16 Aralık 2014 Salı

Fatma Aliye Hanım'ın Kısaca Hayatı


Fatma Aliye Hanım (Fatma Aliye Topuz), 1862 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Ahmet Cevdet Paşa'nın kızı olan Fatma Aliye Hanım, iyi bir öğrenim gördü. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. 

1897'deki Türk-Yunan savaşı sırasında askerlere ve ailelerine yardım amacıyla "Cemiyet-i İmdadiye" adlı bir derneğin kurucuları arasında yer aldı. Bu dernek bilinen ilk resmi kadın derneğimizdir. "Bir Hanım" takma adıyla George Ohnet'in 'Volonte' adlı eserini Türkçeye çevirdi. Kadın sorunlarıyla ilgili olarak çeşitli dergilerde (İnkılap, Ümmet) önemli yazılar kaleme aldı. 

Fatma Aliye Hanım, ilk Türk kadın romancısı olarak tanınmaktadır. "Muhadarat", "Refet, "Udi" ve "Enin" adlı romanlarını yayımladı. Biyografi, felsefe, siyaset ve tarih alanlarında da eserler kaleme aldı. Fatma Aliye Hanım, yaşadığı dönem boyunca Avrupa ve Amerika basınında adından sıkça söz ettirmiştir. Eserleri çeşitli dillere çevrilmiştir.

Fatma Aliye Hanım, 1936 yılında İstanbul'da vefat etti.

FATMA ALİYE HANIM'IN ÖNEMLİ ESERLERİ

Ref'et
Udi
Enin
Muhadarat
Hayal ve Hakikat
Namdaran-ı Zenan-ı İslamıyan
Osmanlıda Kadın: Cariyelik, Çokeşlilik, Moda
Tedkik-i Ecsam
Kosova Zaferi / Ankara Hezimeti: Tarih-i Osmaninin Bir Devre-i Mühimmesi
Hayattan Sahneler (Levayih-i Hayat)


Lidyalılar Hakkında Kısaca Bilgi - Maddeler Halinde - Özet


  • Lidyalılar, Gediz ve Küçük Menderes nehirleri arasında kalan bölgede yaşamışlardır.
  • Frigyalıların egemenliğini kabul eden Lidyalılar, Frigyalıların Kimmerler tarafından yıkılmasından sonra M.Ö. 687 tarihinde bağımsız bir devlet kurmayı başardılar. 
  • Lidya Devleti'nin başkenti Sardes'tir. İlk kralları ise Giges'tir. 
  • Lidyalılar M.Ö. 546 yılında Pers İmparatorluğu tarafından yıkılmıştır. 
  • Ticarete oldukça önem veren Lidyalılar, Efes'ten başlayarak Mezopotamya'ya kadar uzanan Kral Yolu'nu yapmışlardır. Bu yol doğu-batı ticaretinin gelişmesine katkıda bulunmuştur .
  • Lidyalılar ticareti kolaylaştırmak için M.Ö. 700 yılında parayı icat etmişlerdir. Bunun sonucunda ticarette o döneme kadar kullanılan değiş-tokuş usulü ortadan kaldırılmıştır. 
  • Lidyalıların ordusu ücretli askerlerden oluşmaktaydı. Bu durum Lidyalıların savaşlarda başarılı olmasını engellemiştir. 
  • Lidyalılar; Zeus, Apollo, Artemis ve Kibele gibi Yunan tanrılarına tapmışlardır. 



13 Aralık 2014 Cumartesi

Sümerler Hakkında Kısa Bilgi Maddeler Halinde



  • Asya kökenli bir kavim olan Sümerler, dünyanın bilinen ilk uygarlığıdır.
  • Sümerler, şehir devletleri halinde örgütlendiler. İlk şehir devleti Sümerlerde görülür.
  • Sümerler, tarihte yazıyı ilk defa kullanan uygarlıktır. M.Ö. yaklaşık 3000 yılında çivi yazısını bulmuşlardır.
  • Sümerler; geometri, astronomi ve aritmetik bilimleriyle uğraşmışlardır. Zigguratların en üst katını rasathane olarak kullanmışlardır.
  • Sümerlerin çok tanrılı bir dinsel inanışı vardır. Öldükten sonra yaşam inancı yoktur. Bu sebeple mezarlarına herhangi bir şey koymazlardı.
  • Tarihte bilinen ilk yazılı kanunlar Sümer Kralı Urgankina tarafından yapılmıştır. Bu durum Sümerlerin hukuk anlayışının gelişmesini sağlamıştır. 
  • Sümerlerin Yaradılış, Gılgamış ve Tufan destanları meşhurdur. 
  • Tekerlekli arabayı Sümerler keşfetmişlerdir. 

16 Kasım 2014 Pazar

Ali Kuşçu'nun Kısaca Hayatı


Asıl adı Ali Bin Muhammed olan Ali Kuşçu'nun doğrum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 15. yüzyılın ilk çeyreğinde doğduğu belirtilmektedir. Devrin önemli bilim ve kültür merkezlerinden Semerkand'ta öğrenim görmüştür.

1421 yılında Uluğ Bey'in kurduğu Semerkand Rasadhanesi'ne müdür olarak atanmıştır. Uluğ Bey'in 1450'de öldürülmesi üzerine Semerkand'tan ayrılan Ali Kuşçu, Tebriz'e Akkoyunlu Uzun Hasan'ın yanına gitmiştir. 

Elçilik görevi ile İstanbul'a Fatih Sultan Mehmet'in yanına gelmiş ve kendisine gereken ilgi gösterilerek burada kalması istenmiştir. Ali Kuşçu bu teklifi kabul ederek İstanbul'da çalışmalarına devam etmiştir. Ayasofya Medresesi Müderrisliği'ne getirilen Ali Kuşçu, Fatih döneminde medreselerde yapılan düzenlemelerde de etkili olmuştur. 1474 yılında İstanbul'da vefat etmiştir.

En önemli eserleri arasında şunlar vardır: Risale-i fi'l Hey'e, Şerh-i Tici Uluğ Bey, Risale fi'l Muhammediye, Et-Tezkire fi Alati'r-Ruhaniyye



25 Eylül 2014 Perşembe

Divan-ı Lügati't Türk Hakkında Kısaca Bilgi


"Türk dili sözlüğü" anlamına gelen Divan-ı Lügati't Türk, 1072 yılında Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmış ilk sözlüğümüzdür.

Bu sözlüğün hazırlanmasındaki amaç, Araplara Türkçe öğretmektir. Türk tarihi, coğrafyası, mitolojisi, folkloru ve halk edebiyatı konularında zengin bilgileri kapsayan ansiklopedik nitelikteki Arapça harfleriyle yazılmış Türkçe-Arapça bu sözlükte 7500 kadar Türkçe kelimenin Arapça karşılığı vardır. 

Divan-ı Lügati't Türk'de yazıldığı çağdaki değişik Türk ağızlarının özelliklerine, söyleyiş biçimlerine örnek diye gösterilen atasözleri (sav), ağıtlar (agu), şiirler (koşuk) ve deyimler de yer almaktadır. Önsözünde Kaşgarlı Mahmut'un Türkler üzerine verdiği bilgilerin yanı sıra bir de dünya haritası ve bu harita üzerinde Türklerin yerleştiği bölgeler ve komşuları olan ülkeler de gösterilmektedir. 

Kitap, Arap dilbilgisi kuralları, sözcük türetme yolları ve sözcük yapısı gözönünde bulundurularak, harf sırasına göre değil, sözcükleri oluşturan hece sayısına göre düzenlenmiştir. 

Divan-ı Lügati't Türk, Abbası Halifesi El-Muktedil Biemrillah'a sunulmuştur. 

