29 Nisan 2013 Pazartesi

Türkiye'de Çıkarılan Madenler ve Yerleri



Dünyadaki maden çeşidinin yaklaşık yarısı Türkiye'de bulunmaktadır. Türkiye maden çeşitliliği bakımından zengin bir ülkedir. Bunun en önemli nedeni arazisinin farklı jeolojik dönemlerde oluşmasıdır. İşte Türkiye'de çıkarılan madenler ve çıkarıldıkları yerler:

1-) DEMİR

Doğu Anadolu Bölgesi: Malatya (Hekimhan ve Hasançelebi), Sivas (Divriği)
Akdeniz Bölgesi: Adana (Mansurlu-Feke, Saimbeyli)
Marmara Bölgesi: Balıkesir (Edremit, Eymir), Sakarya (Çamdağ)
Ege Bölgesi: İzmir (Torbalı), Kütahya (Simav)

2-) KROM

Doğu Anadolu Bölgesi: Elazığ (Guleman)
İç Anadolu Bölgesi: Eskişehir (Mihalıççık), Kayseri, Sivas
Akdeniz Bölgesi: Adana (Pozantı, Karsantı), Muğla (Fethiye)

3-) BAKIR

Doğu Anadolu Bölgesi: Elazığ (Maden), Diyarbakır (Ergani)
Karadeniz Bölgesi: Artvin (Murgul), Kastamonu (Küre)

4-) BOR

Marmara Bölgesi: Balıkesir (Bigadiç, Sultançayırı)
İç Anadolu Bölgesi: Eskişehir (Seyitgazi)
Ege Bölgesi: Kütahya (Emet)

5-) BOKSİT

Akdeniz Bölgesi: Konya (Seydişehir), Adana (Saimbeyli), Antalya (Akseki), Muğla (Milas)

6-) MANGANEZ

Karadeniz Bölgesi: Zonguldak (Ereğli), Artvin (Borçka), Kastamonu
Ege Bölgesi: Denizli (Tavas)

7-) KÜKÜRT

Ege Bölgesi: Denizli (Sarayköy), Kütahya (Simav)
Akdeniz Bölgesi: Isparta (Keçiborlu)

8-) CİVA

Ege Bölgesi: İzmir (Ödemiş, Karaburun), Uşak (Banaz)
İç Anadolu: Konya (Sarayönü)
Marmara Bölgesi: Balıkesir (Gönen)

9-) FOSFAT

Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Mardin, Adıyaman
Doğu Anadolu Bölgesi: Bingöl, Bitlis

10-) KURŞUN-ÇİNKO

Doğu Anadolu Bölgesi: Elazığ (Keban)
Karadeniz Bölgesi: Artvin (Tirebolu), Rize (Çayeli)

11-) MERMER

Ege Bölgesi: Afyon
Doğu Anadolu Bölgesi: Elazığ
Marmara Bölgesi: Bilecik, Bursa, Bandırma, Marmara Adası

12-) URANYUM

Ege Bölgesi: Aydın
Karadeniz Bölgesi: Giresun (Şebinkarahisar)

13-) ZIMPARA TAŞI

Ege Bölgesi: İzmir, Aydın, Denizli, Muğla, Manisa

14-) VOLFRAM

Marmara Bölgesi: Bursa (Uludağ)
Doğu Anadolu Bölgesi: Elazığ
İç Anadolu Bölgesi: Ankara, Eskişehir, Sivas

15-) ANTİMON

İç Anadolu Bölgesi: Tokat, Niğde
Ege Bölgesi: Kütahya, İzmir

16-) TUZ

Tuz Gölü ve çevresi, İzmir (Çamaltı) tuzlası

17-) NİKEL

Ege Bölgesi: Manisa

LEFTER'İN KISACA HAYATI



Lefter Küçükandonyadis, 22 Aralık 1925 günü İstanbul Büyükada'da dünyaya geldi. Babası Hristo, annesi ise Argiro idi. Futbolu çok seviyordu. Çocukluğu geceyarılarına kadar top oynamakla geçti. Fakir bir ailenin çocuğuydu. Bir röportajında şunları söylüyordu: "Babam çok fakir olduğundan ve parası olmadığından top alamıyorduk, paçavralardan yaptığımız topla arkadaşlarımızla durmak dinmek bilmeden futbol oynardık." [1]

