31 Ekim 2012 Çarşamba

KARABAĞ SORUNU


Azerbaycan ile Ermenistan arasında uzun yıllar boyunca süregelen “Karabağ sorunu” nedir?
Ermenistan ordusunun birçok Azeri vatandaşını katlederek işgal ettiği Karabağ'daki dramı dünya nasıl görmezden geldi?
Uğur Mumcu'nun, 4 Nisan 1992 günü Milliyet gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı “Karabağ Dramı” başlıklı yazısı, konu hakkında geniş bir bilgi vermekte. İşte Mumcu'nun o yazısı:

BÖLGEMİZDE yaşanan olaylar, etnik kargaşaların savaşa ve teröre dönüştüğünü gösteriyor. Çeşitli soy ve etnik gruplar arasındaki kargaşalar orman yangınları gibi büyüyor.
Ortadoğu'daki mezhep çatışmalarını, Yugoslavya'daki iç savaş izledi; Yugoslavya'daki iç savaşı, Bosna-Hersek olayları; Bosna-Hersek olaylarını, Azeri-Ermeni çatışması izliyor; Azeri-Ermeni çatışmasını da Türkiye'de PKK eylemleri.
Birtakım karanlık güçler, Türkiye'de bir "Türk-Kürt savaşıçıkarmaya çalışıyor.
Nereye bakarsanız bakın bir etnik kaynaşma görüyorsunuz.
Karabağ'da Ermeni çetelerinin Azeri köylerinde yaptıkları toplu kıyımlar yaşanıyor.
"Karabağ" İstanbul Üniversitesi'nde şimdiden sağ ve sol öğrenci kesimleri arasında anlamsız silahlı çatışmalara yol açıyor!
Karabağ, 1905 yılında da Azeriler ile Ermeniler arasında çatışmalara neden olmuş, aynı uyuşmazlık 1917 Sovyet Devrimini izleyen yıllarda da yaşanmıştı. Olay, yeni değil, geçmişi var.
"Karabağ" Azeriler ve Ermeniler arasında olduğu gibi bugün de temel sorunlardan birini oluşturuyor.
Azeri-Ermeni çatışması yakın tarihte yaşanan olaylardan da kaynaklanıyor.
1918 yılında imzalanan "Mondros Mütakeresi"nden hemen sonra Azerbaycan'ı ele geçiren İngilizler, Karabağ'ı Azerbaycan'a bağladılar.
Bu karar, Ermenilerce tepkiyle karşılandı.
Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan arasında 1922 yılında kurulan "Transkafkasya Sovyet Federe Sosyalist Cumhuriyeti", Sovyetler'e katıldı.
Bu cumhuriyetin ömrü fazla uzun olmadı. 1936 yılında da Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan; Sovyet cumhuriyetlerine dönüştüler.
"Nahçıvan", Azerbaycan'a Türkiye ile Rusya arasında imzalanan 28 Mart 1921 günlü Moskova Anlaşması ile bırakılmış, anlaşmanın 3.maddesiyle "Azerbaycan'ın himayesinde muhtariyete haiz bir arazi" statüsü tanınmıştı.
Nahçıvan'ın özerkliği 21 Ekim 1921 tarihinde Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan Cumhuriyetleri ile TBMM hükümetinin imzaladığı Kars Anlaşması ile de doğrulanmış ve özerklik anlaşmayla da güvenceye alınmıştı.
"Nahçıvan" ve "Karabağ" Azerbaycan'a bağlı özerklik statülerini son yıllara kadar korudular.
Ermeniler, bütün bu gelişmelere karşın Karabağ üzerindeki isteklerinden hiç vazgeçmediler.
1989 yılında Karabağ'ın özerklik statüsünden çıkarak, Azerbaycan'a bağlı bir komite tarafından yönetilmesi kararı alınmasından sonra, Ermeni saldırıları yoğunlaştı.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Ermeniler, Azerbaycan'a bağlanan Karabağ'ı ele geçirmek için son saldırıları artırdılar.
Karabağ, birkaç gün önce tümüyle Ermenilerin eline geçti.
Devletler hukuku açısından bugün Karabağ'da yaşanan bir "işgal" olayıdır. İşgalci ise Ermeni milis çeteleri değil, doğrudan doğruya Ermenistan Cumhuriyeti'dir.
Bu işgalin, Saddam'ın Kuveyt'i işgalinden de farkı yoktur.
Bütün dünyanın bu işgale hep birlikte karşı çıkması gerekir. Bu işgale ve toplu kıyımlara seyirci kalınırsa; yarın, bu saldırılar yeni yeni sorunlara yol açabilir.
Ermenilerin bütün dünyada kamuoyu oluşturacak güçlü "lobileri" olduğu biliniyor.
Gerçi, kısa adı AGİK olarak bilinen "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı"nın Prag'daki son toplantısında "ateşkes" kararı alınmıştır. Ancak bu kararın AGİK'e yeni katılan Ermenistan tarafından nasıl uygulanacağı henüz belli değildir.
Ermeni lobileri, geçmiş acı örneklerde görüldüğü gibi bu olayları, dünya basınına, olduğundan başka türlü sunarlar.
Şovenizm geçerli bir siyaset olursa, bu siyaset hemen terör yöntemlerine başvurur, hem de propaganda teknikleri kullanır. Terörizmin bu biçimi Batı kamuoylarından da destek de sağlar.
"ASALA" örneğinde gördük; ASALA, yurt dışındaki temsilciliklerimize ve diplomatlarımıza silahlı saldırılar düzenledi. Dünya kamuoyu, bu saldırılar karşısında utanç verici suskunluğa gömüldü, bu terör örgütü Batılı başkentlerde karargah kurabildi.
Ortadoğu'da, Kafkaslar'da ve Orta Asya'da yeni dengeler oluşuyor.
Etnik terörü de, yaşanan kanlı kargaşaları da bu bağlamda görmek ve uygar insanlık adına; Vietnam'daki Amerikan, Afganistan'daki Sovyet, Kuveyt'teki Irak ve Karabağ'daki Ermenistan işgallerinin aynı terazilerde tartmak ve bütün bu işgaller konusunda aynı ölçüleri ve değer yargılarını kullanmak gerekir.

NOT: Milliyet gazetesinin 04.04.1992 tarihli nüshasından alınmıştır.


Mehmet Eymür'den Önemli Açıklamalar


Bir dönemin önemli isimlerinden olan emekli MİT görevlisi Mehmet Eymür, TVNET'te Ferhat Ünlü'nün sunduğu İstihbarat programının konuğu oldu.

Sabah Gazetesi Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek'in de katıldığı programda Mehmet Eymür, Milli İstihbarat Teşkilatı'nda görev yaptığı dönemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

MEHMET EYMÜR KİMDİR?

