31 Mayıs 2014 Cumartesi

Faşizm Nedir? Kısa Bilgi


Faşizm, 1919 ve 1945 yılları arasında İtalya'da Mussolini'nin yönettiği hareketin yani Fascismo'nun karşılığıdır. Mussolini faşizm içim bir cümleyle şöyle yazmıştır: "Faşizm harekettir ve düşüncedir." 

İtalya'da Mussoli'nin yönettiği faşist hareket kendi iddiasına göre, bütün toplumu tek bir ortak çıkar ve tek bir ortak amaçla bir kitle olarak kenetlemek yolundaydı. Bunun sonucunda devlet hükümetin, hükümet de lider Mussolini'nin kişisel yönetimi içinde erimişti. Faşizm, ayrıca Hitler Almanyasında "Nasyonal Sosyalizm" kılığında görüldüğü gibi, İspanya ve Porketiz'de de değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır.

Mussolini, "Faşizmin Siyasal ve Sosyal Doktrinleri" adlı, Gentile'in bir taslağına dayandırdığı makalesinde; faşizmin, bencil kişinin liberal-demokratik inanç ve düzenine karşı çıkarak devletin, kendini düşünmeyen idealine bağlılığını ortaya koyduğunu öne sürmüştü. Faşizm sosyalizme de karşıydı; çünkü sosyalizm sınıf çatışmasını öğütlüyordu; oysa faşizm bütün toplumu tek bir ortak çıkar ve tek bir ortak amaçla kitle-millet olarak kenetlemek, birleştirmek yolundaydı. 

Askeri hamleler, hatta savaş faşizme göre makbuldü, çünkü bunlar ulusal hisleri kuvvetlendiriyor ve insanları daha büyük bir "bütün" için yani kitle için fedakarlığı teşvik ediyordu.

Daha hafif metafizik deyimle, devletin bu yüceltilişi, hükümetin de yüceltilişini gerektiriyordu. Bunun sonucu olarak İtalya'da hükümet de lider veya Duce Benito Mussoli'nin kendi kişisel yönetimi içinde erimişti.

FAŞİZM VE NAZİZM'İN FARKI

Faşizm kelimesi, sadece Mussolini'nin inanç ve hareketi için değil, fakat çok kere aşağı yukarı benzer nitelikler taşıyan diğer totaliter hareketler, özellikle Nasyonel Sosyalizm, yani Nazizm için de kullanılır. Ancak, Faşizm ile Nazizm arasında bazı önemli farklar vardır. Nazizm, millet kavramı yerine ırka veya volka inanırdı. 

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 25.05.1968, s.2, Maurice Craston, Çeviren: Cendan Selek Ataoy

BENİTO MUSSOLİNİ KİMDİR?

29 Mayıs 2014 Perşembe

Kanuni Sultan Süleyman'dan Sonra Tahta Kim Geçti?


Kanuni Sultan Süleyman'ın 7 Eylül 1566'da ölümden sonra yerine tahta "Sarı Selim" olarak da bilinen İkinci Selim geçti.

İKİNCİ SELİM KİMDİR?


  • İkinci Selim, 1524 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Hürrem Sultan'dır.
  • Önce Konya Sancakbeyliğine, daha sonra da Manisa Sancakbeyliği'ne atandı.
  • Şehzade Beyazıd ile taht mücadelesine girişti. Konya yakınlarında yapılan savaştan galip çıktı ve taht yolu açılmış oldu.
  • Bu mücadelenin ardından Kütahya Sancakbeyliğine atandı.
  • Babasının Zigetvar Kuşatması sırasında öldüğünü öğrenir öğrenmez İstanbul'a hareket etti.
  • 1566 yılında tahta geçti.
  • İkinci Selim ordunun başında sefere gitmeyen ilk padişah olmuştur.
  • İkinci Selim'in padişahlığı döneminde Sakız Adası, Bobokça Kalesi, Kahire Kalesi, Yemen, Kevkeban Kalesi, Dalmaçya, Kıbrıs fethedildi. 
  • Edebiyata da önem veren İkinci Selim'in divanı vardır.
  • Eşleri, Nurbanu Sultan ve Selimiye Sultan'dır.

Diktatörlük Nedir?


Diktatörlük, modern anlamında, en sık olarak otokratik "kişisel yönetim" karşılığında kullanılmaktadır. Kelime günümüzde alçaltıcı, küçültücü bir anlam kazanmıştır; fakat bu tarih boyunca her zaman böyle olmamıştır. Ünlü Fransız düşünürü Rousseau, daha birçok hürriyet aşıkları gibi, diktatörlük müessesesini, tehlike zamanlarında devleti korumak için bir araç olarak kullanmayı öğütlemişti. Bu öğütünde, örnek olarak, dictatura'nın başarı ile uygulandığı ilk çağlardaki Roma İmparatorluğu'na işaret etmişti.

