12 Aralık 2016 Pazartesi

Dolar Neden Yükseliyor?


Son günlerin en sık sorulan sorularından biri: "Dolar neden yükseliyor?" Bu soruya Mahfi Eğilmez ve Uğur Gürses'nin farklı mecralarda verdiği cevapları derledik. 

Kadir Has Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Mahfi Eğilmez, NTV Radyo'da yaptığı açıklamada doların yükselmesini şu şekilde açıkladı:
"Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan seçimleri Donald Trump'ın kazanması çoğunluk için sürpriz oldu. Trump'ın kazanması halinde piyasaların bu seçim sonucuna tepki vereceği ve doların değer kaybedeceği tahmin ediliyordu. Oysa tam tersi oldu. Birçok yorumcu Trump'ın nasıl bir program uygulayacağını anlamak için seçim vaatlerini bir kez daha gözden geçirdi ve o zaman Trump'ın genişletici bir maliye politikası uygulayarak kamu harcamalarını artıracağı, vergilerde indirime gideceği, kuralları gevşeteceği ve bu yolla ekonomiyi canlandırma yoluna gideceği anlaşıldı. Amerikan ekonomisinin canlanması halinde FED'in faiz artıracağı ortaya çıkınca dolar değer kazanmaya başladı."
Hürriyet Gazetesi yazarı Uğur Gürses'in CNN Türk'te yayınlanan "Eğrisi Doğrusu" programında verdiği cevap ise şu şekilde: 
"Türkiye 2008'den sonraki dönemde bol miktarda borçlandı. O dönemde yapısal sorunlarımızı çözmedik. Bol para geldiği için de kur yükselmedi. Reel sektörün keyfi yerindeydi, yüksek miktarda borçlanıyordu. Bu bize yüksek bir büyüme sağladı. 2013 yılında ABD Merkez Bankası Başkanı, "biz artık bu parayı kısacağız" dedi. Trump ile beraber yeni bir para politikasının ortaya çıkma ihtimali var. Biz daha hızlı sarsılıyoruz, çünkü yüksek miktarda cari açık veriyoruz. Petrol fiyatları 35 dolara düştü. Biz onun getirdiği yaklaşık 15 milyar dolarlık bir ferahlama yaşadık. O yüzden de kur bir süre sakin kaldı. Ama öbür taraftan da turizmden kabaca 8-10 milyar dolar arası bir kaybımız var. Bugün herkes soruyor, "kur neden yükseliyor?" Ben de diyorum ki geçmişe bir dönün bakın ve o bize aslında bir fotoğrafı veriyor."

20 Kasım 2016 Pazar

Batlamyus Kimdir? Hayatı Hakkında Kısaca Bilgi


Klaudyos Batlamyusastrolog, coğrafyacı, matematikçi ve gök bilimci olarak bilinen bir bilim adamıdır. 100 ile 170 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. Mısır'ın İskenderiye kentinde yaşamıştır. Bizans, İslam ve Avrupa biliminde büyük önem taşıyan bilimsel yapıtlar ortaya koydu.

Birincisi, "Almagest" olarak bilinen astronomi tezidir. Almagest, astronomide hayatta kalan tek eski kapsamlı bilimsel tezdir. Güneş, Ay ve gezegenlerin konumlarını, yıldızların yükselişini, Güneş ve Ay tutulmalarını hesaplamak için gereken tüm verileri tablo halinde gösteren kullanışlı tablolarında, astronomik hesaplamalar için yararlı bir araç sundu. 

İkincisi, Grek-Roma dünyasının coğrafi bilgilerinin kapsamlı bir tartışması olan "Coğrafya"dır. Dünyadaki sayısız coğrafi konum için enlem ve boylam koordinatları sağladı. Ayrıca harita oluşturma yöntemlerini geliştirdi.

Üçüncüsü, astrolojinin felsefesi ve uygulaması üzerine yazılmış olan "Tetrabiblos" adlı eseridir. Astronomik döngülerin dünyevi konulardaki etkilerini araştırdı.

Müziğe büyük ilgi duydu ve müzik teorisi ve müzik matematiği üzerine 'Harmonikler' adlı eseri yazdı. Ayrıca optik üzerine de bir tez yazdı. Optiğin ilk tarihinin önemli bir bölümünü oluşturan bu eserde yansıma, kırılma ve renk de dahil olmak üzere ışığın özellikleri hakkında yazdı.