Programın başında Mehmet Eymür'ü tanıtan kısa bir VTR yayınlandı. Eymür, yayınlanan VTR'de şu şekilde tanıtıldı: "Mehmet Eymür... Milli İstihbarat Teşkilatı'nda uzun yıllar kritik görevlerde bulunmuş çok önemli bir isim. Türkiye'nin istihbarat ve güvenlik tarihinin son yarım yüzyılındaki pek çok gelişmenin yakın tanığı. Eymür, 1960'ların başında girdiği MİT'te pek çok operasyonda rol aldı. Takip memurluğundan Kontrterör Merkezi Başkanlığı'na kadar yükseldi. CİA'ye çalışan Sabahattin Savaşman'ı yakalayan ekipte yer aldı. 12 Mart Muhtırası'ndan sonra adı işkenceyle özdeşleşmiş; Ziverbey Köşkü'nde sorgulamalara katılmış. Hiram Abas'la girlikte THKPC lideri Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere Operasyonu'nda yer aldı. Behçet Cantürk ve Dündar Kılıç'ın gözaltına alınıp sorgulandığı Babalar Operasyonu'nu başlattı. Kamuoyunda 1. ve 2. MİT Raporları olarak bilinen istihbarat raporlarını yazdı. PKK lideri Abdullah Öcalan'a yönelik iki ayrı suikast girişimini yönetti. Susurluk kazasından sonra emniyetteki Mehmet Ağar ekibinin faaliyetlerini anlattı, kendisi de emniyetteki ekip tarafından Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ı kullandığı için eleştirildi. Mehmet Eymür, eski arkadaşı Şenkal Atasagun MİT Müsteşarlığı'na getirildikten sonra Washington'a atandı. Daha sonra MİT'ten emekli oldu ve Türkiye döndü. Ergenekon Davası'nda tanık olarak dinlendi. Eymür, bütün bu yönleriyle Türk istihbarat tarihinin en tanınmış isimlerinden biri, belki de birincisi...."

MEHMET EYMÜR HİRAM ABAS'I ANLATIYOR

Ferhat Ünlü, Mehmet Eymür'e, 26 Eylül 1990'da suikaste uğrayan ve yakın bir ilişkisi olduğu Hiram Abas'ı sordu. Mehmet Eymür, çalışma arkadaşı Hiram Abas'la ilgili şunları söyledi: "Hiram Bey lafını esirgemeyen ve çok düzgün bir insandı. Bazı insanlar onun isminden rahatsız olurlardı; Ermeni mi, Yahudi mi diye soranlar olurdu. Onun dedesi mason olduğu için bu ismi koymuş. O, bundan gocunmadı. Çünkü özgüveni olan bir insandı. Tam ismi aslında Mustafa Hiram Abas. Ama Hiram denilmesinden hiç rahatsız olmazdı. Çünkü masonlukla da hiçbir ilgisi yoktu. Sporcu bir insandı. Gençliğinde Fransa'da okurken ailesinin yükünü azaltmak için profesyonel boks müsabakaları yaparak geçimini sağlıyordu. Ayrıca benim kardeşim olmadığı için bir 'abi' gibiydi benim için. Yurtdışından döndüğümde ilk gelip hudutta beni karşılayan Hiram Bey'di. Başkalarının yanında resmi konuşurduk, ama beraber olduğumuz zaman 'abi' diye hitap ederdim."

HİRAM ABAS'I KİM ÖLDÜRDÜ?

Mehmet Eymür, Hiram Abas'ın suikast sonucu ölümüyle ilgili olarak da, "Hiram Bey'in belli bir mevkiye gelmesini arzu etmeyen insanların yaptığını söylemek mümkün" diye konuştu.

ZİVERBEY KÖŞKÜ SORGULAMALARI

Ferhat Ünlü, "12 Mart 1971'deki muhtıranın ardından yaşanan Ziverbey Köşkü sorgulamaları... Bu sorgulamaların işkenceli sorgulamalar olduğu söylendi. Siz de o köşkte bulunuyordunuz. Bu işkenceli sorgulamalar neydi?" sorunu yöneltti. Mehmet Eymür bu soruya karşılık, "Sorgu ile işkenceyi ayırmak lazım. Orası bir sorgu bürosu zaten. İstanbul'da Merkez Komutanlığı doluydu, Emniyet doluydu, her yer de tutuklular vardı. Bir tek Ziverbey değil" diye konuştu. Mehmet Eymür konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Ben iyi bir sorgucuydum. Sorgu zaten pek böyle iç açıcı, oturup da sohbet masasında yapılan, bir şey değil. Bir hücre gibi küçük bir odada kalıyor, kimseyle konuşmuyor, tuvalete bile kontrollü gidiyor. Bu zaten normal bir insan için bir işkencedir. Kesinlikle söyleyebilirim ki, zaman zaman bu tip aşırı davranışlar da bulunan insanlar oldu."

ŞEMDİN SAKIK NASIL YAKALANDI?

Mehmet Eymür, Şemdin Sakık'ın yakalanmasıyla ilgili olarak da önemli açıklamalarda bulundu: "Şemdin Sakık Barzani'ye sığınıyor. Barzani'nin resmi yayınladığı belge var. Şemdin Sakık bize sığınmıştır, Abdullah Öcalan'la görüş ayrılıkları olduğu için diye. Ondan sonra da Barzani bize verdi. Bizimkiler de gidip aldılar. Aynı Abdullah Öcalan'ın Kenya'da bize verilmesi gibi. Gidip de bir operasyonla alınma diye bir şey yok."


"MAHMUT YILDIRIM'I YURT DIŞINDA KULLANDIK"

Ferhat Ünlü, Mehmet Eymür'ün, "Mahmut Yıldırım'ı yurt dışında kullandık" demesi üzerine, "Nerede kullandınız?" diye sordu. Mehmet Eymür de, "Suriye'de kullandık, Lübnan'da kullandık" dedi.

NOT: Programın tamamını TVNET'in internet sitesinden izleyebilirsiniz.

Kurtlar Vadisi Suriye Çekilecek mi?


Türkiye'nin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi Pusu'nun senaristleri Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan Kanal 24'te Yiğit Bulut'un sunduğu "Sansürsüz" programına konuk oldu.

Yayınlandığı 10 yıl boyunca milyonları ekranlara kilitleyen Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin bu kamera arkasındaki kahramanları, diziye dair önemli açıklamalarda bulundu.

KURTLAR VADİSİ SURİYE ÇEKİLECEK Mİ?