Gerçekten, Roma diktatörüne, bütün görev süresince kanunların üzerine taşarak devleti yönetmek yetkisi dahil her alanda mutlak hakimiyet verilmişti. Ne var ki, bu görev süresi altı ay olarak sınırlandırılmıştı ve bu kadar kısa süreli olması müessesenin kesin bir özelliğiydi. Romalılar inanıyorlardı ki, diktatöre daha uzun görev verilecek olursa, bunu mutlaka kötüye kullanacaktı; diktatörlüğü kurmayı gerektiren tehlikeler geçici olaylar olduğuna göre, bir diktatörü atı aydan fazla iktidarda tutmaya da hiçbir sebep yoktu.

Yirminci yüzyılın diktatörleri, Roma uygarlığındaki diktatörlerden farklı olarak değişmez bir şekilde görevde kalma yollarını aradılar ve özellikle İspanya ve Portekiz'de bir nesil boyunca kudretlerini elde tutmakta başarıya ulaştılar.

Aynı şekilde günümüzde "diktatör" denilen kişiler, eski çağlarda "müstebit" diye bilinen yöneticilere daha yakındır.

Yunanistan'da müstebitler, krallıkta hiçbir resmi ünvanı olmadığı halde hükümdarın kudret ve yetkilerini gasbeden kimselerdi. Bu eski Yunan müstebitlerinin çoğu popüler liderlerdi. Toplumda fakirlerin kederlerini ifade ederlerdi ve yönetimleri sadece yalın kuvvete değil, toplumun mütevazi tabakalarından gelen gerçek desteğe dayanırdı.

Böylece Yunanlılar bir müstebiti bir despottan kesin olarak ayırmış oldular. Bir despotun müstebitten farklı olarak, yönetmek için resmi bir ünvanı vardı.

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 22.05.1968, s.2, Maurice Cranston, Çeviren: Canan Selek Ataoy

28 Mayıs 2014 Çarşamba

İkinci Dünya Savaşı'na Katılan Devletler (Mihver ve Müttefik)


Müttefik Devletler

Amerika Birleşik Devletleri
Sovyetler Birliği
İngiltere
Fransa
Hollanda
Polonya
Çin
Yunanistan
Belçika
Yeni Zelanda
Kanada
Güney Afrika
Brezilya
Norveç
Çekoslovakya
Avustralya
Yugoslavya

Mihver Devletleri

Almanya
İtalya
Japonya
Romanya
Bulgaristan
Macaristan

İkinci Dünya Savaşı, 1 Eylül 1939 tarihinde Almanya'nın Polonya'yı işgal etmesiyle başladı ve 1945 yılına kadar devam etti. Savaşın sonucunda Mihver Devletleri yenildi. Yaklaşık 60 milyon insan hayatını kaybetti. En çok kaybı Sovyetler Birliği (18 milyon) verdi. 

İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Durumu

Büyük bir yıkıma yol açan bu savaşta Türkiye tarafsız kalmıştır. Türkiye, yeni kurulacak dünya düzeninin dışında kalmamak için savaş sonunda Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmiştir. Bu "sembolik" bir savaş ilanıdır.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra "Soğuk savaş" olarak adlandırılan döneme girildi. Doğu Blok'u ve Batı Blok'u olmak üzere iki kutuplu bir güç dengesi oluştu. 

Sosyalizm Nedir? Kısaca Bilgi


"Sosyalizm" kelimesi ilk defa İngiltere'de 1827 yılında; bir fabrika sahibiyken sosyal reformcu olan, tüketicilerin işbirliği hareketini kuran, halkın sahip olacağı ve denetleyeceği üretici yatırımların kurulmasını savunan Robert Owen'in (1771-1858) görüşlerini yayınlayan dergide kullanılmıştır.

Terim, Fransa'da da 1832 yılında kullanılmış ve bundan sonra bütün Avrupa ve Amerika'da hızla yayılmıştır. Sosyalizm, ekonomik faaliyetlerin bir bütün olarak özellikle toplum yararına planlandığı ve denetlendiği bir toplum şekli anlamında kullanılır. Sosyalizm; münferit şirketlerin, düzenleyici merkezi bir plan olmaksızın, kar karşılığında mal sağlamak için kendi insiyatiflerine göre birbirleriyle rekabet ettikleri laissez-Faire ( bırakınız yapsınlar) anlayışına dayanan ekonomik düzene karşıttır.

Sosyalizm, bilinçli bir doktrin olarak, serbest piyasaya veya kapitalist sisteme karşı doğmuştur ve ahlaksal ve teknik bakımdan ona üstün bir çözüm yolu olarak gösterilmektedir. Teknik ekonomik alanda, liberal serbest piyasa ekonomisinin, devresel krizler ve yaygın işsizlik olmadan çalışamayacağı savunulmaktadır.