16 Kasım 2016 Çarşamba

Mısır Piramitleri Hakkında Kısa Bilgi


Mısır piramitlerinin sayısının, 118 ya da 138 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Çoğu, Eski ve Orta Krallık dönemlerinde ülkenin firavunları ve eşleri için mezar olarak inşa edilmiştir. Piramitlerin inşasında yer alan işçi sayısının 100.000 kişi olduğu tahmin ediliyor.

Bilinen en eski Mısır piramitleri, Memphis'in kuzeybatısındaki Sakkara'da bulunmaktadır. En eski Mısır piramidinin M.Ö. 27. yüzyılda inşa edilen Djoser Piramidi olduğuna inanılıyor.

En ünlü Mısır piramitleri, Kahire'nin eteklerindeki Gize'de bulunanlardır. Gize Piramitleri'nin birçoğu şimdiye kadar yapılan en büyük yapılar arasında sayılır. Gize'deki Keops Piramidi, en büyük Mısır piramididir. Antik dünyanın Yedi Harikasından hala var olan tek yapıdır. Keops Piramidi'nin yaklaşık 2.300.000 taş bloktan oluştuğu tahmin edilmektedir. Her taşın ağırlığı yaklaşık 2,5 tondur. 

Piramitlerin pürüzsüz, açılı tarafları güneş ışınlarını sembolizme eder ve kralın ruhunun cennete yükselmesine ve tanrılara, özellikle de güneş tanrısı Ra'ya katılmasına yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

Eski Mısırlılar, kral öldüğünde ruhunun bir kısmının cesediyle birlikte kaldığına inanıyorlardı. Krallarının ruhunu düzgün bir şekilde korumak için cesetlerini mumyalıyorlardı ve öbür dünyada ihtiyaç duyacağı her şeyi onunla birlikte gömüyorlardı. 

Dışarısındaki muazzam sıcaklığa rağmen, piramitlerin içindeki sıcaklık aslında nispeten sabit kalır ve yaklaşık 20 santigrat derecedir.

6 Kasım 2016 Pazar

Ömer Halisdemir Kimdir? Ömer Halisdemir'in Bilinmeyenleri


Ömer Halisdemir, 20 Şubat 1974 tarihinde Niğde’nin Çukurkuyu Köyü’nde dünyaya geldi.
Kökenleri Türkmen Bekdik aşiretine dayanan çiftçi bir ailenin çocuğuydu.
Öğrenimine köyündeki Fatih İlkokulu’nda başladı.
Ortaokulu ise köyünün dışındaki Çukurkuyu İsmail Erol Ortaokulu’nda tamamladı.
Öğrenimini sürdürürken bir yandan da babasının yanında çobanlık yaptı.
Babası Hasan Hüseyin Halisdemir oğlunu şu sözlerle anlatıyordu: “Çocukluğunda çok başarılı bir çocuktu. Hayvanları, doğayı çok severdi. Bütün okulları başarıyla okuyordu. Okuldan eve geldiğinde ve boş zamanlarında bana yardımcı olurdu. Hayvanları otlatırdı. Çok güçlü bir yapısı vardı. Benim en çok güç aldığım destek aldığım çocuğumdu. Nasıl ki çocukken işte güçte en büyük yardımcımsa meslek sahibi olduğunda da en büyük destekçim oldu. Kardeşlerini çok severdi. Onlar için çok şey yaptı. Bütün kardeşlerine sahip çıktı. Beni ayakta tutan o çocuktu.
Ortaokulu bitirdikten sonra Niğde Endüstri Meslek Lisesi’ne kaydoldu.
1993 yılında askere gitme zamanı gelmişti.
Bir daha üzerinden hiç çıkartmayacağı asker üniformasını ilk defa o zaman giydi.
Askerliğini tamamladıktan sonra uzman çavuş oldu.
Daha sonra Özel Kuvvetler Komutanlığı’na geçti.
1999 yılında astsubay oldu.
24 yaşında Meryem Halisdemir ile evlendi.
Özel Kuvvetlerde yurt içi ve yurt dışında birçok operasyona katıldı.
20 yıl Özel Kuvvetlerde büyük başarı ile görev yaptı.
Emekliliğine az kalmıştı.
En büyük hayali köyüne dönmek ve emeklilik günlerini sevdikleriyle birlikte geçirmekti.
Köyünde bir ev yaptırmak istiyordu. En son 4 Temmuz’da Belediye Başkanı İleri Koçak ile ruhsat konusunda görüşme yaptı.
Babası Hasan Hüseyin Halisdemir onun bu hayalini şu şekilde anlatıyordu: “Oğlum iki yıl sonra emekli olacaktı. Tek hayali ise emekli olduğunda köye dönmekti. Köyde kendisine bir bahçe yapmıştık. Buraya bir ev yapıp burada yaşamayı hayal ediyordu. Köyünü, arkadaşlarını çok seviyordu. Ne yazık ki bu hayalini gerçekleştiremedi. Her defasında emekli olunca köye döneceğim, burada yaşayacağım diyordu.
Saz çalmayı çok severdi.
En çok da Neşet Ertaş’ın türkülerini çalardı.
15 Temmuz darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı'na girmeye çalışan cuntacı Semih Terzi’yi Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’dan aldığı emir üzerine tereddüt etmeden, canı pahasına alnından vurarak öldürdü.
Cuntacı Semih Terzi’nin korumalarının 30 kurşunuyla şehit oldu.
İşte Türkiye’nin kaderini değiştiren ve kahramanlığı nesilden nesile aktarılacak olan Ömer Halisdemir’in hikayesi böyleydi.
Bir devresinin “Delikanlılığı senden mi öğreneceğiz” demesi üzerine Ömer Halisdemir şu sözleri söylemişti: “Benim delikanlılığımı tahmin bile edemezsin!
Gerçekten de öyleydi.
Şimdi Ömer Halisdemir’in delikanlılığı yurdun dört bir köşesinde konuşuluyor, okullarda ders olarak öğretiliyor.