Yiğit Bulut'un, son günlerde sıkça konuşulan, "Kurtlar Vadisi Suriye filmi çekilecek mi?" sorusuna karşılık Bahadır Özdener şunları söyledi: "Biz düşünüyoruz, çalışıyoruz da Kurtlar Vadisi Suriye eksenli bir şey. Ama söylemek istediğimiz şeyler daha çok meselenin arka planını anlatmak olacak. Bunu da dizide zaman zaman anlatıyoruz. Haricen bir şey anlatmamız bir fikir ya da bir inanç doğrultusunda olursa tabi ki anlatırız. Bizim anlatmaktan çekineceğimiz bir konu yok. Sadece şu anda dizide anlattığımız yeterli geliyor. Ama dizide anlatılmayacak kadar tehlikeli bir şeyler anlatmak istersek hemen filme yöneliriz. Yani sinemayı bir mecra olarak kullanırız."

Cüneyt Aysan ise bu soruya karşılık, "Aynı oyuncuları hem dizide hem de filmde kullanmak çok yorucu. Biraz da onların fikrini almak lazım" cevabını verdi.

"GLADİO YENİ BİR ŞEKİL ALIYOR"

Bahadır Özdener, Gladio ile ilgili olarak, "Bugün gelinen nokta eski Gladio'nun nasıl yeni Gladio şeklini aldığını gösteriyor. Biz eski Gladio'yu öyle ya da böyle tanımlıyorduk. İngiltere, Amerika, Rusya, İsrail, Almanya, Fransa, Türkiye'deki nüfuz çatışmasından vazgeçmediği sürece Gladio yeni bir şekil alacaktır" açıklamasını yaptı. Özdener konuşmasına şöyle devam etti: "Biz 2023 projeksiyonu, 2053 projeksiyonu, 2071 projeksiyonu sunarken dünya da buna çalışıyor. Dünya'nın çeşitli güçleri de buna çalışıyor. "

Yiğit Bulut'un, "Sizin bir tarikatla ilginiz var mı?" sorusuna karşılık Bahadır Özdener, "Raci ve Necati Beylerin büyük babaları Elazığ'da bir misyon sahibi. Dolayısıyla da kendileri de aynı zamanda büyük bir ailenin evlatları. Bu tarikat meselesi aldı başını yürüdü. Halbuki kendi öz kimlikleridir. Yani ailelerinin sahip olduğu bir misyon" açıklamasını yaptı.

VADİ OPERASYONU'NU KİM BAŞLATTI?

"Aslan Bey'e kütüphanede operasyon başlasın diye mesaj gönderen kimdi?" sorusuna karşılık Bahadır Özdener, yeni bölümlerde bunu işlediklerini ve dikkatli seyircilerin bunu yakalayacaklarını belirtti.

NOT: Programın tamamını Kanal 24'ün internet sitesinden izleyebilirsiniz.

Kurtlar Vadisi'nin Senaristleri Merak Edilen Soruları Cevapladı

Türkiye'nin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi Pusu'nun senaristleri Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan Kanal 24'te Yiğit Bulut'un sunduğu "Sansürsüz" programına konuk oldu.


Yayınlandığı 10 yıl boyunca milyonları ekranlara kilitleyen Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin bu kamera arkasındaki kahramanları, diziye dair önemli açıklamalarda bulundu.



KURTLAR VADİSİ'NİN ŞİFRELERİ

Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan programın başında Kurtlar Vadisi'nin doğuş hikayesini anlattı. Ardından yeni sezonun ilk bölümünde yer alan (Başkan'ın öldürülmesinin ardından) Polat Alemdar ile Eşref Bey'in konuşma sahnesi ekrana getirildi. Yiğit Bulut, sahnede ne anlatılmak istendiğini sordu. Bahadır Özdener buna karşılık, "Benim için orada en çarpıcı başlık, Türkiye bölgesel güç olmak zorunda. Bu bir tercih, bir politika, bir bakış açısı değil. Zamanın ruhunun, bölgesel şartların, küresel şartların bize dayattığı bir gerçek. Ya var olacağız ya da yok olacağız. Var olmanın da yegane şartı bölgesel güç olmamız. Bunu biz tekrar tekrar dizinin içerisinde vurguluyoruz" diye konuştu. Özdener konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Türkiye içerisinde bu ikiye bölünen bir konu. Kendi kendimize yetelim bir politika, bölgeye yetelim bir başka politika. Ben burada bir senarist olarak vurgulamak istiyorum ki, bu bizim tercihimiz doğrultusunda bir karar değil. Bu bizim yapmak zorunda olduğumuz bir husus."

KURTLAR VADİSİ FİLİSTİN'E YABANCI BASININ TEPKİSİ

Bahadır Özdener, Kurtlar Vadisi Filistin filmiyle ilgili olarak dış basının tepkisine de değindi: "Filistin filminin basın gösteriminde herkes çeşitli sorular soruyor, fakat soruların hepsi İsrail'le ilgiliydi. 60 yıldır 80 yıldır orada bir mesele var ve bu Filistin eksenli bir mesele. BBC muhabiri bir soru sordu: 'Siz bu filmi para için mi yaptınız?' Ben de evet para için yaptık, çok fazla para var bu işte dedim. Oradaki basın mensuplarının da basın mensupluğundan ziyade istihbarat ajanı gibi davrandığını gördük. Sanki sizinle mülakata değil, size soru sormaya değil sizi manipüle etmeye, tehdit etmeye, korkutmaya ve hatta kendi fikirlerini kendi eksenlerinde söylemeye geliyor. Bu bizim 10 yıllık sürecimizde yabancı basın eksenli hep karşılaştığımız şeyler."

Kurtlar Vadisi Pusu Ne Zaman Bitecek?


Türkiye'nin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi Pusu'nun senaristleri Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan Kanal 24'te Yiğit Bulut'un sunduğu "Sansürsüz" programına konuk oldu.

Yayınlandığı 10 yıl boyunca milyonları ekranlara kilitleyen Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin bu kamera arkasındaki kahramanları, diziye dair önemli açıklamalarda bulundu.

KURTLAR VADİSİ PUSU NE ZAMAN BİTECEK?

Yiğit Bulut, Twitter'dan gelen, "Dizi ne zaman bitecek?" sorunu Kurtlar Vadisi Pusu senaristlerine yöneltti. Bahadır Özdener, "Geçen bir profesör Kürt meselesi çözülmezse Kurtlar Vadisi bitmez demiş. Bu bölgede meseleler bitmez. Kurtlar Vadisi ne zaman biter, biz bilmiyoruz. Bunun bir cevabı yok. Tabii ki Kurtlar Vadisi de her canlı gibi ölümü tadacak. Belki konsept sonlandırmak yani diziyi tamamen nihayetlendirmek değil de konsept değiştirmek daha doğru" diye konuştu.