Sosyalistler, liberal serbest piyasa ekonomisine ahlaksal bakımdan esas itibariyle, (a) ücretlilerin kapitalist işverenin dileğine boyun eğmek zorunda bırakıldığını ve (b) özel firmaların insiyatifine göre yapılan üretimin, halkın ihtiyaçlarını karşılamak yerine kar getirecek malların üretimine ve satışına yöneldiğini belirterek itiraz etmektedirler. Sosyalistler, krizlerin ve işsizliğin ancak ekonominin bir bütün olarak planlanmasıyla önlenebileceğini savunmaktadır. Böyle bir planlanmanın, mutlu bir azınlığın lüksü yerine, herkesin ihtiyacına öncelik verecek ve işçileri işverene karşı ekonomik bağlılıklarından kurtaracak şekilde yürütülmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

"Bilimsel sosyalizm" diye de adlandırılan Marksist görüşe göre, kapitalist toplum ekonomik krizler sonucunda yıkılmaya mahkumdur; bu sırada proleter ihtilalciler kapitalistlerin tekellerine son verecek, üretim araçlarını devletin mülkiyetine sokacak ve hükümet baskısının veya insanın insana bağımlılığının olmadığı bir toplum şekline ortam hazırlayacaklardır.

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 10.06.1968, s.2, Prof. H. B. Acton, Çeviren: Candan Selek Ataöy

27 Mayıs 2014 Salı

Birinci Dünya Savaşı Hakkında Kısaca Bilgi


Birinci Dünya Savaşı, Avusturya-Macaristan Veliahtı Ferdinand'ın Sırp bir öğrenci tarafından öldürülmesi üzerine, 28 Temmmuz 1914'te, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Sırbistan'a savaş ilan etmesiyle başladı.

Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun yanında yer aldı ve 1 Ağustos'ta Rusya'ya, 3 Ağustos'ta da Fransa'ya savaş açtı. Bunun üzerine İngiltere de 4 Ağustos'ta Almanya'ya savaş ilan etti. 

Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın oluşturduğu İttifak Devletleri'ne daha sonra Osmanlı İmpatorluğu ve Bulgaristan katıldı. İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu İtilaf Devletleri'ne ise daha sonra Sırbistan, Belçika, Lüksemburg, Karadağ, Romanya, Japonya, İtalya, Yunanistan, Portekiz, Brezilya ve Amerika Birleşik Devletleri katıldı.

Birinci Dünya Savaşı'nın Sonuçları

1914 yılından 1918 yılına kadar süren Birinci Dünya Savaşı'nda yaklaşık 9 milyon insan hayatını kaybetti. Bu sayıdan çok daha fazla insan yaralandı. Savaşın sonucunda dünya haritası önemli ölçüde değişti. Alman, Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus imparatorlukları sona erdi. Ortaya yeni devletler çıktı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan Sonra İmzalanan Ateşkes Antlaşmaları

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda çeşitli anlaşmalar yapılmıştır. Almanya ile 28 Nisan 1919'da Versay Antlaşması, Avusturya ile 10 Eylül 1919'da Saint-Germain Antlaşması, Bulgaristan ile 27 Kasım 1920'de Nöyyi AntlaşmasıOsmanlı Devleti ile 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması imzalandı.

Ne var ki Ankara'daki TBMM Hükümeti, Sevr Antlaşması'nın uygulanmasına izin vermeyerek savaşı sürdürdü. Verilen bu Kurtuluş Savaşı'nın sonucunda 24 Temmuz 1924'te Lozan Antlaşması imzalandı.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDAN SONRA İMZALANAN BARIŞ ANTLAŞMALARI (DETAYLI ANLATIM)

23 Mayıs 2014 Cuma

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Kısaca Hayatı ve Eserleri


Türk edebiyatının önemli isimlerinden, romancı, öykü ve anı yazarı, gazeteci, politikacı, diplomat Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1889 yılında Mısır'ın Kahire şehrinde doğdu.

Ailesi, Mısırlı İbrahim Paşa'nın ölümünden sonra Türkiye'ye yerleşti. İlköğrenimini Manisa'da tamamladı. Çocukluk yıllarından itibaren edebiyata ilgi duymaya başladı. Babasının ölümünden dolayı İzmir İdadisi'ndeki eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Annesiyle birlikte Mısır'a döndü ve ortaöğrenimini burada tamamladı. 

1908 yılında ailesiyle birlikte Türkiye'ye döndü. Servet-i Fünun edebiyatının önde gelen kalemlerinden biri olarak sivrildi. "Peyam" ve "İkdam" gazetelerindeki yazılarıyla dikkati çekti. Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul'daki ulusal direniş örgütlerinde görev aldı. Daha sonra Anadolu'ya geçti. Bu sırada Hakimiyet-i Milliye ve Cumhuriyet gazetelerinde yazılar yazdı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Mardin milletvekili olarak girdi. "Kadro" dergisinin kurucuları arasında yer aldı. 

Tiran (1934), Prag (1936), Lahey (1939), Bern (1942) ve Tahran (1949) elçiliği yaptı. 1951 yılında tekrardan Bern elçiliğine getirildi ve burada 1955 yılında emekli oldu. 1961-1965 yılları arasında yeniden milletvekilliği yaptı.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 13 Aralık 1974 tarihinde Ankara'da öldü.

ÖNEMLİ ESERLERİ

Kiralık Konak
Yaban
Nur Baba
Sodom ve Gomore
Ankara
Hüküm Gecesi
Zoraki Diplomat
Vatan Yolunda
Politikada 45 Yıl
Ahmet Haşim
Atatürk
Milli Savaş Hikayeleri
Bir Serencam