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 17.04.1983, Aktüalite, s.3

Kutadgu Bilig'in Özeti


İyi kanun adamı olan hükümdar Kün-Toğdı, yurduna yararlı olmakla beraber yardımcısız yaşadığı için yönetim yükünün omuzlarına çökmüş olmasından muzdariptir. Hakanın ününü duyarak onun hizmetine can atan Ay-Toldı, talihinin yaver gitmesi sayesinde arzusuna kavuşur, vezirlik payesini elde eder. Hükümdarına; doğruluk, eşitlik, ödül ve ceza üzerine kurulmuş olan adaletin önemini anlatır. Mutluluktan söz açar. Bazı erdemler üzerinde ısrarlı durur. Nihayet günün birinde de hastalanır. Hekimler derdine derman bulamaz. O da hükümdara bir vasiyetname yazarak oğlunun gözetimini de kendisine emanet ettikten sonra hayata gözlerini kapar.

Ay-Toldı ölünce oğlu Ögdülmiş vezirlik makamına yükseltilir. Aklın timsali olan bu Ögdülmiş de devlete yararlı olur. Akıllı yeni vezirinin görüşlerine uygun olarak idaresini yürüten hükümdar daha da başarılı olur. Bu arada vezirine bir yardımcı arar. Vezir de zeki fakat dünyayı umursamayan ve dağda yaşayan akrabası Odgurmış'a haber verir. Ancak, Odgurmış davetleri kabul etmez. Aslında o akıbeti temsil etmektedir. Sadece Allah'a bağlıdır. Dünya nimetlerini ve onlara ilişkin zevkleri boş bulmaktadır. Sonunda şehre inip saraya giden Odgurmış, hakanla sert bir konuşmadan sonra yine geldiği dağa döner. Bu sıralarda yorulmuş, ihtiyarlamış olan vezir, Odgurmış'ın yanına giderse de arkadaşı onun hareketini kınar. Bir görevlinin vazifesini bırakmasını eleştirir.

Eserin sonlarına doğru Ögdülmiş ve Odgurmış bir daha buluşurlar. Sonuç Odgurmış'ın ölüm haberi üzerine hükümdarın ve sadakatlı vezirinin hak ve adalet yolunda halka hizmete devamından ibarettir.

KAYNAK

Abdülkadir Karahan, Milliyet gazetesi, 28.08.1969, s.2

Kutadgu Bilig Hakkında Kısaca Bilgi



  • Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib tarafından 1070 yılında Kaşgar'da yazılmıştır.
  • Kutadgu Bilig, "mutluluk veren bilgi" anlamına gelmektedir.
  • Hakaniye lehçesiyle ve mesnevi tarzında yazılmıştır.
  • Didaktik bir eser olan Kutadgu Bilig, devlet yönetimi hakkında çeşitli bilgiler vermektedir.
  • Aruz vezni ile yazılmıştır ve Türk edebiyatında aruz ölçüsünün kullanıldığı ilk eser olarak kabul edilmektedir. 
  • 6645 beyitten oluşan Kutadgu Bilig'te, 173 dörtlük vardır.
  • Eserde kavramlar kişilerle sembolize edilmiştir. Eserde aklı, adaleti, devleti ve saadeti temsil eden dört kahraman vardır. Bunlardan Ögdülmiş aklı, Kün-Togdı adaleti, Ay-Toldı saadeti, Odgurmış akıbeti temsil eder. 
  • Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunulmuştur.
  • Bir yönüyle nasihatname niteliğinde olan Kutadgu Bilig, başka bir yönüyle de siyasetname niteliğindedir.
  • Kutadgu Bilig, İslami dönemin ilk eseri olması bakımından önemlidir. 


21 Eylül 2014 Pazar

Aşık Veysel'in Hayatı Kısaca - Özet


Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde dünyaya geldi. 1901 yılında yedi yaşındayken çiçek hastalığına yakalanan Veysel, sol gözünü kaybetti. Daha sonra da sağ gözünü kaybetti. Veysel, yaşamını anlatırken, "O gün bugündür dünya başıma zindan" der. 

İki gözünü de kaybeden Veysel'e babası bir saz aldı. Halk ozanı Çamşıhlı Ali, küçük Veysel'in görmeyen gözlerine, aşıklar dünyasının şiir dolu kapısını açar, gösteremese de duyurur. [1] Veysel, 25 yaşına geldiğinde Esma adında bir kızla evlendi. Bu evlilikten iki çocuğu oldu, fakat çocuklardan biri daha 10 günlükken öldü. Daha sonra karısı Esma onu terk etti. Veysel de Gülizar adında bir kızla evlendi. 

Sivas'ta "Aşıklar Bayramı" düzenleyen Ahmet Kutsi Tecer, Veysel'deki cevheri fark etmiştir. 1931 yılından sonra tanınmaya başlayan Veysel, cumhuriyetin 10. yılında Ankara'ya geldi. Bir süre Köy Enstitüleri'nde öğretmenlik yaptı. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, çıkardığı özel bir yasayla Veysel'e "Ana dilimiz ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü" aylık bağladı. Aşık Veysel, 21 Mart 1973 günü doğduğu köy Sivrialan'da vefat etti. 

KAYNAKÇA

İlhami Soysal, Milliyet gazetesi, Aktüalite, 20.03.1983, s. 11

Hititler Hakkında Kısaca Bilgi - Maddeler Halinde - Özet


  • Hititler, Orta Anadolu'da Kızılırmak kıvrımı çevresinde Kapadokya'da kurulmuştur. Başkentleri Hattuşaş'tır (Boğazköy). 
  • Hititler, Suriye'nin büyük bir bölümünü, Mezopotamya'yı ve Babil'i fethettiler. İmparatorluk M.Ö. 1200 yıllarında Asurlar tarafından Kuzey Mezopotamya'da bozguna uğratıldı.
  • Hititler, birçok küçük beyliğin birleşmesinden meydana gelen feodal bir devletti. Daha sonra feodal beylikler kaldırılarak merkezi otorite güçlendirilmiş ve Anadolu'da bilinen ilk siyasal birlik kurulmuştur.
  • Hititler'in Mısır ile yaptığı Kadeş Antlaşması tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmadır. Bu antlaşmada Hitit kraliçesinin de imzasının olması, kraliçenin devlet işlerinde söz sahibi olduğunu göstermektedir. 
  • Hititlerde kralın yanında soylulardan oluşan danışma meclisi niteliğinde Pankuş Meclisi vardı.
  • Kraldan sonra devlet işlerindeki en yetkili kişi "Tavananna" denilen kraliçeydi.
  • Hititlerin dini çok tanrılı idi. Hititler zamanında Anadolu "Bin Tanrı İli" olarak adlandırılmıştır.
  • Hitit kralları, yaptıkları işleri, Tanrılarına hesap vermek amacıyla "Anal" denilen yıllıklara yazarlardı.
  • Hititlerde toplum sosyal sınıflara ayrılmıştı. 
  • Anadolu'da tımar sistemi ilk defa Hititler tarafından uygulandı.

Dolmabahçe Sarayı Hakkında Kısaca Bilgi - Özet


Dolmabahçe Sarayı, 1855 yılında Sultan Abdülmecid döneminde Mimar Garabet Balyan tarafından inşa edilmiştir. Dolmabahçe Sarayı'nın yer aldığı alan, 1603-1622 yılları arasında doldurulmuştur. Saray yapılmadan önce bu alan bir spor alanı olarak kullanılıyordu.

15 bin metrekarelik bir zemine oturan saray, yaklaşık 5 milyon altına mal olmuştur. 19. yüzyılın ağır, zengin tezyinatlı üslubunun etkisinde inşa edilen saray, yer yer eski mimarimizin de izlerini taşıyor. Saraya girişi sağlayan iki büyük saltanat kapısından başka 6 kapı daha var. Bugün sarayda yer alan tek asansör Atatürk'ün hastalığı sırasında yapılmıştır. Dış ve özellikle iç süslemelerine çok özen gösterilen sarayın inşaatında Marmara adalarından çıkartılan her renkteki mermerlerden başka, billur, su mermeri ve somaki gibi kıymetli malzemeler de kullanılmıştır. [1]

Saray, 17. ve 18. yüzyıllarda yaşamış, Fransız sanatçıların elinden çıkan mobilyalarla döşenmiştir. Sarayda Sultan Abdülaziz'in Avrupa gezisinden dönerken toplayıp getirdiği çok değerli bir resim koleksiyonu da bulunuyor. [1]

Mustafa Kemal Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nın 71 numaralı odasında hayata gözlerini yummuştur. Saray, 1984'den beri müze olarak hizmet vermektedir.

