4 Ağustos 2013 Pazar

Hacı Bektaş-ı Veli Kimdir? Kısaca Hayatı



Hacı Bektaş-ı Veli, 1209 yılında doğdu. Anadolu'ya Horasan'dan gelen Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan Erenleri olarak bilinen Hoca Ahmet Yesevi'nin yolunu izleyen erenlerdendir. Hocası, Ahmet Yesevi'nin talebelerinden olan Lokman Perende'dir. 

Kırşehir'e yerleşip orada kurar dergahını. Onun dergahından yetişen birçok veli, Anadolu'nun ve Balkanlar'ın İslamlaşmasında öncü vazifeler ifa eder. Sarı Saltuk Rumeli'de, Geyikli Baba Bursa'da, Karaca Ahmet İstanbul'da kilitli gönülleri, kapalı kapıları açan birer anahtar gibidirler. 

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş ve yayılışında ilham kaynağı velilerden olan Hacı Bektaş-ı Veli, yeniçerilerin de piriydi aynı zamanda. Yeniçeriler törenlerde Gülbank çeker, bu duada pirin adını zikrederdi. 

Anadolu'daki halktan İstanbul'daki tebaaya kadar birçok gönüle girmeyi başarmış bu velinin yolu, Bektaşilik adı altında yaşadı yıllarca.


ESERLERİ

Velayet-name-i Hacı Bektaş-ı Veli
Makalat
Kitabu'l Fevaid
Şerh-i Besmele
Şathiyye
Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye

KAYNAKÇA

Turkuvaz programı 63. bölüm, TRT Haber

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Yiğit Bulut - Derin Analiz - 02.08.2013 - TRT Haber


Başbakan Erdoğan'ın danışmanı Yiğit Bulut, TRT HABER'de yayınlanan 'Derin Analiz' programında, Türkiye'deki medya yapılanması ve finansal düzen hakkında açıklamalarda bulundu. İşte Yiğit Bulut'un açıklamalarından önemli bölümler:

Türkiye'de medya konusunu tartışırken çok dürüst ve cesur olmak lazım.

Eskiden hükümetlerle basın organik olarak kol kola girmiş ve 1994'te Türkiye'nin en büyük gazetesinin el değiştirmesinden sonra o gazetenin genel yayın yönetmeni, bir holdingin CEO'su gibi davranmıştır. Holdingin CEO'su gibi davranarak patronajla hükümet arasındaki ilişkiyi kurmuştur.

"MİLLETİN VARLIĞINI TRANSFER ETMEYE ALIŞMIŞ BURJUVA MEKANİZMASI"

Türkiye'de sermaye birikiminin 60 yıl geriye gitmesi ve bu sermaye birikiminin yüzyıllardan gelen bir ailesel veya üretimsel bir birikim değil tam tersi devlet varlıklarının transferine dayanması, yani Türkiye'de 1946 devalüasyonu sonrası bir burjuva sınıfının ortaya çıkmasının zorlanması ile devlet-millet varlığını transfer etmeye alışmış bir burjuva mekanizması ortaya çıkmıştır. 

Geçmişte patronlar, gerçek gazetecilere hiçbir zaman sahip çıkmadı.

Bu siyasi otorite, basınla arasındaki mesafeyi koruyan Türkiye'nin tek seçilmiş hükümetidir. 

Bu ülkede 1980 ile 2001 arasında başbakan ve bakanlar sermaye grupları veya medya patronları tarafından pijamalarla, şortlarla karşılandılar. 

Türkiye'deki şu anki basın sorunu, son 60 yıldaki organik ilişkilerinden kaynaklanıyor. 

"HALKIN SIRTINDAN 1,5 TRİLYON DOLAR TRANSFER EDİLDİ"

Geçmişte sermaye gruplarının halkın sırtından transfer ettiği paralar, 1,5 trilyon dolara yaklaştı son 33 yılda. Sadece 1980 ile 2002 arasında ödediğimiz faiz ve terörün maliyeti bize 1,5 trilyon dolara mal oldu. 

Bugün yaşananların faturasını dış basının da desteğiyle sadece Erdoğan'a kesmek vicdansızlıktır.

Mevcut medya yapılanması demokratik bir devlet yapısına müsaade etmiyorsa dağılmaya mecburdur.

Bu ülkede kim halkın menfaatini yerleşik düzene karşı korumaya kalktıysa, yerleşik düzen onu yok etmeye çalıştı.

"DÜNYADA ESAMEN OKUNMUYORSA GERÇEK BİR SANAYİCİ DEĞİLSİNDİR"

Eğer sen sadece kendi halkına, zamanında devlete kurdurduğun koruma duvarları eşliğinde bir şeyler satıyorsan, sen sadece kendi ülkenin sınırları içinde varsan, dünyada esamen okunmuyorsa sen gerçek bir sanayici değilsindir. Hiç kimse bozulmasın. 