Futbola doğduğu Büyükada'da başladı. Burada oynarken Taksim kulübü kendisini istedi, fakat henüz 15 yaşındaydı. Yaşı iki yaş büyültülerek Taksim kulübünün oyuncusu oldu. 1943 yılında askere gitti ve dört yıl sonra terhis oldu. Daha sonra efsaneleşeceği Fenerbahçe kulübüne 300 liraya transfer oldu. 1951 yılında 17.500 liralık transfer ücreti ile İtalya'nın Fiorentina takımına gitti. 1952 yılında da Fransa'nın Nice kulübüne transfer olan Lefter, 1953'de tekrardan Fenerbahçe'ye döndü.

Lefter'in Fenerbahçe'ye olan sevgisi büyüktü. Fenerbahçe'den aldığı para sadece evinin kirasını karşılıyordu. Bir röportajında şunu söylüyordu: "O zamanlar paranın önemi yoktu, o ikinci plandaydı. Kulüp ve heyecan geçerliydi bizim için. Fenerbahçe'de oynamak bir şerefti. Üstüne bir de para mı vereceklerdi? Biz de düşünmezdik bunu." [1]

17 yıl Fenerbahçe formasını giydi ve 400'ün üzerinde gol alttı. 50 kez giydiği milli forma altında da 22 gole imza attı. 44 yaşında futbolu bıraktıktan sonra çeşitli takımlarda bir süre antrenörlük yaptı.

Türk futbolunun unutulmaz isimlerinden 'Ordinaryus' lakaplı Lefter Küçükandonyadis, 13 Ocak 2012'de hayatını kaybetti.

1952 yılına kadar Fenerbahçe'nin veznedarlığını yapan Suat Belgin, onun için, şu sözleri söylemişti: “Fenerbahçe'nin borçlu olduğu bir tek futbolcu Lefter'dir” [2]

[1] Milliyet gazetesi, 20.10.1991
[2] Milliyet gazetesi, Büyük Türk Sporcuları Eki, 25.10.1982

28 Nisan 2013 Pazar

BARIŞ MANÇO'NUN KISACA HAYATI



Barış Manço, 2 Ocak 1943'te İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Hakkı Manço, annesi ise Rikkat Uyanık'tır. Ailesi savaş yıllarında doğan oğullarına Barış ismini vermişti.[1] Öğrenimine Kadıköy Gazi Mustafa Kemal İlkokulu'nda başladı ve Galatasaray Lisesi'nde devam etti. Buradaki eğitimi sırasında müzikle ilgilenmeye başlayan Barış Manço, okuldaki arkadaşlarıyla 'Kafadarlar' adlı bir grup kurdu. 4 Mayıs 1959'da babasını kaybetmesi üzerine Galatasaray Lisesi'nden ayrıldı ve Şişli Terakki Lisesi'ne gitti.

Liseden mezun olduktan sonra Belçika'ya giderek Belçika Kraliyet Akademisi'ne kaydoldu. Burada Belçikalı şair Andre Soulac ile tanışma fırsatı buldu. 'Les Mistigris' adlı bir grupta yer alarak Fransa, Belçika, Almanya, İsveç ve Çekoslovakya'da konserler verdi. 1964 yılında Fransızca dört parçadan oluşan EP çıkardı. 1969 yılında Belçika Kraliyet Akademisi'nden birincilikle mezun oldu.