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, Turizm Eki, 24.06.1981, S.251

19 Eylül 2014 Cuma

Topkapı Sarayı Hakkında Kısaca Bilgi


  • Topkapı Sarayı380 sene boyunca 25 padişahın devleti idare ettiği bir saraydır. 
  • Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472-1478 yılları arasında yapılmıştır. 
  • Dolmabahçe Sarayı yaptırılana kadar Osmanlı hanedanı burada yaşamıştır. 
  • Topkapı Sarayı biri maddi, öteki manevi olmak üzere iki büyük değeri barındırmaktadır. Bunlardan biri imparatorluk hazinesi diğeri de Mukaddes Emanetler'dir. 
  • Topkapı Sarayı'nın 3 Nisan 1924'te müze haline getirilmesi kararlaştırıldı. 
  • Topkapı Sarayı; Birun, Enderun ve Harem olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. 
  • Sarayın on üç civarında kapısının olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bu kapıların çoğu günümüze ulaşamamıştır.
  • Topkapı Sarayı'nda Birinci avluda Deavi Köşkü, Aya İrini Kilisesi, saray reviri, saray fırını, cellat çeşmesi; İkinci avluda Bab-üs Saadet; Üçüncü avluda Arz Odası, Saray Okulu, Hırka-i Şerif Dairesi, Üçüncü Ahmet Kütüphanesi, Ağalar Camisi, Has Oda; Dördüncü avluda Sofa Köşkü, Bağdat Köşkü, Revan Köşkü, Sünnet Odası, Hekimbaşı Odası yer almaktadır. 

18 Eylül 2014 Perşembe

Göç Destanı Hakkında Kısaca Bilgi - Özet


Göç Destanı, Uygur Türklerinin ulusal birliğini koruyan tılsım bozulunca, yurtlarını bırakarak güneybatıya doğru nasıl göç ettiğini anlatır. 

Özeti şöyledir: Uygur ilinde, Hulin adında bir dağ vardır. Bu dağdan Tuğla ve Selenge adında iki ırmak çıkar. Bir gece bu iki ırmak arasındaki bir ağaca gökten mavi bir ışık iner. Ağacın gövdesinde, gittikçe kabaran bir şişkinlik peyda olur. Bir gün bu şişkinlik yarılır içinden beş çocuk çıkar. Halk bunları alıp büyütür, hepsine ayrı ayrı isimler koyar. En küçükleri olan Buğu Han en akıllılarıdır. Uygurlar onu kendilerine hükümdar seçerler. Buğu Han soyundan bir çok hükümdar gelip geçer, Çinlilerle bitmez tükenmez savaşlar yapılır. Nihayet tahta geçen hükümdarlardan biri, savaşa son vermek için oğlunu Çin prensesi ile evlendirir. Bakıcıları ile birlikte gelen Çin elçileri, Uygur ülkesinin saadetinin Kutlu-Dağ adını taşıyan büyük bir kayaya bağlı olduğunu anlarlar ve prensesin alınmasına karşılık bu kayanın kendilerine verilmesini isterler. Hükümdar razı olur. Çinliler, taşıyamayacakları kadar büyük olan bu kayayı, çevresinde yaktıkları ateşle kızdırıp üstüne keskin sirke dökmek suretiyle parçalarlar ve parçaları arabalarla Çin'e taşırlar. Bu büyük bir hadise olur. Memleketteki bütün kuşlar, hayvanlar, kendi dilleriyle kayanın gidişine ağlarlar. Yedi gün sonra hükümdar ölür. Bundan sonra memleket felaketten kurtulamaz. Irmaklar kurur, göllerin suyu çekilir, topraklar çatlayıp mahsul vermez olur. O tarihten sonra gelen hükümdarların çoğu hep erken ölür. Bunun üzerine, Uygurlar göç ederler. Hoçu'yu hükümet merkezi yaparlar ve üstünlüklerini Beşbalık'a kadar yayarlar.


KAYNAK

Seyit Kemal Karaalioğlu, Edebiyat Terimleri Kılavuzu, s. 134, İstanbul: İnkılap ve Aka, 1975

17 Eylül 2014 Çarşamba

Anıtkabir Hakkında Kısaca Bilgi


Atatürk'ün Ankara'daki Anıtkabir'i, ölümünden altı yıl sonra, 9 Ekim 1944'te temeli atılarak yapılmaya başlandı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ölümünden on beş yıl sonra, 10 Kasım 1953'te buraya gömüldü.

Başkentin, Kale'den sonra en hakim noktası olan Rasat Tepe'de yapımı kararlaştırılan bu Anıtkabir için açılan proje yarışmasına, Türkiye'den 25, Almanya'dan 11, İtalya'dan 81 ve çeşitli ülkelerden de 49 olmak üzere toplam 166 proje katıldı. Yarışmayı Ord. Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Ada'nın projesi kazandı. Anıtkabir'in yerini ilk olarak Aydın Milletvekili Mithat Aydın önerdi. 

1944'te temeli atılan Anıtkabir'in yapımı dokuz yıl sürdü. Şeref holünün duvarları Bilecik mermerleriyle kaplandı. Anıt; Giriş Yolu, Zafer Alanı ve Şeref Holü denen üç ana bölümden oluşmakta.

Denizden 907 metre yüksekteki Anıtkabir'in ağırlığı da 150 bin ton.

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, Renk, 06.10.1985, s.6

15 Eylül 2014 Pazartesi

Göktürk Devleti Hakkında Kısaca Bilgi


1. GÖKTÜRK DEVLETİ

  • Göktürk Devleti, 552'de Avarların hakimiyetine son verilerek kurulmuştur.
  • Kurucusu Bumin Kağan'dır. Bumin Kağan, ülkeyi doğu ve batı olmak üzere ikiye bölerek yönetmiştir.
  • Merkezi Ötüken'dir.
  • "Türk" adını ilk defa bir devlet adı olarak Göktürkler kullanmışlardır.
  • Kendilerine özgü 38 harfli bir alfabe kullanmışlardır.
  • Göktürk Devleti, iç çekişmeler ve Çin entrikaları sonucunda 582'de doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

2. GÖKTÜRK DEVLETİ (KUTLUK DEVLETİ)

  • Göktürk Devleti'nin yıkılmasından sonra bir süre Çin egemenliğinde yaşayan Göktürkler, İlteriş Kutluk Kağan önderliğinde ayaklanmışlar ve 2. Göktürk Devleti'ni kurmuşlardır.
  • 2. Göktürk Devleti, en parlak dönemini Bilge Kağan ve Kül-Tekin zamanında yaşamıştır.
  • 2. Göktürk Devleti, iç çekişmeler sonucunda Basmiller, Uygurlar ve Karlukların isyan etmesiyle 744'de yıkılmıştır.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Tiyatro Nedir? Hakkında Kısaca Bilgi


Sahne eseri, sahne eserlerinin oynanma sanatı ve sahne eserlerinin oynandığı yer. Yani dram, komedi, trajedi gibi sahnede oynanmak üzere yazılan edebiyat türlerinin ortak adına; bu türleri sahnede oynama sanatına; bu gibi oyunların oynandığı binaya tiyatro denilmektedir. Tiyatro edebi türler içerisinde en canlı; güzel sanatların diğer kollarından en fazla hayata yakın olanıdır. Tiyatro, hem gözümüzü hem de kulağımızı aynı anda etkilendiği için tesiri köklüdür. Kalabalığın karşısında oynandığı için kitleleri arkasından sürükleyebilir.

Tiyatro, insanlıkla beraber doğmuştur. Tiyatronun doğuşunu inceleyenler, bu sanatın eski Yunanlılarda, bağ bozumu tanrısı Dianysos şerefine yapılan dini törenlerden doğmuş olduğu noktasında birleşmektedir. 