"ANLATACAK BİR SÜRÜ HİKAYEMİZ VAR"

Cüneyt Aysan ise dizinin takipçilerinin merakla beklediği bu soruyu şu şekilde cevapladı: "Bizim daha anlatacak bir sürü hikayemiz var. Hikayemiz de toplumda teveccüh bulursa ve anlatacak yani bunu gösterecek bir mecra bulursak bunu anlatacağız. Çünkü daha yolun başındayız. Daha yeni yeni hikayeler anlatmaya başladık ve çantamız dolu. Seyircimiz de sağolsun bizi hiç yalnız bırakmadı."

KURTLAR VADİSİ PUSU'NUN GELECEĞİ

Bahadır Özdener, dizinin geleceğiyle ilgili olarak da açıklama yaptı: "Dizinin 10. yılına vardık. Aslında biz yokuşu çıktık. Bu noktadan sonra yokuştan aşağıya ineceğiz. Daha rahat gideceğiz. Seyircimiz de ilk 10 yılın gerginliğiyle seyretmeyecek diye tahmin ediyorum. Daha rahat, daha vizyonu açık bir şekilde seyredecek. Polat Alemdar, bu karanlık ve puslu vadide var olabilmek için ilk 4 yılda fiziki becerisini ön plana koydu. Aklını ve stratejik kabiliyetini sakladı. Sonraki 4 yılda bu konjonktüründe müsait olmasıyla aklını ve stratejik kabiliyetini ön plana koydu. Son 2 yılda da yaşı ve pozisyonu itibariyle Polat Alemdar artık toplumuna, kendi kitlesine, kendi arkadaşlarına mesaj vermeye başladı.Bundan sonrasında da Polat Alemdar'ın misyonu, kendisine vekalet edecek, bayrağı kendisinden ileriye taşıyacak ekip ve ekipler oluşturmak olacaktır."

30 Ekim 2012 Salı

Kurtlar Vadisi'nin Senaristleri Merak Edilen Soruları Cevapladı

Türkiye'nin fenomen dizisi Kurtlar Vadisi Pusu'nun senaristleri Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan Kanal 24'te Yiğit Bulut'un sunduğu "Sansürsüz" programına konuk oldu.

Yayınlandığı 10 yıl boyunca milyonları ekranlara kilitleyen Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin bu kamera arkasındaki kahramanları, diziye dair önemli açıklamalarda bulundu.




KURTLAR VADİSİ'NİN ŞİFRELERİ

Bahadır Özdener ve Cüneyt Aysan programın başında Kurtlar Vadisi'nin doğuş hikayesini anlattı. Ardından yeni sezonun ilk bölümünde yer alan (Başkan'ın öldürülmesinin ardından) Polat Alemdar ile Eşref Bey'in konuşma sahnesi ekrana getirildi. Yiğit Bulut, sahnede ne anlatılmak istendiğini sordu. Bahadır Özdener buna karşılık, "Benim için orada en çarpıcı başlık, Türkiye bölgesel güç olmak zorunda. Bu bir tercih, bir politika, bir bakış açısı değil. Zamanın ruhunun, bölgesel şartların, küresel şartların bize dayattığı bir gerçek. Ya var olacağız ya da yok olacağız. Var olmanın da yegane şartı bölgesel güç olmamız. Bunu biz tekrar tekrar dizinin içerisinde vurguluyoruz" diye konuştu. Özdener konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Türkiye içerisinde bu ikiye bölünen bir konu. Kendi kendimize yetelim bir politika, bölgeye yetelim bir başka politika. Ben burada bir senarist olarak vurgulamak istiyorum ki, bu bizim tercihimiz doğrultusunda bir karar değil. Bu bizim yapmak zorunda olduğumuz bir husus."

KURTLAR VADİSİ FİLİSTİN'E YABANCI BASININ TEPKİSİ

Bahadır Özdener, Kurtlar Vadisi Filistin filmiyle ilgili olarak dış basının tepkisine de değindi: "Filistin filminin basın gösteriminde herkes çeşitli sorular soruyor, fakat soruların hepsi İsrail'le ilgiliydi. 60 yıldır 80 yıldır orada bir mesele var ve bu Filistin eksenli bir mesele. BBC muhabiri bir soru sordu: 'Siz bu filmi para için mi yaptınız?' Ben de evet para için yaptık, çok fazla para var bu işte dedim. Oradaki basın mensuplarının da basın mensupluğundan ziyade istihbarat ajanı gibi davrandığını gördük. Sanki sizinle mülakata değil, size soru sormaya değil sizi manipüle etmeye, tehdit etmeye, korkutmaya ve hatta kendi fikirlerini kendi eksenlerinde söylemeye geliyor. Bu bizim 10 yıllık sürecimizde yabancı basın eksenli hep karşılaştığımız şeyler."

KURTLAR VADİSİ PUSU NE ZAMAN BİTECEK?

Yiğit Bulut, Twitter'dan gelen, "Dizi ne zaman bitecek?" sorunu Kurtlar Vadisi Pusu senaristlerine yöneltti. Bahadır Özdener, "Geçen bir profesör Kürt meselesi çözülmezse Kurtlar Vadisi bitmez demiş. Bu bölgede meseleler bitmez. Kurtlar Vadisi ne zaman biter, biz bilmiyoruz. Bunun bir cevabı yok. Tabii ki Kurtlar Vadisi de her canlı gibi ölümü tadacak. Belki konsept sonlandırmak yani diziyi tamamen nihayetlendirmek değil de konsept değiştirmek daha doğru" diye konuştu.

"ANLATACAK BİR SÜRÜ HİKAYEMİZ VAR"

Cüneyt Aysan ise dizinin takipçilerinin merakla beklediği bu soruyu şu şekilde cevapladı: "Bizim daha anlatacak bir sürü hikayemiz var. Hikayemiz de toplumda teveccüh bulursa ve anlatacak yani bunu gösterecek bir mecra bulursak bunu anlatacağız. Çünkü daha yolun başındayız. Daha yeni yeni hikayeler anlatmaya başladık ve çantamız dolu. Seyircimiz de sağolsun bizi hiç yalnız bırakmadı."

KURTLAR VADİSİ SURİYE ÇEKİLECEK Mİ?

Yiğit Bulut'un, son günlerde sıkça konuşulan, "Kurtlar Vadisi Suriye filmi çekilecek mi?" sorusuna karşılık Bahadır Özdener şunları söyledi: "Biz düşünüyoruz, çalışıyoruz da Kurtlar Vadisi Suriye eksenli bir şey. Ama söylemek istediğimiz şeyler daha çok meselenin arka planını anlatmak olacak. Bunu da dizide zaman zaman anlatıyoruz. Haricen bir şey anlatmamız bir fikir ya da bir inanç doğrultusunda olursa tabi ki anlatırız. Bizim anlatmaktan çekineceğimiz bir konu yok. Sadece şu anda dizide anlattığımız yeterli geliyor. Ama dizide anlatılmayacak kadar tehlikeli bir şeyler anlatmak istersek hemen filme yöneliriz. Yani sinemayı bir mecra olarak kullanırız."