Türkiye'ye döndükten sonra 'Kaygısızlar' grubunda yer aldı. Çıkardığı 45'liklerden 'Ağlama Değmez Hayat'la altın plak ödülünü kazandı. Bir süre sonra Kaygısızlar grubudan ayrıldı ve Fransa'da yeni bir grup kurdu.

1970 yılında Moğollar ile birlikte 'MançoMongol' isimli yeni bir grup kurdu. Fakat bu yeni grup uzun ömürlü olamadı. 'Dağlar Dağlar' plağı ile Platin Plak Ödülü'nü kazandı. 1972 yılında 'Kurtalan Ekspres' adlı grubu kurdu ve bu grupla birçok konser verdi. 1978 yılında Lale Manço ile evlendi.

1983 yılında 'Kazma' isimli şarkısıyla katıldığı Eurovision Şarkı Yarışması'nda ön elemede elendi. 1994 yılındaki yerel seçimlerde Doğru Yol Partisi'nden Kadıköy Belediye Başkanı adayı oldu, fakat rahasızlanmasından ötürü adaylıktan çekildi.

Türk müziğinin unutulmaz isimlerinden biri olan Barış Manço, 31 Ocak 1999 günü geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

[1] Radikal gazetesi, 24.10.2010

HALİDE EDİP ADIVAR'IN KISACA HAYATI



Halide Edip Adıvar, 1884 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Mehmet Edip Bey, annesi ise Fatma Berifem Hanım'dır. 1901 yılında Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nden mezun olduktan sonra Rıza Tevfik'ten felsefe, Salih Zeki'den de matematik dersleri almaya başladı.

1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinin ardından kadın hakları ile ilgili yazılar yazmaya başladı. 'Tanin', 'Akşam' ve 'Vakit' gibi gazetelerde yazıları yayınlandı. 31 Mart Ayaklanması sırasında önce Mısır'a oradan da İngiltere'ye giden Halide Edip, ayaklanmasının bastırılmasından sonra tekrardan yurda döndü. Bir süre öğretmenlik ve müfettişlik yaptı. Teali-i Nisvan Cemiyeti'nin (Kadınları Yükseltme Derneği) kuruluşunda yer aldı.

1919 yılında Büyük Mecmua'da kaleme aldığı "Kadınlığa Dair" başlıklı yazısı oldukça ses getirdi. Kadınların bir sembolü haline geldi.

İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine İstanbul'da düzenlenen protesto mitinglerinde (Fatih ve Sultanahmet Mitingi) yaptığı ateşli ve heyecanlı konuşmaların kitleler üzerinde büyük tesiri oldu.

İstanbul'dan ayrılıp Milli Mücadele'ye katılmak üzere Ankara'ya gitti. Bu sırada İngilizler'in İstanbul'u işgal etmesi üzerine hakkında idam kararı çıkartıldı. Ankara'da bulunan Genelkurmay'da çalıştı. Sakarya Savaşı'nda onbaşı, İzmir'in kurtuluşundan sonra da çavuş oldu.

Cumhuriyet'in ilanından sonra gittiği yurtdışından 1939 yılında döndü. 1950'de milletvekili oldu. 9 Ocak 1964 yılında İstanbul'da yaşamını yitirdi. 

27 Nisan 2013 Cumartesi

CAHİT KÜLEBİ'NİN KISACA HAYATI VE ESERLERİ



Asıl adı 'Mahmut Cahit' olan Cahit Külebi, 10 Ocak 1917 günü Tokat'ın Zile İlçesinde dünyaya geldi. Öğrenimine Niksar'daki bir ilkokulda başladı ve Sivas'ta devam etti. İlk şiirleri Sivasta'taki okulunun 'Toplantı' isimli dergisinde yayımlandı. Yükseköğreninimini İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. Mezun olduktan sonra Antalya Lisesi, Ankara Gazi Lisesi ve Ankara Devlet Konservatuvarı'nda edebiyat öğretmenliği yaptı.

Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan sonra kültür ataşesi olarak İsviçre'ye gitti. Buradaki görevinin ardından Milli Eğitim Bakanlığı Başmüfettişliği ve Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

1946 yılında ilk şiir kitabı olan 'Adamın Biri' yayınlandı. Bu kitabını üç sene sonra 'Rüzgar' isimli kitabı izledi. 1954 yılında yayınlanan 'Yeşeren Otlar' kitabı ile 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü'nü kazandı. 'Yangın' adlı eseri ile de 1985 yılındaki Yeditepe Şiir Armanağanı'nı kazandı.

1972 yılında emekli oldu. Daha sonra Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 20 Haziran 1997'de Ankara'da hayata gözlerini yumdu.

Şiirlerinde yalın ve içten anlatım ön plana çıkan Külebi, 1940 yılından sonra başlayan şiirde yenileşmenin önemli isimlerinden biri oldu.


ESERLERİ

Atatürk Kurtuluş Savaşında
Yeşeren Otlar
Süt
Şiirler
Türk Mavisi
Sıkıntı ve Umut
Yangın
Rüzgar
Güz Türküleri
Bütün Şiirleri
Güzel Yurdum
Zerdali ağacı
Kamyonlar Kavun Taşır
İçi Sevda Dolu Yolculuk
Şiir Her Zaman
Ece'nin Günlüğü

Azeriler Türk mü? Azerilerin Kökeni Nedir?



Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Bloomberg HT'de yayınlanan 'Zaman Kaybolmaz' programında Azerbaycanlıların köklerini ve Azeri-Azerbaycanlı kelimelerindeki ayrımı açıkladı.

Moderatör Serfiraz Ergun'un, "Azerilerin geldikleri anayurt neresidir? Türkiye Türkleri ve Azeriler aynı kökten mi geliyorlar?" sorularına karşılık olarak Ortaylı şu cevabı verdi: "Evet. İkisi de Horasan üzerinden Maveraünnehir'den gelirler. Kafkasya'nın otokton halkı değiller. Tabii bunun aksine teorileri savunan arkadaşlarımız var... Ama bunlar Oğuzlar'dır. Oğuz'ların bu topraklarda görülüşü 10. asır civarı olması lazım. Tabii ki aynı kökten geliyoruz. Aynı grubu konuşuyoruz. Bugün Azerbaycan diline dil denmesi resmi bir meseledir. Azerbaycan lehçesi bizim dilimizin, medeniyetimizin gençliğidir. İçindeki Farsça'yı kullanımı bizimkinden çok daha yaygın ve oturaklı. Üstelik biz bir dil devrimi yaptık, ama onlar yapmadılar."

"AZERİ DEĞİL, AZERBAYCANLI DEMEK GEREKİR"

Ortaylı, 'Azeri' ve 'Azerbaycanlı' kelimelerinde farklılık olduğunu belirtti. Ortaylı'nın bu konudaki açıklamaları şu şekilde: " 'Azeri' lafı yanlıştır, 'Azerbaycanlı' demek gerekirÇünkü Azeri çok küçük bir etnik grubun adıdır. Biz yanlış olarak kullanıyoruz. İlk önce kızıyorlardı, artık alıştılar. Size başka bir sır daha vereyim. Azerbaycanlılara 'Türk' demenin Turancılıkla falan alakası yoktur. Çünkü 1936 Sovyet Anayasası'ndaki Stalinist tedbirlere karşı Türktü hepsi. Komünist şairler bile Türk derlerdi."