31 Ekim 2016 Pazartesi

İngiliz İstihbaratına Sızan Sovyet Ajanı Kim Philby'in Hikayesi


Harold Adrian Russel Philby, 1 Şubat 1912 tarihinde Hindistan’ın Ambala şehrinde dünyaya geldi. 

Cambridge Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürürken buradaki gençlik oluşumlarına ilgi duydu ve Cambridge Üniversitesi Sosyalist Topluluğu’na üye oldu.

Üniversiteden mezun olduktan sonra Avrupa gezisine çıkan Philby, izlenimlerini şu şekilde anlatıyordu: “Gördüm ki diğer ülkeler de Britanya ile aynı durumdaydı. Bu durum kapitalist sistemin bir kriz içerisinde olduğunu kanıtlıyordu. Almanya’da işsizlik patlak vermiş, faşizmin etkisi artmış ve işçiler iyice fakirleşmişti. Sosyal demokratların nüfuzu oldukça azalmıştı. Kritik anlarda kabuklarına çekilirlerdi. Ancak solcuların istikrarlı ve güçlü bir destekçisi vardı: Sovyetler Birliği. Ve ben bu ülkenin mutlak desteklenmesi gerektiğini anladım.

Philby bu görüşleri doğrultusunda kariyerine kamu alanında başlamayı hedefledi. Fakat önce komünizme yakın siyasi eğilimleri olduğuna dair kişisel izlenimden kurtulmalıydı. 

1935 yılında gazetecilik yapmaya başladı. Faşizme yakın düşünceleri savunmaya başlayan Philby, Nazi Almanyası’na yakın Anglo-Alman Kardeşliği Derneği’ne üye oldu. İspanya İç Savaşı’nı gazeteci olarak takip etti. Burada Franco yanlılarına yakın bir tutum sergiledi.

Bir süre Times gazetesinde çalıştıktan sonra sonunda İngiliz İstihbarat Servisi’nin dikkatini çekmeyi başarmıştı. İngiliz Gizli Haberalma Servisi (SIS), Philby’ye ajanlık teklifi etti.

Buradaki başarılı çalışmalarıyla kısa sürede amirlerinin dikkatini çekti. 1944 yılında SIS’e bağlı Komünizmle Mücadele Dairesi’nin başına getirildi.