Cüneyt Aysan ise bu soruya karşılık, "Aynı oyuncuları hem dizide hem de filmde kullanmak çok yorucu. Biraz da onların fikrini almak lazım" cevabını verdi.

"GLADİO YENİ BİR ŞEKİL ALIYOR"

Bahadır Özdener, Gladio ile ilgili olarak, "Bugün gelinen nokta eski Gladio'nun nasıl yeni Gladio şeklini aldığını gösteriyor. Biz eski Gladio'yu öyle ya da böyle tanımlıyorduk. İngiltere, Amerika, Rusya, İsrail, Almanya, Fransa, Türkiye'deki nüfuz çatışmasından vazgeçmediği sürece Gladio yeni bir şekil alacaktır" açıklamasını yaptı. Özdener konuşmasına şöyle devam etti: "Biz 2023 projeksiyonu, 2053 projeksiyonu, 2071 projeksiyonu sunarken dünya da buna çalışıyor. Dünya'nın çeşitli güçleri de buna çalışıyor. "

Yiğit Bulut'un, "Sizin bir tarikatla ilginiz var mı?" sorusuna karşılık Bahadır Özdener, "Raci ve Necati Beylerin büyük babaları Elazığ'da bir misyon sahibi. Dolayısıyla da kendileri de aynı zamanda büyük bir ailenin evlatları. Bu tarikat meselesi aldı başını yürüdü. Halbuki kendi öz kimlikleridir. Yani ailelerinin sahip olduğu bir misyon" açıklamasını yaptı.

KURTLAR VADİSİ PUSU'NUN GELECEĞİ

Bahadır Özdener, dizinin geleceğiyle ilgili olarak da açıklama yaptı: "Dizinin 10. yılına vardık. Aslında biz yokuşu çıktık. Bu noktadan sonra yokuştan aşağıya ineceğiz. Daha rahat gideceğiz. Seyircimiz de ilk 10 yılın gerginliğiyle seyretmeyecek diye tahmin ediyorum. Daha rahat, daha vizyonu açık bir şekilde seyredecek. Polat Alemdar, bu karanlık ve puslu vadide var olabilmek için ilk 4 yılda fiziki becerisini ön plana koydu. Aklını ve stratejik kabiliyetini sakladı. Sonraki 4 yılda bu konjonktüründe müsait olmasıyla aklını ve stratejik kabiliyetini ön plana koydu. Son 2 yılda da yaşı ve pozisyonu itibariyle Polat Alemdar artık toplumuna, kendi kitlesine, kendi arkadaşlarına mesaj vermeye başladı. Bundan sonrasında da Polat Alemdar'ın misyonu, kendisine vekalet edecek, bayrağı kendisinden ileriye taşıyacak ekip ve ekipler oluşturmak olacaktır."

VADİ OPERASYONU'NU KİM BAŞLATTI?

"Aslan Bey'e kütüphanede operasyon başlasın diye mesaj gönderen kimdi?" sorusuna karşılık Bahadır Özdener, yeni bölümlerde bunu işlediklerini ve dikkatli seyircilerin bunu yakalayacaklarını belirtti.

NOT: Programın tamamını Kanal 24'ün internet sitesinden izleyebilirsiniz.

29 Ekim 2012 Pazartesi

Ayşe Hür ile Hulki Cevizoğlu, Milli Mücadele ve Cumhuriyet Dönemi'ni tartıştı


Habertürk ekranlarında Pelin Çift'in sunduğu "Öteki Gündem" programının bu haftaki konukları, Araştırmacı-Yazar Hulki Cevizoğlu ile Radikal gazetesi yazarı Ayşe Hür oldu.

Yaklaşık dört saat süren programa ilerleyen saatlerde Habertürk gazetesi yazarı Murat Bardakçı da telefonla bağlandı. Sert tartışmaların yaşandığı programda "Atatürk ve Cumhuriyet" üzerine konuşuldu.

Moderatör Pelin Çift, öncelikli olarak konuklara Milli Mücadele'nin başlamasıyla ilgili bir soru yöneltti.

MİLLİ MÜCADELE NASIL BAŞLADI?

Ayşe Hür, Milli Mücadele'nin başlangıç hikayesiyle ilgili olarak şu açıklamaları yaptı: "Bu tür tarihsel süreçlerde bir başlangıç tarihi seçmek gerçekten problemli bir şeydir. Yani hiçbir şeyin tek bir günde başladığını ve o tarihten önceki ile o günden sonrasının çok büyük bir farklılık olduğunu söylemek doğru değil."

Ayşe Hür, 19 Mayıs tarihinin, 15-20 Ekim 1927 tarihli CHP Kurultayı'nda Atatürk'ün okuduğu Büyük Nutuk'taki, "19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktım..." cümlesiyle bağlantılı olarak resmi tarihin başlangıç seçtiği bir tarih olduğunu belirtti. 

Ayşe Hür konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Sizin de bir az önce dediğiniz gibi buna itiraz edenler var. Bu itirazlardan en önemlisi, muhtemelen de en ciddiye alınması gereken, Milli Mücadele'nin önemli iki liderinden birisi olan Kazım Karabekir Paşa'nın itirazıdır.  Onun iddiasına göre Mustafa Kemal o sırada farklı bir gündem içerisindeydi. Başka kaynaklardan da bildiğimiz kadarıyla Mustafa Kemal'in, İstanbul'da bir çözüm yaratılabilir mi diye bazı görüşmeler yaptığı veya yapmayı planlandığı anlaşılıyor. Bunların arasında İstanbul'daki İtilaf Devletleri temsilcileri var, İngiliz istihbarat görevlileri var, İtalyan temsilcisi var, Fransızlar var... Ama bir yandan da acaba Harbiye Nazırı olursa gidişatı tersine çevirecek bazı siyasi manevraları orada yapabilir mi şeklinde bir şeyi var. Bu kınanacak bir şey değil."