Biz bundan 50 sene önce televizyon üretiyorduk. Kore'deki adam, 10 sene önce elektronik firmasını kuruyor ve 10 sene sonra piyasa değeri 500 milyar dolara geliyor. 

Türkiye'de 60 yıldır sanayi sektörü montaj sanayinin ötesine geçemedi

Bilgi temelli bir dünya kurulurken Türkiye'deki sanayinin hantallığını koruma çabası tartışılmalı.

Yerli sermayenin global ticarette yeri varsa içerideki hükümetlerle uğraşma peşinde olmaz.

Bugünkü medya 2002'den önce 28 Şubat ile ilgili manşet atabilme cesaretinde miydi?

"FİNANSAL VESAYET DE VARDI"

Türkiye'de sadece askeri vesayet değil, finansal vesayet de vardı. 

Geçmişte hangi başbakan Türkiye'deki finansal vesayetle, finansal yapılanma ile ilgili konuştu? İlk defa vatandaşın lehine finansal düzenlemeler için adım atılıyor.

İÇKİ VE SİGARA LOBİSİ

Bugün dünyada hiçbir lider içki ve sigara lobisine karşı durmaya cesaret edemez. 

Dış basın, sistematik bir biçimde Türk hükümetini itibarsızlaştırmaya çalışıyor. 

Mısır'a şu an İslam ülkelerinden de yeterli tepki gelmiyor.

1 Ağustos 2013 Perşembe

Sovyetler Birliği'ni Ziyaret Eden İlk ABD Başkanı


Sovyetler Birliği'ni ziyaret eden ilk Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Richard Nixon'dur.  Bu ziyaret Mayıs 1972'de gerçekleşmiş ve nükleer silah üretiminin sınırlandırılmasını öngören bir antlaşma imzalanmıştır. 

Richard Nixon, Sovyetler Birliği'ne yaptığı resmi ziyaretin ardından kongrede yaptığı konuşmada, Moskova ziyaretinin Sovyetler Birliği ve Amerika'yı uzun zamandır ayırmakta olan birçok sorunun çözümlenmesi yolundaki hedefine ulaştırdığını belirtti. 

Nixon, "Moskova antlaşması olmasaydı silahlanma yarışında Amerika'nın zararına yeni bir hızlanma başlayabilirdi" dedi. [1]


RİCHARD NİXON KİMDİR?

Richard Nixon, 1913 yılında Amerika'da doğdu. Hukuk öğrenimi gördü. İkinci Dünya Savaşı'nda orduda görev yaptı. 1947'de Cumhuriyetçi Parti'nin adayı olarak Temsilciler Meclisi'ne seçildi. 1953 ile 1961 yılları arasında başkan yardımcılığı yaptı. 20 Ocak 1969 ile 9 Ağustos 1974 tarihleri arasında da başkanlık yaptı. 

Mayıs 1972'de Sovyetler Birliği'ne yaptığı ziyaretten önce Şubat 1972'de Çin Halk Cumhuriyeti'ni ziyaret etmiştir. 

"Watergate Skandalı" olarak bilinen olayın ardından istifa etti. ABD tarihinin istifa eden tek başkanıdır. 1994 yılında hayatını kaybetti. 

[1] Milliyet gazetesi, 03.06.1972

Şehzade Mustafa Neden Öldürüldü?


Kanuni Sultan Süleyman, oğlu Şehzade Mustafa'yı neden öldürttü? Bu konuda iki tarihçinin yorumunu derledik.

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Habertürk'te katıldığı bir programda, Şehzade Mustafa'nın öldürülmesiyle ilgili şu yorumu yaptı:
Kardeş katli cevaz verilmiştir. Sebebi, bir kardeşin isyana teşebbüs etmesidir. Kardeşin böyle bir tertibi olmayıp onun adına belirli bir grubun bir teşebbüste bulunması çok şeyi değiştirmiyor. 
Şehzade Mustafa'nın maalesef bulunduğu sancakta etrafının da tertibiyle bir isyan havasına girdiği açık ve orduda da taraftarları var. Böyle bir şeye 16. asırda tahammül edilemez. Orada padişahın evladını katlettirmesi, herhangi bir adamın evladını katlettirmesine benzemiyor. Bizim insanlarımız maalesef bu soyutlamayı yapamıyor.
Konu üzerine Tarihçi Yavuz Bahadıroğlu'nun TVNET ekranlarında yayınlanan 'Tarihçe' programında yaptığı değerlendirme şu şekilde:
Şehzade Mustafa, mektupları olmasa bile sadece kendisine tuğra çektirdiği için idam edilirdi. Tuğra çektirmek yalnızca padişahlara mahsustur. O mührü siz kendi adınızla kazdırdığınız zaman padişahlık iddia ediyorsunuz demektir. Devletin bölünmesine çalışıyorsunuz demektir. Devlet, Osmanlı geleneğine göre, kutsal olduğundan buna dokundurmazlar. O yüzden evlatlarını da, yeğenlerini de, kardeşlerini de kurban ederler.