Güzel sanatların hepsinden daha kudretli olan tiyatro, ruh birliği yaratıcı bir sanattır; bu değeriyle öteki sanatlardan ayrılır. Tiyatro, bir milletin kültür kuvvetini gösteren bir ölçüdür. 

KAYNAK

Seyit Kemal Karaalioğlu, Edebiyat Terimleri Kılavuzu, s. 384, İstanbul: İnkılap ve Aka, 1975

7 Eylül 2014 Pazar

Cengiz Aytmatov'un Kısaca Hayatı


Cengiz Aytmatov, 1928 yılında Kırgızistan'da dünyaya geldi. Küçük yaşta anne ve babasını kaybetti. İkinci Dünya Savaşı sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Savaşın ardından Moskova Üniversitesi'nin edebiyat bölümünü bitirdi.

Novi Mir (Yeni Dünya) isimli edebiyat dergisinde hikayeler yazdı. "Cemile" adlı hikayesi ile dikkati çekti. Ünlü Fransız şair ve yazar Louis Aragon "Cemile" için, "Bence bu dünyadaki en güzel aşk hikayesidir" diye yazdı. 1963 yılında "Dağlar ve Steplerden Masallar" adlı eseriyle Lenin Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Cengiz Aytmatov, 10 Haziran 2008'de tedavi gördüğü Almanya'da hayatını kaybetti. 

CENGİZ AYTMATOV'UN ESERLERİ

Selvi Boylu Al Yazmalım
Beyaz Gemi
Gün Olur Asra Bedel
Cemile
Dağlar ve Steplerden Masallar
Toprak Ana
İlk Öğretmenim
Hiroşimalar Olmasın
Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
Dişi Kurdun Rüyaları
İlk Turnalar
Çocukluğum
Cengiz Han'a Küsen Bulut
Zorlu Geçit
Yüzyüze
Elveda Gülsarı
Dağlar Devrildiğinde - Ebedi Nişanlı

2 Eylül 2014 Salı

Ömer Seyfettin Kimdir? Kısaca Hayatı


Ömer Seyfettin, 28 Şubat 1884'te Gönen'de doğdu. Önce Edirne Askeri İdadisi'ni, sonra da Harbiye Mektebi'ni bitirdi. Rumeli'de bir hudut bölüğünde üsteğmenken askerlikten ayrıldı. Selanik'e gidip Genç Kalemler dergisine hikayeler, makaleler yazmaya başladı. Derginin ilk sayısındaki "Yeni Lisan" yazısıyla, ağdalı Servet-i Fünun edebiyatının dili yerine arı dilin savunuculuğuna başladı. 

Balkan Savaşı'nda tekrar subay oldu. Yanya Kuşatması'nda Yunanlılara esir düştü. Bir yıl esaretten sonra İstanbul'a döndü. Tekrar askerlikten ayrıldı. Kabataş Lisesi'nde edebiyat öğretmeni oldu. Ölümüne kadar bu görevde kaldı. 1917 yılında Yeni Mecmua'da hikayelerini yayınlamaya başladı. 

ÖMER SEYFETTİN'İN ESERLERİNDEN BAZILARI

Romanları

Yalnız Efe
Efruz Bey

Öyküleri

Kaşağı
İffet
Falaka
Efruz Bey
Yalnız Efe
Yemin
Namus
Diyet
Pembe İncili Kaftan
Rüşvet
Büyücü
Bomba
Miras

KAYNAK

Milliyet Sanat Dergisi, 01.03.1974, s.16

Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir? Kısaca Hayatı


"Hecenin Beş Şairi"nden biri olan Faruk Nafiz Çamlıbel, 18 Mayıs 1898'de İstanbul'da doğdu. Bakırköy İdadisi'ni bitirdikten sonra Tıp Fakültesi'ne girdi. Tıp öğrenimini yarıda bırakıp yazarlık yaptı. Sonra edebiyat öğretmeni oldu. Kayseri, Ankara ve İstanbul'da görev yaptı. 14 Temmuz 1946 - 27 Mayıs 1960 tarihleri arasında Demokrat Parti milletvekilliği yaptı. 8 Kasım 1973'de bir gezi sırasında öldü.

Faruk Nafiz Çamlıbel, şiire Birinci Dünya Savaşı yıllarında aruzla başlamıştır. Bu vezinle yazılmış ilk şiirleri iki kitapta toplandı: Şarkın Sultanları (1918), Gönülden Gönüle (1919). Hece ölçüsüyle yazdığı ilk kitabı "Dinle Neyden" adını taşır. Ömrünün sonuna kadar hem aruzla, hem heceyle yazdı.

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL'İN ESERLERİ

Şiirleri

Çoban Çeşmesi
Han Duvarları
Zindan Duvarları
Dinle Neyden
Suda Halkalar
Şarkın Sultanları
Ali
Gönülden Gönüle
Bir Ömür Böyle Geçti
Mustafa Kemal
Son Aşık

Romanları

Yıldız Yağmuru
Ayşe'nin Doktoru

Tiyatro Oyunları

Akın
Özyurt
Yayla Kartalı
Canavar O Gün
İlk Göz Ağrısı
Hudekoğlu
Kahraman

KAYNAK

Milliyet Sanat Dergisi, 16.11.1973, s.16

1 Eylül 2014 Pazartesi

Ömer Hayyam Kimdir? Ömer Hayyam'ın Kısaca Hayatı



Ömer Hayyam (1044 - 1123) İran'ın en büyük bilgin ve şairlerindendir. Hayatı hakkında kesin bilgiler yoktur. Çeşitli eserlerde İran'ın bilim merkezlerinde öğrenim gördüğü kaydediliyor. Fıkıh, ilahiyat, fizik ve astronomi bildiği ve okuttuğu biliniyor. 

Ömer Hayyam'ın edebiyat tarihindeki yeri, İslam dünyasının büyük eserlerinden olan Rübaiyat'ı ile ve ölümünden sonraki çağlarda belirlenmiştir. Kolayca anlaşılan, açık ve akıcı bir dili vardır. Gerçekçidir, çağını alaycı ve zeki bir dille anlatır. Aşk, şarap, dünya, yaşama sevincinin çoğunlukta olduğu konulara genellikle felsefe açısından bakmıştır. Batı dünyasında yakından tanınmış, sevilmiş ve adına dernekler kurulacak bir ilgiyle benimsenmiştir. Kendine özgü aruz kalıplarıyla yazılan ve fikirle duyguyu en yoğun biçimde toplayan rubai türünün en büyük temsilcisi olarak tanınmıştır. [1]

Ömer Hayyam aynı zamanda bir matematikçidir. Matematik ve astronomi bilgisiyle yeni bir takvim (Celali Takvim'i) oluşturdu.

KAYNAKÇA

Milliyet Sanat Dergisi, 21.09.1973, s.16


30 Ağustos 2014 Cumartesi

Farabi Kimdir? Farabi'nin Kısaca Hayatı


Farabi, 870 yılında Türkistan'ın Farab şehrinde doğmuştur. İlköğrenimini ülkesinde yaptıktan sonra İran'a gidip Farsça'yı öğrenmiş ve bir süre de kadılık görevinde bulunmuştur. Aristo'nun eserlerini okuyarak felsefeye başladığı bilinmektedir.

İran'dan ayrıldıktan sonra Bağdat, Şam, Kahire ve Halep'e gitmiştir. Şam seyahati sırasında vefat etmiştir.

Farabi, İslam felsefesinin kurucusudur. Felsefe, mantık, fizik, astronomi alanlarında önemli çalışmalar yapmış bir İslam bilginidir. Batı bilim dünyasında "Alpharabius" olarak bilinmektedir. İslam dünyasında ise "Muallim-i Sani" (İkinci Öğretmen) olarak tanınmaktadır. Ayrıca Farabi, İbn-i Sina'nın hocasıdır. 150'ye yakın eser vermiştir.