1946’da sergilemiş olduğu üstün hizmetten dolayı bizzat Kraliçe 2. Elizabeth’in elinden Devlet Üstün Hizmet Madalyası’nı aldı. Bir yıl sonra ise Stalin’in emri ile Kızıl Bayrak Nişanı ile ödüllendirildi. 

Philby İngiliz İstihbarat Servisi’nin gizli bilgilerine nasıl kolaylıkla ulaştığını şu sözlerle anlatıyordu: “Her gün ofisten koca bir çantayla çıkıyordum. Çantada kendi yazdığım raporlar, dosyalar ve arşivden aldığım belgeler oluyordu. Akşam bunları irtibat kurduğum Sovyet ajana teslim ediyordum. Sabah, tek tek fotoğrafı çekilen belgeleri geri alıyordum. Erkenden de arşive geri koyuyordum. Bunu yıllarca yaptım.

Philby, FBI ve CIA'yle koordinasyon için Washington'a gönderildi. Bu sırada Arnavutluk’taki komünist rejimi devirmek için gizlice binlerce Arnavut’un ülkeye sokulmasını içeren planı deşifre etti.

Philby, 1945 yılında bir yandan görevlendirdiği bir SIS ajanına Baltık ülkelerinde casusluk şebekesi kurmasını istemiş, diğer yandan da Sovyet istihbaratına bu şebekeyi bildirerek yakalanmalarını sağlamıştır.

İngiliz İstihbarat Servisi’nin, Philby’in Sovyetler’e çalıştığından şüphelenmesi üzerine KGB bir operasyonla Philby’i Lübnan’dan Sovyetler Birliği’ne kaçırdı. Ömrünün geri kalan kısmını burada geçirdi ve 1988 yılında öldü.

18 Ekim 2016 Salı

Osmanlı Devleti'nin ABD'yi Vergiye Bağlaması


ABD, 1775 ile 1783 yılları arasında Birleşik Krallık’a karşı giriştiği Bağımsızlık Savaşı’ndan galip ayrılmış ve bağımsızlığını kazanmıştı. Bu tarihten itibaren doğal kaynakları, insan gücü ve yeni kurulmuş bir devlet olmanın vermiş olduğu motivasyonla hızlı bir gelişme sürecine girdi. Öyle ki sanayisi her geçen gün gelişiyor ve üretim düzeyi artıyordu.

Bir süre sonra üretim seviyesi iç tüketim seviyesinin üzerine çıktı. Bu durumda yapılacak tek bir şey vardı: Ticaret ve deniz yollarında etkin olmak.

ABD, Osmanlı Devleti ile hiçbir anlaşma yapmaksızın ticaret gemilerini Akdeniz’e geçirmek istedi. Anlaşılan ABD, yeni kurulmuş olmasından dolayı tecrübesizdi. Böylece diplomasiden, siyasi dengelerden ve hegemonyalardan da bihaberdi.

Kuzey Afrika, 18. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devleti’nin hakimiyeti altındaydı. “Garp Ocakları” denilen Cezayir, Trablusgarp ve Tunus Osmanlı Devleti’ne bağlı eyaletlerdi.

Tarih: 25 Temmuz 1785. ABD, tüm bu siyasi dengelere karşın Akdeniz’den ticaret gemilerini geçirmeye çalışınca Cezayir açıklarında gemileri durduruldu ve gemilerine el konuldu. Daha sonra birkaç ABD ticaret gemisi daha aynı akıbete uğradı.

ABD donanmasının Osmanlı Devleti’ne karşı koyması mümkün değildi. Yaşanan bu gelişmelerin ardından donanmasını güçlendirmek için çalışmalara başladı. ABD Kongresi, bunun için Başkan George Washington’a 700 bin altın harcama yetkisi verdi.

Tarih: 5 Eylül 1795. ABD, bu duruma daha fazla katlanamadı ve anlaşma yapmaya karar verdi. Joseph Donaldson başkanlığında Amerikan heyeti ile Cezayir Beylerbeyi Gazi Hasan Paşa, Türkçe kaleme alınmış bir anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmaya göre Amerika esirlere karşılık 642 bin altın ve her yıl 12 bin altın ödeyecekti. Daha sonra Trablusgarp ve Tunus ile de benzer anlaşmalar yapıldı.