19 Nisan 2013 Cuma

30 BİN TL ÖDÜLLÜ SENARYO YARIŞMASI



Yedirenk Sanat Vakfı'nın düzenlediği uzun metrajlı senaryo yarışması başladı. Jüri üyeliğini Hülya Koçyiğit, Halil Ergün (Oyuncu), Birol Güven (Yapımcı-Senarist), Hasan Kaçan (Oyuncu), Yüksel Aksu (Yönetmen), Öktem Başol (Senaryo Danışmanı) ve Ali Tokul'un (Yedi Renk Vakfı Başkanı) yapacağı yarışmanın konusu: "Birlikte Yaşama"

Yedirenk Sanat Vakfı, yarışmanın amacını şu şekilde özetliyor: " 'Birlikte Yaşama' olarak formüle edilen dünya görüşünün yaygınlaştırılması, bu düşünce sistematiğinin toplumun bütün kesimlerine ulaştırılması ve özellikle gençlerin bu değerleri öğrenip özümsemesi, Türk Sineması’na değişik ve çeşitli senaryoların kazandırılması, senaryo yazımı alanında çaba harcayan, bu işe kendini vermiş ve vermek isteyenlere katkıda bulunmak..."

BAŞVURULAR NE ZAMAN?

Yarışma başvuruları 15 Nisan'da başladı ve 15 Ağustos Cuma gününe kadar devam edecek. Jüri tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda ilk 10'a kalan eserler www.yedirenk.org adresinden ilan edilecek. Yarışma sonuçları ise 1 Ekim 2013 günü açıklanacak.

YARIŞMA ÖDÜLLERİ

Yarışmanın birincisine 30 bin TL
Yarışmanın ikincisine 15 bin TL
Yarışmanın üçüncüsüne 5 bin TL

YARIŞMA ŞARTLARI

Yarışma şartları arasında dikkat çeken önemli ayrıntılar şu şekilde: Yarışmaya gönderilecek eserler mutlaka Amerikan senaryo formatına uygun yazılmalı, Senaryolar özgün olmalı ve herhangi bir aktarma ya da uyarlama olmamalı, senaryolar daktilo veya bilgisayar ile yazılmalı, yarışmacılar sadece bir eser ile katılmalı.

NOT: Yarışmayla ilgili daha kapsamlı bilgiye www.yedirenk.org adresinden ulaşabilirsiniz.

Takrir-i Sükun Kanunu Nedir? Niçin Çıkarılmıştır?


TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU NEDEN ÇIKARILDI?

13 Şubat 1925 günü "Şeyh Said Ayaklanması" olarak bilinen ayaklanma patlak vermiş ve bu ayaklanma büyük bir hızla bölgenin tamamına yayılmıştı. Bunun üzerine 21 Şubat'ta sıkıyönetim ilan edildi. Fakat bir türlü ayaklanmanın bastırılması konusunda gelişme gösterilemiyordu.

Böylesine bir sıkıntılı süreçte Başbakan Ali Fethi Okyar istifa etti. Bu istifanın ardından 3 Mart'ta İsmet İnönü başbakan oldu. 4 Mart günü meclisten güvenoyu alan hükümetin ilk işi Takrir-i Sükun Kanunu'nu çıkartmak oldu. 22 red oyuna karşılık 122 oyla kabul edilen Takrir-i Sükun Kanunu, hükümete olağanüstü yetkiler veriyordu.

TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU'NUN BİRİNCİ MADDESİ

Kanunun birinci maddesi şu şekildeydi: "İrtica ve isyana ve memleketin içtimai nizamını ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlale bais bilumum teşkilât ve teşvikat ve teşebbüsat neşriyatı, hükümet, reisicumhurun tasdiki ile ve re'sen ve idareten men'e mezundur."

Kanunun çıkarılmasından sonra iki İstiklal Mahkemesi kurulması kararlaştırıldı. Bu mahkemelerden biri ayaklanma bölgesinde, diğeri de Ankara merkezli kurulacaktı.

TAKRİR-İ SÜKUN KANUNU İLE KAPATILAN GAZETELER

Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkmasıyla birlikte birtakım (İstiklal, Tevhid-i Efkar, Tanin, Vatan vs.) gazeteler kapatıldı. Bu kanun 4 yıl boyunca yürürlükte kaldı ve 1929 yılında kaldırıldı.