Farabi'nin eserleri arasındaki bir Risale, 2000 yıl süreyle bilginleri uğraştıran hava boşluğu (vakum) konusuna ışık tutacak niteliktedir. Farabi, havanın cisimden ibaret olduğunu anlamış, hava boşluğu deneyleri yapmış, havanın genleştirilebileceğini fark etmiş bir bilgin olmakla birlikte 17. yüzyıl Avrupalı düşünürlerine nasip olan "hava boşluğu" yaratma girişiminde bulunmamıştır. [1]

KAYNAKÇA

[1] Reşit Aşçıoğlu, Aristo'dan Farabi'ye, Milliyet gazetesi, 20.05.1986, s.6

28 Ağustos 2014 Perşembe

Ahmet Davutoğlu Kimdir? Ahmet Davutoğlu'nun Kısaca Hayatı


Ahmet Davutoğlu, 26 Şubat 1959'da Konya'da dünyaya geldi. Babası Mehmet Davutoğlu annesi ise Memnune Davutoğlu'dur. Ahmet Davutoğlu henüz 4 yaşındayken annesi Memnune Davutoğlu'nu kaybetti. Annesi hastaneye yetiştirilemediği için yolda hayatını kaybetti. 

Babası Mehmet Bey, ilk eşinin vefatından sonra İstanbul'a gelerek Fatih'e yerleşti. Ahmet Davutoğlu 12 yaşında İstanbul Erkek Lisesi'ne kaydoldu. 1977 yılında buradan mezun oldu. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi'nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi'nde hem Siyaset Bilimi hem de Ekonomi bölümlerini bitirdi.

Ahmet Davutoğlu, 1984 yılında Sare Davutoğlu ile evlendi. Bu evlilikten dört çocuğu dünyaya geldi. Davutoğlu'nun siyasi hayatını değiştiren gelişme ise 1980'li yıllarda Abdullah Gül ile tanışması oldu. Abdullah Gül'ün 2002 yılında başbakan olmasından sonra başbakanlık baş danışmanı oldu. Abdullah Gül'ün başbakanlığı Recep Tayyip Erdoğan'a devretmesinden sonra da görevine devam etti. 1 Mayıs 2009'da Başbakan Erdoğan tarafından Dışişleri Bakanlığı'na getirildi. 

Ahmet Davutoğlu, Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni başbakanı oldu.

Ahmet Davutoğlu; İngilizce, Almanca ve Arapça bilmektedir.

17 Ağustos 2014 Pazar

Naim Süleymanoğlu'nun Kısaca Hayatı



Naim Süleymanoğlu, 1967 yılında Bulgaristan'da doğdu. 1977 yılında halter sporuna başladı. İlk başarısını 1982'de Brezilya'da yapılan Dünya Gençler Halter Şampiyonası'nda elde etti. Toplamda 250 kilo kaldırarak, kilosunda birinci oldu. 

1983 yılında Viyana'da yapılan turnuvada, 56 kiloda dünya rekorlarını sırası ile koparmada 130.5, silkmede 165 ve toplamda da 295 kilo olarak kırdı. Daha sonra bu rekorlarını yine kendisi kırdı. 1986 yılında dünya şampiyonasında 60 kilo kategorisinden katıldı ve toplamdaki rekorunu 335 kiloya çıkararak dünya şampiyonu oldu. 1988 Seul Olimpiyatları'da ise yine 60 kilo kategorisinde muhteşem rekorlar kırdı. (Toplam: 342,5 kg) Naim Süleymanoğlu'nun Seul'daki muhteşem başarısı ile Türkiye'ye olimpiyatlarda güreş dışında ilk altın madalya kazandıran sporcu oldu. 

Naim Süleymanoğlu, 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda ve 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda yine muhteşem başarılara imza attı. 

Naim Süleymanoğlu, 8 kez dünya şampiyonu oldu. 46 kez ise dünya rekoru kırdı. 1988'de dünyaca ünlü Time dergisine kapak oldu. 1992'de Uluslararası Halter Komisyonu tarafından Dünya'nın En İyi Sporcusu seçildi. 

KAYNAKÇA

Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s. 174, 1989

Namık Kemal'in Kısaca Hayatı ve Eserleri


Namık Kemal, 1840 yılında Tekirdağ'da doğdu. Özel dersler alarak yetişen Namık Kemal, 1857'de Tercüme Odası'a girdi. 1863'te Tasvir-i Efkar'da gazeteciliğe başladı. Şinasi'nin Fransa'ya gitmesinin ardından Tasvir-i Efkar'ı tek başına çıkarmaya başladı. 

1868 yılında Londra'da Hürriyet gazetesini çıkardı. 1870 yılında İstanbul'a dönüp İbret gazetesini çıkardı. 1873'te gazetesi kapatılıp Kıbrıs'a sürüldü. 1876'da aftan yararlanıp İstanbul'a döndü. 1877'de İkinci Abdülhamid tarafından tekrar Midilli Adası'na sürüldü.

Namık Kemal; vatan, millet, hürriyet gibi kavramları ilk kez Türk edebiyatına sokmuştur. Sanatı, tümüyle didaktik yanlarıyla siyasal düşüncelerini halka taşıma amasıyla kullanan bir düşünce adamıdır. 

Namık Kemal, 1888 yılında vefat etti.


NAMIK KEMAL'İN ESERLERİ

Roman
İntiba
Cezmi

Oyun
Celaleddin Harzemşah
Vatan Yahut Silistre
Akif Bey
Zavallı Çocuk
Kara Bela

Eleştiri
Tahrib-i Harabat
Takip
Renan Müdafaanamesi

Tarihi Kitaplar
Devr-i İstila
Kanije
Silistre Muhasarası
Evrak-ı Perişan
Barika-i Zafer

KAYNAKÇA

Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s. 239, 1989

Mevlana'nın Kısaca Hayatı ve Eserleri



Mevlana Celaleddin-i Rumi, 1207 yılında Horasan'ın Belh yöresinde doğdu. Batı Türkistanlı soylu bir aileden gelir. Ailesi Belh'den Anadolu'ya göç etti. Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın davetiyle ailesi Konya'ya geldi.

Mevlana, 1231 yılında medreselerde müderrislik yapmaya başladı. 37 yaşında Tebrizli Şems ile tanıştı, ondan tasavvufu öğrendi. 1247 yılında Şems ortadan kaybolunca, Mevlana kendisini yalnız şiire, tasavvufun gizemine ve sema ayinlerine verdi. Daha sonra Şems yerine, Selahattin Zerkub'u ve daha sonra da Çelebi Hüsameddin'i halef olarak seçti. 

Mevlana 1273 yılında vefat etti. Ölümünden sonra oğlu Sultan Veled, Mevlevilik Tarikatı'nı kurdu. Kişiliği ve eserleri ile insanlık kültürü içinde saygın bir yer edindi. 

MEVLANA'NIN ESERLERİ

Mesnevi
Divan-ı Kebir
Fihi Ma-Fih
Mektubat
Mecalis-i Seb'a
Rubailer

KAYNAKÇA

Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s. 239, 1989

Yunus Emre Hayatı Kısaca Özet




Yunus Emre'nin hayatı hakkında kesin ve yeterli bilgi yoktur. Bütün bilinenler bazı söylenti ve yorumlardır. Ölümünden 70 veya 100 yıl sonra düzenlendiği sanılan Divanı'ndaki şiirlerin incelenmesinden 13. yüzyıl ortaları ile 14. yüzyıl başlarında yaşadığı anlaşılıyor. [1]

Şiirlerinde Allah, insan, varlık birliği, sevgi, yaşama sevinci, barış, evren, ölüm, yetkinlik, erdem, olgunluk vb. kavramlarına bağlı temalara ağırlık vermiş, halk dili ile çağının ilerisinde bir hümanizm anlayışının da öncülüğünü yapmıştır. [2] Gerek görüşleri, gerekse dili bakımından halk şiirinin öncülerinden sayılan Yunus Emre, şiirlerini hem aruz ölçüsüyle hem de hece ölçüsüyle yazmıştır.

