözü 1992 yılında Ruanda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları'nı eğitmek için bölgede bulunan Thierry Prungnaud'a bıraklım:
"1992 yılında Fransız askerlerinin Ruandalı sivil milislere atış eğitimi verdiğini gördüm."
Hiç şaşırmayın.
Libya'ya "insani" amaçlarla müdahalede bulunan Fransa'dan bahsediyoruz!


TÜRKİYE VE BÜYÜYEN EKONOMİSİ

Türkiye ekonomisi, son 10 yıldır önemli ilerlemeler kaydetti.
10 yılın altını çiziyorum.
Çünkü, birçok başarı ve bu başarıların sonucunda elde edilen rekorlar bu süreç içerisinde oldu.
En tazesinden bir örnek vermek gerekirse; 2011 ihracat rakamları.
2011 yılına ait ihracat rakamları TİM tarafından açıklandı ve
ülkemiz 134,6 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek bu alandaki tarihi rekorunu kırdı.
İhracat yapan il sayısı 10 yıl öncesine göre 3 kattan da fazla arttı.
Bu çok önemli bir başarıydı.
Yine bir örnek daha vermek gerekirse; büyüme rakamları.
Ülkemiz, 2011 yılının ilk üç ayında yüzde 11 büyüyerek Çin'i bile geçti ve dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu.
Bu durum kişi başına düşen geliri de arttırdı.
10 yıllık süreçte, bu gibi ekonomik başarılara daha birçok örnek sayabiliriz.
Ancak, bu kadarı yeterli sanıyorum.
Peki, "Herşey güllük gülistanlık" mı diyoruz?
Hayır...
Ekonomimiz birçok konuda önemli başarılar elde etmesine karşın bugün önemli yumuşak noktaları var.
Bunlardan biri son zamanlarda üzerinde önemle durulan cari açık, diğeri ise yüksek miktarlara ulaşan sıcak para.
Yüksek cari açık, her ne kadar enerji ithalatına dayandırılsa da bugün dünyada birçok ülke, enerji ithalatı gerçekleştirmekte.
Sorunu salt bu iki sebebe indirmek aşırı kolaycılık olur.
Bir diğer mesele ise, sıcak para şişkinliği.
Ekonomideki açığı kapatmak için sıcak para güzel bir destekçi olabilir.
Ancak ne var ki; sıcak para çok kolay kaçar.
İşte o zaman da büyük felaketleri beraberinde getirir ülke ekonomimiz için.
Hazır konu açılmışken sıcak parayla ilgili ATO'nun yaptığı şu çıkarımı da iletmek isterim.
"Sıcak para son 8 yılda Türkiye'de kazandığı getiriyi, Japonya'da 190 yılda, ABD'de 79 yılda elde edilebilir."