MEVLANA'NIN KISACA HAYATI



Mevlana Celaleddin-i Rumi, 30 Eylül 1207'de Horasan'ın Belh yöresinde doğdu. Annesi Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun, babası ise "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış Bahaeddin Veled idi. Bilginler yetiştiren bir aileden geliyordu; babası Horasan'ın en bilgin kişisi olarak kabul edilmekteydi.

Bahaeddin Veled, birtakım siyasi olaylardan ötürü ailesiyle birlikte Belh'ten ayrıldı ve Nişabur'a gitti. Burada Ferîdüddin Attar ile bir araya geldiler. Mevlana henüz 13 yaşında olmasına karşın Attar'ın dikkatini çekmiş ve övgüsünü kazanmıştı.

Bahaeddin Veled ve ailesi 1222 yılında Karaman'a geldi. Mevlana, Lala Şerafettin'in kızı Gevher Hatun ile evlendi. Bu evlilikten Mevlana’nın Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu.

Bahaeddin Veled, Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat'ın daveti üzerine 3 Mayıs 1228'de ailesi ile birlikte Konya'ya geldi. Bahaeddin Veled 1231 yılında vefat etti. Babası ölünce yerini Mevlana almış; vaaz ve ders vermeye başlamıştı. Mevlana'nın adı kısa bir süre içinde ülke sınırları dışına taştı.

1244 yılında babasının öğrencilerinden Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Şems'in Mevlana'nın hayatında önemli bir etkisi oldu. Bu iki karşılaşma, ikisi arasında büyük bir dostluk yarattı ve Mevlana'nın hayatı tamamen değişti. Böylece bilgin Mevlana, mana alemine daldı. Bu gönül ve mana dünyasında Mevlana'nın gerçek dehası ortaya çıktı. (1) Fakat bir süre sonra Şems öldü. Şems'in ölümü Mevlana'yı oldukça etkiledi.

Mevlana, 17 Aralık 1273 günü vefat etti.

MEVLANA'NIN ESERLERİ

Divan-ı Kebir
Mesnevi
Fîhi Mafih
Mektûbat
Mecalîs-i Seb'a
Rubaîler


(1) İsmail Sivri, Milliyet gazetesi, 21.12.1975 

18 Nisan 2013 Perşembe

PİRİ REİS'İN KISACA HAYATI


Piri Reis
Asıl adı Muhiddin Piri olan Piri Reis, 1465 yılında Gelibolu'da doğdu. Birtakım kaynaklar ise aslen Konyalı olduğunu söylemektedir. Osmanlı denizcilerinden Gelibolulu Kemal Reis'in yeğenidir. Amcasının onun hayatında önemli bir yeri vardır. Denize ilk amcasıyla birlikte açıldı.

1487 ile 1493 yılları arasında Akdeniz'de yapılan akınlara katıldı. 1486'da Osmanlı Devleti'nin görevlendirmesi üzerine, amcası ile birlikte İspanya'da katliama uğrayan Müslümanlar'ın yardımına gitti. 1494 yılında ise Osmanlı donanmasının resmi olarak hizmetine girdi. 1500 yılında yapılan Mora Seferi'nde gösterdiği üstün başarıyla ön plana çıktı. Bu sefer sırasında Osmanlı Kaptan-ı Deryası'nın hayatını kurtarmıştı.

Amcası Kemal Reis, 1511'de ölünce bir süre Gelibolu'ya yerleşti. Burada “Kitab-ı Bahriye” adlı kitabı üzerinde çalıştı. 1513 yılında gerçeğe en yakın ilk dünya haritasını çizdi. 1516'da yapılan Mısır Seferi'ne ve 1522'de yapılan Rodos Seferi'ne katıldı. 

1525 yılında hazırladığı çalışması Kitab-ı Bahriye'yi, Kanuni Sultan Süleyman'a sundu. Portekizlilerin ele geçirdiği Aden'i 1548 yılında geri aldı. 1554 yılında idam edildi.

PİRİ REİS NEDEN İDAM EDİLDİ? TIKLAYIN