Yunus Emre'nin Divan'ından başka Risaletü'n - Nushiyye adlı bir eseri de vardır. Bu eseri Mesnevi tarzında yazılmıştır ve yaklaşık 600 beyitten oluşmaktadır. 

KAYNAKÇA

[1] Milliyet gazetesi, Renk, 26.01.1984, s. 4
[2] Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s.243, 1989

12 Ağustos 2014 Salı

William Shakespeare Kısaca Hayatı


William Shakespeare (1564-1616). İngiliz tiyatro yazarı, Stradford'da doğmuştur. Babasının mali durumu yeterli olmadığı için fazla okuyamamıştır. Sonradan babasının yanından ayrılarak Londra'ya gitmiş, orada hayatını kazanmak için çeşitli işler yapmıştır.

Önceleri eski eserleri yenileştirmek şeklinde girdiği tiyatro alanında yavaş yavaş ilerleyerek telif eserler vermeye başlamış, bir süre sonra da en büyük tiyatro yazarlarından biri olmuştur. Oyunları kral tarafından takdir edilmiş ve "Kralın Oyuncuları" unvanına layık görülmüştür. Tiyatrodan epeyce para kazanmış, Stradford'a dönmüş, orada büyük bir çiftlik almış ve orada eserlerini yazmıştır. Bu çiftlikte de ölmüştür.

İngiltere'nin ve dünyanın en büyük tiyatro yazarlarından biri olan Shakspeare, hem dram hem de komedya türlerinde aynı başarıyı göstermiştir. Eserlerinde nazımla nesiri beraber kullanmış, insanoğlunun her türlü duygusunu canlandırmakta üstün başarı göstermiştir. En önemli yapıtları arasında Romeo ve Jüliet, Dördüncü Henry, Hamlet, Othello, Jül Sezar ve Venedik Taciri sayılabilir.

KAYNAK

Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s. 241, 1989

Isaac Newton Kısaca Hayatı


Isaac Newton, 1642 yılında İngiltere'de doğdu. Öğrenimine King's School'da başladı. Buradan mezun olduktan sonra 1661 yılında Trinity College'e girdi.

Fiziğin modern bir disiplin olarak temellerini atmıştır. Binom teoremini formüle etmiş, diferansiyel ve integral hesabını bulmuştur. Sonsuz büyük sayıların matematiği ile uğraşmış ve ağırlık kuvveti hakkında çalışmalarda bulunmuştur. [1]

1672 yılında Royal Society üyeliğine seçilmiş ve 1685 yılında genel çekim yasasını tam olarak formüle etmiştir.  Büyük eseri Philosophiae Naturalis Principia Mathematica 1686 - 1687 yıllarında üç cilt olarak yayınlanmıştır. Kuvvet birimi SI sisteminde Newton ( bir kilogramlık bir kütleyi saniyede bir metre ivmelendirecek kuvvet) olarak kabul edilmiştir. [1]

Newton, doğadaki her olayın matematik prensipleri içinde evrensel kanunlarla açıklanabileceğini ileri sürmüş ve böylece pozitif bilimin öncülerinden biri olmuştur. [2]

Newton, 1727 yılında hayatını kaybetti.

[1] Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s.386, 1989
[2] Olcay Kılıç, Milliyet gazetesi, 11.10.1990, s.11

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Aziz Nesin'in Kısaca Hayatı ve Eserleri


Aziz Nesin, 1915 yılında İstanbul'da doğdu. Harp Okulu'nu ve Askeri Fen Tatbikat Okulu'nu 1939'da bitirdi. İki yıl Güzel Sanatlar Akademisi'nde okudu. 

1944'te subaylık görevini yaparken, şiirlerini Yeni Gün dergisinde yayınladı. Bir süre gazetecilik yaptı. Bazı yazılarından dolayı hapis cezasına çarptırıldı. 1954 yılında Akbaba dergisinde yazdı. 1956'da Düşün Yayınevi'ni kurdu. 1962'de Zübük dergisini çıkardı. 1972'de kimsesiz çocukları okutmak amacıyla Nesin Vakfı'nı kurup kitaplarından elde ettiği gelirleri bu vakfa bağışladı. 

1979 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Sendikası Başkanlığı'na seçildi. 1956-57 yıllarında İtalya'da Altın Palmiye, 1966'da Bulgaristan'da Altın Kirpi, 1977'de Hitar Petar, 1969'da SSCB'de Krokodil, 1975'te Asya-Afrika Yazarlar Birliği'nden Lotus, 1969'da Türkiye'de Karacan Armağanı, 1970'te TDK Tiyatro Ödülü ve başka bir takım ödüller aldı. Aziz Nesin, 1995 yılında öldü.

AZİZ NESİN'İN ESERLERİNDEN BAZILARI

ROMANLARI

Gol Kralı
Zübük
Tatlı Betüş
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

ÖYKÜLERİ

Fil Hamdi
Ah Biz Eşekler
Biz Adam Olmayız
Şimdiki Çocuklar Harika
Herkesin İşi Gücü Var
Vatan Sağolsun

ŞİİRLERİ

Sevgiye On Ölüme Beş Kala
Sondan Başa
Kendini Yakalamak
Sivas Acısı

KAYNAK

Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s. 239-240, 1989

Reşat Nuri Güntekin'in Kısaca Hayatı ve Eserleri

Reşat Nuri Güntekin, 1889 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğu babasının görevi nedeniyle Çanakkale ve İzmir'de geçti. İstanbul'da Saint Joseph Lisesi'nden mezun oldu. 1912 yılında İstanbul Darülfünu'nun Edebiyat Bölümü'nü bitirdi.

Bursa ve İstanbul okullarında Fransızca, Türkçe, Felsefe, Kitabet öğretmenliği ve müdürlük yaptı. Milli Eğitim Müfettişliği ve baş müfettişliği yaptı. Çanakkale milletvekilliği (1939), Paris Kültür Ataşeliği, UNESCO'da Türkiye temsilciliği (1950) görevlerinde bulundu. Tedavi için gittiği Londra'da öldü. Eserlerinde Anadolu insanının gerçekliğini yalın bir dille anlattı. [1]

Cephede attan düşüp sakatlanan Atatürk, Reşat Nuri Güntekin'e "Sizin Çalıkuşu romanınızı okuyordum. Sayfalar ilerledikçe çektiğim acıyı unuttum" dedi. [2]

REŞAT NURİ GÜNTEKİN'İN ESERLERİNDEN BAZILARI

ROMANLARI

Çalıkuşu
Yaprak Dökümü
Damga
Dudaktan Kalbe
Akşam Güneşi
Yeşil Gece
Acımak
Değirmen
Kızılcık Dalları
Ateş Gecesi
Kavak Yelleri
Bir Kadın Düşmanı

HİKAYELERİ

Leyla ile Mecnun
Tanrı Misafiri
Sönmüş Yıldızlar

OYUNLARI

Tanrıdağı Ziyafeti
Balıkesir Muhasebecisi
Hançer

GEZİ YAZISI

Anadolu Notları

[1] Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s. 236, 1989
[2] Milliyet gazetesi, 24 Mayıs 200

Orhan Kemal'in Kısaca Hayatı ve Eserleri


Orhan Kemal'in asıl adı Mehmet Reşat Öğütçü'dür. 1914 yılında Adana'da doğdu. Öğrenimini yarıda bıraktı ve bir fabrikada işçi olarak çalışmaya başladı. 1938 yılında 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 

İlk şiirini Reşat Kemal imzası ile yayınladı. Orhan Kemal adını kullanmaya başladığı 1942 yılından sonra, öykü denemelerine girişti. İlk öykü kitabı Ekmek Kavgası (1949) ile tanındı. Eserlerinde Çukurova'nın tarım ve fabrika işçilerini, sanayileşme sürecinin getirdiği koşulları, büyük kentlerdeki küçük insanların sorunlarını işleyen Orhan Kemal, gerçekçilik akımının başında gelen yazarlarımızdandır. 1958'de Kardeş Payı ile Sait Faik ve Türk Dil Kurumu ödüllerini kazandı. [1] 

1969'da ise Önce Ekmek kitabı ile Sait Faik ve Türk Dil Kurumu ödüllerini kazandı. 1970 yılında Sofya'da hayatını kaybetti. 