Hulki Cevizoğlu ise Milli Mücadele'nin başlangıç hikayesiyle ilgili olarak şu açıklamaları yaptı: "Kurtuluş Savaşı'nı Mustafa Kemal başlatmıştır. Kazım Karabekir başlatmamıştır... Kazım Karabekir çok önemli bir insandır. O olmasaydı Kurtuluş Savaşı'nda sonuç ne olurdu, ona bakmak gerekir. Çünkü Kazım Karabekir, Mustafa Kemal'i tutuklamakla görevlendirilen bir Osmanlı paşasıydı aynı zamanda. Onu orada tutuklasaydı belki kaderi değişecekti. Ama Mustafa Kemal'in aklına sonradan gelmiş bir fikir değildir bu Milli Mücadele."

"SARAYA DAMAT OLABİLİR, ÇOK RAHAT YAŞAYABİLİRDİ"

Hulki Cevizoğlu, Mustafa Kemal'in ihtilalci yapısının öğrencilik yıllarından itibaren kendisini gösterdiğini belirtti: "Mustafa Kemal Harp Okulu'na girdiğinden itibaren ihtilalci yapısını ortaya koymuş bir insan. O sırada gözaltına alınmış, duvar gazetesi çıkarmış, tek yapraklı gazete çıkarmış... Kendine aşırı güveniyor. Osmanlı'nın gidişatını kötü görüyor. Öğrencilik yıllarında defalarca başı derde girmiş ve bunlardan da korkmamış birisi. O da saraya damat olabilir, çok rahat yaşayabilirdi." 

MUSTAFA KEMAL VAHDETTİN'İN KIZIYLA EVLENMEK İSTEDİ Mİ?

Bu noktada Ayşe Hür, "Sabiha Sultan evet deseydi belki de olacaktı. Çünkü Ömer Faruk Efendi'ye aşık olduğu için o hanımefendi reddetmiş" açıklamasını yaptı.

İZMİR NE ZAMAN İŞGAL EDİLDİ?

Programın iki konuğu arasında İzmir'in işgali konusunda da görüş ayrılığı yaşandı. Ayşe Hür, "İzmir'e ilk 9 Kasım'da asker çıkarıldı" dedi. Buna karşılık Hulki Cevizoğlu ise bu tarihin 15 Mayıs 1919 olduğunu söyledi. 

Ayşe Hür İzmir'in işgaliyle ilgili olarak konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "9 Kasım 1918'de İzmir'e ilk işgal kuvvetlerinin askeri temsilcisi gelmiştir. Herkes de memnun olmuştur. İttihat ve Terakki'den yılmış olan halk ve oradaki gazetelerin hepsi 'iyi oldu' demiştir. Ta ki 15 Mayıs'taki resmi işgale kadar. "

Programın devamında Ayşe Hür, İngilizlerin Osmanlı topraklarını işgal düşüncesiyle ilgili olarak şunları söyledi: "Britanya İmparatorluğu içerisindeki çeşitli karar alıcıları uzun süre düşünüyorlar: İstanbul'u işgal etsek mi, etmesek mi?... Britanya'nın bu konudaki karar mekanizmaları arasında farklı görüşleri ileri sürenler var. Çünkü, İstanbul gibi İslam dünyası için çok önemli bir şehrin, halifenin başkentinin, işgal edilmesi milyonlarca Müslüman ahaliyi kızdırabilir, öfkelendirebilir. "

AMERİKA'NIN GİZLİ PLANI

Hulki Cevizoğlu, gizli bir elin resmi tarihten ABD'nin işgalciler arasındaki konumunu sildirdiğini belirtti: "Resmi tarih bize Amerikan savaş gemilerinin boğazlara geldiğini söylemedi... Resmi tarih bize Samsun'u Amerikan Savaş gemilerinin korumasında Yunan gemilerinin bombaladığını söylemedi."

"YUNANLILARI ZORLA ANKARA'YA İTTİLER"

Hulki Cevizoğlu, Yunanlıların Türkiye topraklarını işgal girişimiyle ilgili olarak da şunları söyledi: "Yunanistan yöneticileri diyor ki: 'Biz kendi halimizle zor uğraşıyoruz. Türkiye'yi işgal edecek kuvvetimiz yok. Bunlar bizi arkadan itiyor.' Arkadan itenler kim Yunanistan'ı? Bugün PKK'yı kullanan dış güçler, 1919'da da Yunanistan'ı kullanıyor. 1919'un PKK'sı Yunanistan'dı; Türkiye'yi işgal bakımından. Çünkü adamlar, 'bizim halimiz yok bizi bırakın' diyor. Onlar da savaştan çıkmışlar, ama 'bizi ittiler' diyorlar. Adamları zorla Ankara Polatlı'ya kadar ite ite getirdiler."


23 Ekim 2012 Salı

ADNAN KAHVECİ





Cemal Süreya der ki: "Her ölüm erken ölümdür."
Gerçekten de öyleydi; her ölüm erkendi.
Ülke olarak bu durumu az mı tecrübe etmiştik?
Özellikle de, birçoğumuzun "kara yıl" olarak adlandırdığı 1993'te...
Bu topraklarda yaşayanlar iyi bilir; kayıpların ve ayrılıkların yılı olan 1993'ü.
Kimleri kaybetmemiş, kimlerden ayrılmamıştık ki?
Turgut Özal, Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın ve ismini sayamadığım daha niceleri...
En çalışkan siyasetçilerimizi, en cesur gazetecimizi ve en donanımlı askerlerimizi bu "kara yıl"da kaybetmiştik.
Pazar günü, bu isimlerden Adnan Kahveci'nin ölüm yıldönümü.(5 Şubat 1993)
Adnan Kahveci, bundan 19 sene önce bir trafik kazası sonucu eşi ve kızıyla birlikte hayatını kaybetmişti.
Bu vesileyle onu hatırlayalım ve hatırlatalım.

*

Adnan Kahveci, unutulmaz bir siyaset adamıydı.
Trafik kazaları üzerine az kafa yormamıştı.
Trafikte suç işleyenlerin "anında ceza ödemesi" sisteminin mucidiydi.
Bu yasayla birlikte trafik kazalarının azalmasını umut ediyordu.
Ancak ne hazindir ki, kendisi bir trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi.
Kaza mıdır, değil midir?...
Suikast olabileceği yolunda ciddi kuşkular vardı.
Ancak tüm soruşturmalara karşın suikast iddiası delillendirilemedi.
Yine de birçoğumuzun kafasında soru işaretleri yok değil!

*

O, tüm kesimlere kendini sevdirmeyi başarabilmişti.
Gazeteci Necati Doğru, farklı siyasi görüşleri paylaşmasına ve Kahveci'nin bakan olduğu hükümetin sıkı muhaliflerinden biri olmasına rağmen onun ölümünden sonra köşesinde şu satırları yazmıştı:
"Oysa sosyal vicdanı vardı.
Dubleciliğe karşı çıktı.
Sülüklüğe karşı çıktı.
Kıyak Emekliliğe karşı çıktı.
Rüşvete karşı çıktı.
Lojman sefasına karşı çıktı.
Kara ekonomiye karşı çıktı."
Açıkçası, Kahveci'yle aynı siyasi mecradaki kişiler bile onu bu kadar net ve güzel anlatamazdı.