Bu anlaşma, ABD tarihinde (1786’da Fas ile Arapça yaptığı antlaşmadan sonra) ikinci yabancı dilde imzalanan anlaşmadır. Ayrıca yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiği tek anlaşmadır.  

22 Eylül 2016 Perşembe

MİT'ten Dünyayı Şaşırtan Operasyon



Tarih: 9 Ağustos 2013. Haber kanalları bültenlerinde Beyrut'ta iki Türk pilotun kaçırıldığını duyuruyordu. Bütün haber ajansları ve medya kulisleri olayı kimin üstleneceği konusunda öngörüler üretirken, bütün bu tartışmalara son verecek cevap şimdiye kadar dünya kamuoyunda isimleri hiç duyulmamış olan bir gruptan geldi: İmam Rıza'nın Ziyaretçileri

Hizbullah'a yakın olduğu öne sürülen bu grup, Türk pilotlara karşılık fidye olarak İran'da kaçırılan 9 Lübnanlının serbest bırakılmasını şart koşuyordu. 

İki ülkenin dışişleri, o dakikadan itibaren devredeydi. Pilotların hangi adreste alıkonulduklarına dair bir bilgi edinilemiyordu. Nihayet 23 Ağustos 2013 tarihinde ilginç bir ihbar geldi. Türkiye'deki bir Lübnanlı turist, pilotların Hizbullah kontrolünde olan bir bölgedeki evde tutulduğunu haber verdi. 

Kaçırılma olayından 20 gün sonra tarihler 29 Ağustos'u gösterdiğinde Lübnan televizyonundaki görüntüler gündeme damgasını vurdu. Pilotlar sağlık durumlarının iyi olduğunu ancak kaygılarının gün geçtikçe arttığını ve bir an önce kurtarılmayı beklediklerini söylediler. 

Milli İstihbarat Teşkilatı, Lübnan'da "korsan avı" başlattı. Lübnan devleti ile birlikte Türk pilotu kaçıranların peşine düşüldü, korsanların kimlikleri tespit edildi ve müdahale için ilk temaslara başlandı. Türk pilotları kaçıran korsanlar, Suriye'de rehin tutulan 9 hacının serbest bırakılmasını istiyorlardı. Bunu ancak Türkiye sağlayabilir, çünkü "Türkiye güçlü bir ülke" diyorlardı. 

MİT harekete geçti. Murat kod adlı operasyona start verildi. MİT'in dış operasyonlar başkanlığına ait ekip 16 Ekim'de Suriye sınırına yola çıkmak üzere havalandı. Kaçırılan 2 Türk pilota karşılık serbest bırakılmaları istenen 9 Lübnan'lı hacı Azaz'da iki grubun çatıştığı bölgenin merkezinde kalmıştı. 9 Lübnanlı rehine o çatışmada öldürülürse buna karşılık olarak kaçırılan 2 Türk pilotun hayatı tehlikeye girecekti. MİT harekete geçti ve tam teçhizatlı operasyon ekibi ölüm riski altında çatışma bölgesine girdi. Murat kod adlı operasyon başarıyla sonuçlandı. MİT operasyon ekibi rehin tutulan 9 Lübnanlıyı Öncüpınar Sınır Kapısı'na getirdi. Daha sonra kaçırılan iki Türk pilot da Türkiye'ye getirildi. Tarihi operasyon hem dünyada hem de Lübnan'da nefeslerin tutulmasına yol açmıştı. 

KAYNAK

A Haber

22 Temmuz 2016 Cuma

Anadolu Ajansı Hakkında Kısaca Bilgi

Anadolu Ajansı, 6 Nisan 1920 tarihinde kurulmuştur. Bizzat Atatürk'ün emriyle ortaya çıkan bu müessesenin amacı, İstiklal mücadelesinde milli birliği tehlikeye düşürecek tahrik ve tesirlere karşı milleti uyanık tutmak, milli kurtuluşu sağlayacak karar ve hareketleri Türk milletine vaktinde bildirmektir. Kuruluşunda Halide Edip Adıvar ve Yunus Nadi'nin de önemli katkıları olmuştur. Ajansın büro olarak kullanması için Ziraat Mektebi'nin bir bölümü ayrılmıştır. 