ORHAN KEMAL'İN ESERLERİ'NDEN BAZILARI

ÖYKÜLERİ

Ekmek Kavgası
Duygu
72. Koğuş
Kardeş Payı
Babil Kulesi
Mahalle Kavgası
İşsiz

ROMANLARI

Bereketli Topraklar Üzerinde
Devlet Kuşu
Baba Evi
Hanımın Çiftliği
Gurbet Kuşları
Uçurum
Müfettişler Müfettişi
Eskici ve Oğulları
Kanlı Topraklar

[1] Milliyet Genel Kültür Ansiklopedisi, s.240, 1989

13 Haziran 2014 Cuma

Kösem Sultan Kimdir? Kısaca Hayatı


Kösem Sultan, 1590 yılında Yunanistan'da dünyaya geldi. Birinci Ahmet'in eşi, Dördüncü Murat ile Sultan İbrahim'in annesidir. Kösem Sultan da Hürrem Sultan gibi büyük bir olasılıkla Slav ya da Rum kökenlidir. 

Küçük yaşlarda saraya alındı ve "Mahpeyker" adı verildi. Zamanla saray ve saltanat hiyerarşisinde kendine önemli bir yer sağladı. Genç Osman'ın yerine Birinci Mustafa'nın tahta geçmesinde önemli rol oynadı. Birinci Mustafa'nın tahttan indirilip yerine Genç Osman'ın geçmesi üzerine eski saraya gönderildi. Gönderilişinde Genç Osman'ın annesi Valide Sultan Mahrifuz Hadice Sultan'ın etkisinin olduğu söylenir. Zira Kösem Sultan'ın devlet içindeki etkinliğinden rahatsızdı.

Kösem Sultan, oğlu Dördüncü Murat 11 yaşında padişah olduktan sonra devlet içindeki nüfuzu daha da arttı. Dördüncü Murat, 1640 yılında öldükten sonra yerine diğer oğlu Sultan İbrahim çıktı. Sultan İbrahim'in çıkan bir isyan sonucunda ölümü üzerine Kösem Sultan'ın 6 yaşındaki torunu Dördüncü Mehmet tahta çıktı. Artık Valide-i Muazzama (Büyük Valide Sultan) olmuştu. Kösem Sultan yeniden saraydaki etkinliğini sağlamıştı.

Dördüncü Mehmet'in annesi Turhan Sultan'la üç yıl süren nüfuz mücadelesine girişti. 2 Eylül 1651 gecesi Topkapı Sarayı'ndaki dairesi basıldı ve boğularak öldürüldü. 

Kösem Sultan, yardımseverliğiyle de tanınmaktadır. Yardıma muhtaçlara hazineden maaş bağlamış, borcu nedeniyle hapis yatanların borcunu ödeyip hapisten kurtarmış, yetim kızları korumuş ve onları evlendirmişti.

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Faşizm Nedir? Kısa Bilgi


Faşizm, 1919 ve 1945 yılları arasında İtalya'da Mussolini'nin yönettiği hareketin yani Fascismo'nun karşılığıdır. Mussolini faşizm içim bir cümleyle şöyle yazmıştır: "Faşizm harekettir ve düşüncedir." 

İtalya'da Mussoli'nin yönettiği faşist hareket kendi iddiasına göre, bütün toplumu tek bir ortak çıkar ve tek bir ortak amaçla bir kitle olarak kenetlemek yolundaydı. Bunun sonucunda devlet hükümetin, hükümet de lider Mussolini'nin kişisel yönetimi içinde erimişti. Faşizm, ayrıca Hitler Almanyasında "Nasyonal Sosyalizm" kılığında görüldüğü gibi, İspanya ve Porketiz'de de değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır.

Mussolini, "Faşizmin Siyasal ve Sosyal Doktrinleri" adlı, Gentile'in bir taslağına dayandırdığı makalesinde; faşizmin, bencil kişinin liberal-demokratik inanç ve düzenine karşı çıkarak devletin, kendini düşünmeyen idealine bağlılığını ortaya koyduğunu öne sürmüştü. Faşizm sosyalizme de karşıydı; çünkü sosyalizm sınıf çatışmasını öğütlüyordu; oysa faşizm bütün toplumu tek bir ortak çıkar ve tek bir ortak amaçla kitle-millet olarak kenetlemek, birleştirmek yolundaydı. 

Askeri hamleler, hatta savaş faşizme göre makbuldü, çünkü bunlar ulusal hisleri kuvvetlendiriyor ve insanları daha büyük bir "bütün" için yani kitle için fedakarlığı teşvik ediyordu.

Daha hafif metafizik deyimle, devletin bu yüceltilişi, hükümetin de yüceltilişini gerektiriyordu. Bunun sonucu olarak İtalya'da hükümet de lider veya Duce Benito Mussoli'nin kendi kişisel yönetimi içinde erimişti.

FAŞİZM VE NAZİZM'İN FARKI

Faşizm kelimesi, sadece Mussolini'nin inanç ve hareketi için değil, fakat çok kere aşağı yukarı benzer nitelikler taşıyan diğer totaliter hareketler, özellikle Nasyonel Sosyalizm, yani Nazizm için de kullanılır. Ancak, Faşizm ile Nazizm arasında bazı önemli farklar vardır. Nazizm, millet kavramı yerine ırka veya volka inanırdı. 

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 25.05.1968, s.2, Maurice Craston, Çeviren: Cendan Selek Ataoy

BENİTO MUSSOLİNİ KİMDİR?

29 Mayıs 2014 Perşembe

Kanuni Sultan Süleyman'dan Sonra Tahta Kim Geçti?


Kanuni Sultan Süleyman'ın 7 Eylül 1566'da ölümden sonra yerine tahta "Sarı Selim" olarak da bilinen İkinci Selim geçti.

İKİNCİ SELİM KİMDİR?


  • İkinci Selim, 1524 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Hürrem Sultan'dır.
  • Önce Konya Sancakbeyliğine, daha sonra da Manisa Sancakbeyliği'ne atandı.
  • Şehzade Beyazıd ile taht mücadelesine girişti. Konya yakınlarında yapılan savaştan galip çıktı ve taht yolu açılmış oldu.
  • Bu mücadelenin ardından Kütahya Sancakbeyliğine atandı.
  • Babasının Zigetvar Kuşatması sırasında öldüğünü öğrenir öğrenmez İstanbul'a hareket etti.
  • 1566 yılında tahta geçti.
  • İkinci Selim ordunun başında sefere gitmeyen ilk padişah olmuştur.
  • İkinci Selim'in padişahlığı döneminde Sakız Adası, Bobokça Kalesi, Kahire Kalesi, Yemen, Kevkeban Kalesi, Dalmaçya, Kıbrıs fethedildi. 
  • Edebiyata da önem veren İkinci Selim'in divanı vardır.
  • Eşleri, Nurbanu Sultan ve Selimiye Sultan'dır.

Diktatörlük Nedir?


Diktatörlük, modern anlamında, en sık olarak otokratik "kişisel yönetim" karşılığında kullanılmaktadır. Kelime günümüzde alçaltıcı, küçültücü bir anlam kazanmıştır; fakat bu tarih boyunca her zaman böyle olmamıştır. Ünlü Fransız düşünürü Rousseau, daha birçok hürriyet aşıkları gibi, diktatörlük müessesesini, tehlike zamanlarında devleti korumak için bir araç olarak kullanmayı öğütlemişti. Bu öğütünde, örnek olarak, dictatura'nın başarı ile uygulandığı ilk çağlardaki Roma İmparatorluğu'na işaret etmişti.