*

Aslında daha okul sıralarında belliydi; zekiliği ve çalışkanlığı.
1966'da Kabataş Lisesi'ni birincilikle bitirmiş ve aynı yıl girdiği üniversite sınavında Türkiye birincisi olmuştu.
ABD'deki Purdue Üniversitesi'nde Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, Missouri Üniversitesi'nde de doktorasını yapmıştı.
Ayrıca üç yabancı dil biliyordu.
Başarı, başarı, başarı...
Adnan Kahveci demek; başarı ve durmadan çalışmak demekti.
Turgut Özal, bu yeteneği görmede gecikmemişti.
1983'te ANAP'ı kurduğunda onu da yanına almıştı.
1987'de Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı, 1988'de de Maliye Bakanı oldu.
Bakan olmasına rağmen seçmen bölgesi olan İstanbul Kartal'dan hiç ayrılmadı.
Bölgesinde birçok kahveyi bizzat dolaşır ve ayrım gözetmeksizin birçok siyasi görüşten kişiyle istişare ederdi.

*

1991'de yeniden seçilen 130 milletvekili, ikinci kez 40'ar milyon lira maaş alacaktı.
O dönem, "duble maaş" olarak bilinen bu duruma en çok karşı çıkan vekillerden oldu.
Bu duruma şu sözlerle tepki göstermişti: "Ben; Ekim, Kasım, Aralık ayı maaşlarımı aldım.İkinci kez aynı aylar için maaş almak, kanunen hakkım olsa da vicdanen kendimde öyle bir hak görmüyorum."
Böyle de vicdanlıydı.

*

Meclis Lojmanları'nın yerine Merkez Bankası Lojmanları'nda kaldı. Gerekçesiyse; Meclis Lojmanı'nın devlete ayda 12 milyona, kendi kaldığı lojmanınsa 1 milyona mal olmasıydı.
"Makam şoförü uygulamasından vazgeçilmeli.Herkes kendi taşıtını kendi kullanmalı, benzin fişini kendi doldurmalıdır.Şoförleri başka alanda istihdam etmeliyiz." derdi.
Böyle de tasarrufluydu.
Onu birçoklarından farklı kılansa tasarrufa halktan değil, yöneticilerden başlama stratejisiydi.

*

Milli Emlak arazisini ucuza kapatmaya çalışanların karşısında dimdik durdu.
Kara ekonomiyi bitirmek için esnafa yazar kasa uygulamasını zorunlu hale getirdi.
Elektronik oy sayım cihazı ve mini yazar kasayı icat etti.
Bu icatlarının patentlerini de aldı.
Böyle de mucitti.

*

En sonki mucidi; "enflasyona çözüm" olacaktı.
Üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyordu.
Ancak uygulaması nasip olmadı.
Seçim sistemi üzerine de projeleri vardı; yürürlüğe koyamadığı.
Mesela bugün birçok partinin tartıştığı, aday belirleme sistemi.
Kahveci, yürürlükte olan sistemin lider sultasını oluşturduğunu savunuyordu.
Buna çözümüyse adayların, halkın katılımıyla ön seçim sonucunda belirlenmesiydi.
Bugün bile hala tartışılan bir mevzu değil mi?

*

Elinin altında hep bir hesap makinesi vardı.
Bilinen politikacı tipi değildi.
Her yönüyle farklı bir siyasetçiydi.
Gazeteci Taha Akyol, bir anısını köşesinde şöyle paylaşmıştı: "Cebinde daima taşıdığı hesap makinesini çıkarmış, 'ehliyet cüzdanı' yerine 'sürücü kartı' vermenin ne kadar tasarruf sağlayacağını hesap ediyordu."

*

Özal'ın direktifiyle Kürt sorunu üzerinde de çalışmalar yaptı.
Ülkemizde sayılı olan Kürt sorunu raporlarından biri ona aitti.
Bunun için bölgeye de sık sık gitti
Hatta bir keresinde PKK'nın pususundan son anda kurtuldu.

*

Talana, kaçağa, rüşvete karşıydı.
Sevmeyenleri de bu yönlerini bilirdi.
Öyle ki yıllar sonra bir bakan kaçak yapılaşmanın üzerine gittiğinde, "Adnan Kahveci'yi sakın unutma" sözleriyle tehdit edilecekti.

*

Siyasetin kıvraklıklarını ve inceliklerini bilmezdi.
Tek bildiği ve yaptığı; çalışmak ve üretmekti.
Onu, popülizmle suçlayanlar da oldu.
Ancak onu biraz tanıyanlar, bu iddiaları dikkate değer bulmadı.
Öldükten sonra ismi sokaklarda, caddelerde, parklarda,okullarda yaşadı.
Sağ görüşe mensup belediyeler de, sol görüşe mensup belediyeler de onun ismini vermekten hiç çekinmedi.
Dedik ya; herkes tarafından sevilen bir isimdi.

*

İşte böyle güzel adamdı, Adnan Kahveci.
Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.

MERT C. DEMİR

22 Ekim 2012 Pazartesi

AŞIK VEYSEL'İN HAYATI


Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde dünyaya geldi.
Babasının ismi Ahmet, annesinin ismi ise Gülizar'dı.
Çiftçi bir ailenin çocuğuydu.
Yedi yaşına geldiğinde Sivas'ta çiçek hastalığı salgını ortaya çıktı.
Aşık Veysel de çiçek hastalığına yakalandı ve sol gözünü kaybetti.
Bundan kısa bir süre sonra diğer gözünü de kaybetti.

*

İki gözünü de kaybeden Aşık Veysel asla yılmadı.
Her gün babası ezberlediği halk ozanlarının şiirlerini okurdu ona.
Aşık Veysel büyük bir istekle dinlerdi babasını.
Bu isteğini gören babası bir gün elinde sazla yanına geldi ve ona verdi.
Çok sevinmişti Aşık Veysel.
Ona saz çalmayı Çamşıhlı Ali Ağa öğretti.
Gün geçtikçe kendini geliştirdi.
Artık sazını yanı başından hiç ayırmıyordu.

*

Aşık Veysel, 25 yaşına geldiğinde Esma adında bir kızla evlendi.
Ancak kısa bir süre sonra anne ve babasını kaybetti.
İkinci çocuğuysa doğumundan 10 gün sonra öldü.
Daha sonra karısı Esma onu bırakıp gitti.
Karısı bırakıp gittiğinde bir yaşında kızıyla kalmıştı Aşık Veysel.

*

Aşık Veysel'deki cevheri ilk görenlerden biri Ahmet Kutsi Tecer'di.
Ahmet Kutsi Tecer, Aşık Veysel'in şiirlerinin tanınmasında büyük katkı vermişti.
Bir dönem Köy Enstitüleri'nde öğretmenlik yaptı.
1965 yılında TBMM, “Ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” özel bir kanun çıkartarak maaş bağladı.
21 Mart 1973 günü doğduğu köy Sivrialan'da hayata gözlerini yumdu.
Ondan geriye yıllar geçse de unutulmayacak şiirleri kaldı.

21 Ekim 2012 Pazar

SENARİST OLMAK


Senarist, bir filmin en önemli unsurudur.
Büyük çaba ve emekle filmi yoktan var eden kişidir.
Ancak buna karşın hak ettiği karşılığı bulamaz.
İzleyicilerin büyük çoğunluğu, izlemeye doyamadıkları dizilerin ya da filmlerin bir yazarının olduğunu unuturlar.
Bu nedenle de senaristi ile anılan filmler çok nadirdir.
Filmler daha çok başrol oyuncusuyla ya da yönetmeniyle anılır.
Senaristler tabiri caizse “öksüz”lerdir.
Ya da daha farklı bir şekilde tanımlamak gerekirse, “görünmeyen kahramanlar”dır.
Aslında her şey onun kalemiyle başlar.
Diğer unsurlar ise onun kaleminin ardından gelir.

SENARİST ARANIYOR

Ülkemizde film ve dizi sektörünün yükselişi senaristlerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Her yıl çekilen film ve dizi sayısı inanılmaz bir şekilde artmakta.
Bu artışın sonucunda senarist ihtiyacı belirdi.
Çünkü, diğer unsurlar bir şekilde bulunmasına karşın güzel bir hikaye ve bu hikayeyi kalemiyle izleyiciye sunacak kaliteli senarist bulunmasında çeşitli sıkıntılar var.
Son dönemlerde dizi sektöründe görülen kısa vadeli yapımlar ve gişede beklentileri karşılamayan filmler, çok net bir biçimde kaliteli senaristlere ihtiyacın olduğunu bize gösteriyor.

KALİTELİ SENARİST

Üst üste değindiğimiz kaliteli senaristten kastımız nedir?
Kaliteli senarist, her şeyden önce yaratıcıdır.
Çakma hikayeler değil özgün hikayeler bulur.
Bazen çakma hikayelerle belli bir yol alınsa da elbet bir yerde tıkanıyor.
Bunun için daha önce değinilmemiş konular bulunmalı.
Günümüze değin birçok film yapıldı, bu yüzden biliyorum ki konu seçimi de kolay bir iş değil.
Ancak unutulmamalıdır ki, günümüzde ancak özgün hikayeler hak ettiği değeri bulur.

SENARİST NASIL OLUNUR?

Gelelim senarist adaylarına...
Senarist nasıl olunur?
Öncelikli olarak senaryo yazımının belirli kuralları öğrenilmeli.
Bu öğrenim okullarda ve kurslarda yapılabileceği gibi şahsi gayretlerimizle de yapılabilir.
Senaryo yazım kurallarını öğrendikten sonra sıra özgün bir hikaye bulmaya gelir.
Özgün bir hikaye bulup bunu senaryolaştırdıktan sonra senarist adaylarını zorlu bir süreç bekler.
Biraz önce piyasada özgün hikayeler arandığını belirttiysek de yapımcılarla iletişim kurmak o kadar da kolay olmayabilir.
Bazen randevu almak için uzun bir süre bekleyebilirsiniz.
Yalnız son zamanlarda bazı yapımcılar internet sitelerinden senaryo kabul etmekte.
Bu yol da seçenekler arasında yerini almalı.

CEM ERSEVER'İ KİM ÖLDÜRDÜ?

Cem Ersever

Cem Ersever...
Bir dönemin en önemli ve en konuşulan askerlerinden biri.
PKK'ya karşı verilen mücadelenin bizzat içinde yer aldı.
Birçoklarına göre, “JİTEM'in karakutusu.”

*

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in “uçak kazası” sonucu ölümünün ardından 17 Mart 1993'de istifa etti.
Cem Ersever'in Eşref Bitlis'le olan yakın ilişkisini birçok kişi bilirdi.
İstifasının ardından Aydınlık gazetesine yaptığı açıklamalarla çok konuşuldu.
Üçgendeki Tezgah” ve “Kürtler, PKK ve Abdullah Öcalan” kitaplarını yazdı.
Yazdığı kitaplar da Aydınlık gazetesindeki açıklamaları kadar dikkat çekiciydi.

*

24 Ekim 1993 günü ifade vermek üzere Ankara'ya gitti, ancak bir daha kendisinden haber alınamadı.
Yaklaşık iki hafta boyunca kimse Cem Ersever'e ulaşamadı.
4 Kasım 1993'de elleri arkadan bağlanmış bir şekilde cesedi Ankara Elmadağ'da bulundu.
Peki kim ya da kimler öldürmüştü Cem Ersever'i?
Bu sorunun cevabı, aradan onca yıl geçmesine rağmen hala verilebilmiş değil.
Cem Ersever'i öldürenler belli ki onu sorgulamışlardı, çünkü kayboluşu ile cesedinin bulunması arasında uzun bir zaman vardı.

*

Daha sonraki günlerde Cem Ersever'in sevgilisi Mahsune ile çalışma arkadaşı Mustafa Deniz'in cesetleri bulundu.
Kuşkular daha da arttı.
Herkes cinayet şebekesi olarak farklı adresleri(PKK, derin devlet vs.) gösteriyordu.
Fakat gösterilen adreslerden “derin devlet” çok daha ön plana çıktı.
Kamuoyu, devlet içindeki birtakım kişiler tarafından öldürüldüğü fikrini daha inandırıcı buldu.
Dönemin birçok faili meçhul cinayetinde ismi ortaya atılan Mahmut Yıldırım -bilinen ismiyle Yeşil- gündeme geldi.
Bunların dışında “yabancı istihbarat servisi parmağı” da yabana atılmayacak bir iddia.
Cem Ersever, Irak'taki Türkmen lideri Ömer Surçi ile ilişki kurmuştu.
Bu ilişkiden rahatsız olan çoktu.

*

Sonuç olarak yıllardan beri farklı senaryolar üretilmesine karşın net bir şey ortaya konabilmiş değil.
Cem Ersever cinayetini tek başına değil, 1993 yılında yaşanan tüm gelişmeleri de içine alarak değerlendirmek gerekir.
O zaman daha gerçekçi değerlendirmeler yapabiliriz.