Gerçekten, Roma diktatörüne, bütün görev süresince kanunların üzerine taşarak devleti yönetmek yetkisi dahil her alanda mutlak hakimiyet verilmişti. Ne var ki, bu görev süresi altı ay olarak sınırlandırılmıştı ve bu kadar kısa süreli olması müessesenin kesin bir özelliğiydi. Romalılar inanıyorlardı ki, diktatöre daha uzun görev verilecek olursa, bunu mutlaka kötüye kullanacaktı; diktatörlüğü kurmayı gerektiren tehlikeler geçici olaylar olduğuna göre, bir diktatörü atı aydan fazla iktidarda tutmaya da hiçbir sebep yoktu.

Yirminci yüzyılın diktatörleri, Roma uygarlığındaki diktatörlerden farklı olarak değişmez bir şekilde görevde kalma yollarını aradılar ve özellikle İspanya ve Portekiz'de bir nesil boyunca kudretlerini elde tutmakta başarıya ulaştılar.

Aynı şekilde günümüzde "diktatör" denilen kişiler, eski çağlarda "müstebit" diye bilinen yöneticilere daha yakındır.

Yunanistan'da müstebitler, krallıkta hiçbir resmi ünvanı olmadığı halde hükümdarın kudret ve yetkilerini gasbeden kimselerdi. Bu eski Yunan müstebitlerinin çoğu popüler liderlerdi. Toplumda fakirlerin kederlerini ifade ederlerdi ve yönetimleri sadece yalın kuvvete değil, toplumun mütevazi tabakalarından gelen gerçek desteğe dayanırdı.

Böylece Yunanlılar bir müstebiti bir despottan kesin olarak ayırmış oldular. Bir despotun müstebitten farklı olarak, yönetmek için resmi bir ünvanı vardı.

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 22.05.1968, s.2, Maurice Cranston, Çeviren: Canan Selek Ataoy

28 Mayıs 2014 Çarşamba

İkinci Dünya Savaşı'na Katılan Devletler (Mihver ve Müttefik)


Müttefik Devletler

Amerika Birleşik Devletleri
Sovyetler Birliği
İngiltere
Fransa
Hollanda
Polonya
Çin
Yunanistan
Belçika
Yeni Zelanda
Kanada
Güney Afrika
Brezilya
Norveç
Çekoslovakya
Avustralya
Yugoslavya

Mihver Devletleri

Almanya
İtalya
Japonya
Romanya
Bulgaristan
Macaristan

İkinci Dünya Savaşı, 1 Eylül 1939 tarihinde Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başladı ve 1945 yılına kadar devam etti. Savaşın sonucunda Mihver Devletleri yenildi. Yaklaşık 60 milyon insan hayatını kaybetti. En çok kaybı Sovyetler Birliği (18 milyon) verdi. 

İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Durumu

Büyük bir yıkıma yol açan bu savaşta Türkiye tarafsız kalmıştır. Türkiye, yeni kurulacak dünya düzeninin dışında kalmamak için savaş sonunda Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmiştir. Bu "sembolik" bir savaş ilanıdır.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra "Soğuk savaş" olarak adlandırılan döneme girildi. Doğu Blok'u ve Batı Blok'u olmak üzere iki kutuplu bir güç dengesi oluştu. 

Sosyalizm Nedir? Kısaca Bilgi


"Sosyalizm" kelimesi ilk defa İngiltere'de 1827 yılında; bir fabrika sahibiyken sosyal reformcu olan, tüketicilerin işbirliği hareketini kuran, halkın sahip olacağı ve denetleyeceği üretici yatırımların kurulmasını savunan Robert Owen'in (1771-1858) görüşlerini yayınlayan dergide kullanılmıştır.

Terim, Fransa'da da 1832 yılında kullanılmış ve bundan sonra bütün Avrupa ve Amerika'da hızla yayılmıştır. Sosyalizm, ekonomik faaliyetlerin bir bütün olarak özellikle toplum yararına planlandığı ve denetlendiği bir toplum şekli anlamında kullanılır. Sosyalizm; münferit şirketlerin, düzenleyici merkezi bir plan olmaksızın, kar karşılığında mal sağlamak için kendi insiyatiflerine göre birbirleriyle rekabet ettikleri laissez-Faire ( bırakınız yapsınlar) anlayışına dayanan ekonomik düzene karşıttır.

Sosyalizm, bilinçli bir doktrin olarak, serbest piyasaya veya kapitalist sisteme karşı doğmuştur ve ahlaksal ve teknik bakımdan ona üstün bir çözüm yolu olarak gösterilmektedir. Teknik ekonomik alanda, liberal serbest piyasa ekonomisinin, devresel krizler ve yaygın işsizlik olmadan çalışamayacağı savunulmaktadır.

Sosyalistler, liberal serbest piyasa ekonomisine ahlaksal bakımdan esas itibariyle, (a) ücretlilerin kapitalist işverenin dileğine boyun eğmek zorunda bırakıldığını ve (b) özel firmaların insiyatifine göre yapılan üretimin, halkın ihtiyaçlarını karşılamak yerine kar getirecek malların üretimine ve satışına yöneldiğini belirterek itiraz etmektedirler. Sosyalistler, krizlerin ve işsizliğin ancak ekonominin bir bütün olarak planlanmasıyla önlenebileceğini savunmaktadır. Böyle bir planlanmanın, mutlu bir azınlığın lüksü yerine, herkesin ihtiyacına öncelik verecek ve işçileri işverene karşı ekonomik bağlılıklarından kurtaracak şekilde yürütülmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

"Bilimsel sosyalizm" diye de adlandırılan Marksist görüşe göre, kapitalist toplum ekonomik krizler sonucunda yıkılmaya mahkumdur; bu sırada proleter ihtilalciler kapitalistlerin tekellerine son verecek, üretim araçlarını devletin mülkiyetine sokacak ve hükümet baskısının veya insanın insana bağımlılığının olmadığı bir toplum şekline ortam hazırlayacaklardır.

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 10.06.1968, s.2, Prof. H. B. Acton, Çeviren: Candan Selek Ataöy

27 Mayıs 2014 Salı

Birinci Dünya Savaşı Hakkında Kısaca Bilgi


Birinci Dünya Savaşı, Avusturya-Macaristan Veliahtı Ferdinand'ın Sırp bir öğrenci tarafından öldürülmesi üzerine, 28 Temmmuz 1914'te, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Sırbistan'a savaş ilan etmesiyle başladı.

Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yanında yer aldı ve 1 Ağustos'ta Rusya'ya, 3 Ağustos'ta da Fransa'ya savaş açtı. Bunun üzerine İngiltere de 4 Ağustos'ta Almanya'ya savaş ilan etti. 

Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın oluşturduğu İttifak Devletleri'ne daha sonra Osmanlı İmpatorluğu ve Bulgaristan katıldı. İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu İtilaf Devletleri'ne ise daha sonra Sırbistan, Belçika, Lüksemburg, Karadağ, Romanya, Japonya, İtalya, Yunanistan, Portekiz, Brezilya ve Amerika Birleşik Devletleri katıldı.

Birinci Dünya Savaşı'nın Sonuçları

1914 yılından 1918 yılına kadar süren Birinci Dünya Savaşı'nda yaklaşık 9 milyon insan hayatını kaybetti. Bu sayıdan çok daha fazla insan yaralandı. Savaşın sonucunda dünya haritası önemli ölçüde değişti. Alman, Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus imparatorlukları sona erdi. Ortaya yeni devletler çıktı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan Sonra İmzalanan Ateşkes Antlaşmaları

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda çeşitli anlaşmalar yapılmıştır. Almanya ile 28 Nisan 1919'da Versay Antlaşması, Avusturya ile 10 Eylül 1919'da Saint-Germain Antlaşması, Bulgaristan ile 27 Kasım 1920'de Nöyyi AntlaşmasıOsmanlı Devleti ile 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalandı.

Ne var ki Ankara'daki TBMM Hükümeti, Sevr Antlaşması'nın uygulanmasına izin vermeyerek savaşı sürdürdü. Verilen bu Kurtuluş Savaşı'nın sonucunda 24 Temmuz 1924'te Lozan Antlaşması imzalandı.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDAN SONRA İMZALANAN BARIŞ ANTLAŞMALARI (DETAYLI ANLATIM)