O zaman üç-beş kişiden ibaret personel kadrosu ile devrin Matbuat Umum Müdürlüğü'ne bağlı bir müdürlük halinde çalışmalarına başlayan Anadolu Ajansı, kendisinden istenilen vazifeleri imkan ve araçlar doğrultusunda yapmak üzere faaliyete koyulmuştur.

1925 yılında Anonim şirket hüviyetine kavuşturulan Anadolu Ajansı, yirmi bin lira sermaye ile kurulmuş, ihraç edilen hisse senetlerini ise Hariciye Vekaleti satın almıştır. Ancak daha sonra kendisine uygun bir özerklik sağlamak için Hariciye Vekaleti'nin hisse miktarı düşürülmüştür.

Bugün merkezi Ankara'da bulunan ajansın Türkiye'nin birçok noktasında bürosu bulunmaktadır. 

KAYNAKÇA

Bu çalışmada, dönemin Anadolu Ajansı Genel Müdürü Atilla Onuk'un 17.09.1971 tarihli Milliyet gazetesindeki yazısından yararlanılmıştır.

14 Haziran 2016 Salı

Cansu Canan Özgen Kimdir?


Habertürk’ün fenomen programı Öteki Gündem’in sunucusu Cansu Canan Özgen'in hayat hikayesi...'

Cansu Canan Özgen, 23 Eylül 1989 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Baba tarafı Selanik göçmeni, anne tarafı ise Erzurumludur. Lise öğrenimini Bayrampaşa Anadolu Lisesinde yaptı. Yüksek öğrenimini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği bölümünde tamamladı.

Bir süre kömür madenlerinde çalıştıktan sonra, bir röportajında belirttiği üzere, ‘Bu iş bana göre değil’ diyerek medya sektörüne yönelmiştir. İyi derecede İngilizce bilen Özgen, stajını Beşiktaş TV’de yaptı. Burada kısa bir süre sonra ana haberleri sunmaya başladı. Beşiktaş TV’deki stajının ardından Habertürk kanalında gece spikeri olarak görev yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra da gündüz kuşağına geçti. Pelin Çift’in Habertürk’ten ayrılmasının ardından ‘Öteki Gündem’ adlı programı sunmaya başladı. 

Talha Uğurluel ile birlikte hazırladığı ‘Osmanlı’nın Şifreleri’ ve Ramazan Kurtoğlu ile birlikte hazırladığı ‘Küresel Düzenin Şifreleri’ adlı kitapları vardır.

26 Nisan 2016 Salı

Afet İnan Kimdir? Kısaca Hayatı


Türk tarihinin en büyük anlatıcılarından Prof. Dr. Afet İnan, 30 Ekim 1908 tarihinde Selanik'te dünyaya geldi. Balkan Savaşları'nın ardından ailesiyle birlikte Eskişehir'e taşındı ve ilköğrenimine burada başladı. Henüz 7 yaşındayken annesini kaybetti. Babasının memuriyeti nedeniyle öğrenimine farklı yerlerde devam etmek zorunda kaldı. 1925 yılında öğrenimini tamamladıktan sonra İzmir'de Redd-i İlhak İlkokulu'nda başöğretmen olarak görev yapmaya başladı. Burada görev yaptığı sırada Mustafa Kemal Atatürk'ün bir ziyaretinde onunla tanıştı. Bu tanışmanın ardından Lozan'a dil öğrenimi için gönderildi. 

Yurda döndükten sonra bir süre Fransız Kız Lisesi'nde öğrenim gördü. 1929'da Ankara Musiki Muallim Mektebi'nde 1933'de ise Ankara Kız Lisesi'nde öğretmen olarak görev yaptı. Orta okul ve liselerde ders kitabı olarak okutulan "Vatandaş İçin Medenî Bilgiler" kitabını hazırladı. 1935 yılından 1952 yılına kadar Türk Tarih Kurumu'nda asbaşkan olarak çalışmalarını sürdürdü. Türk Tarih Tezi çalışmalarında yer alan Afet İnan, "Türk Tarihinin Ana Hatları" kitabının hazırlanmasında görev aldı.

Cenevre Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Bilimler Fakültesi'nde yüksek öğrenimini ve doktorasını tamamladı. 1950 yılında ise profesör oldu. Türkiye'de çeşitli üniversitelerde dersler verdi. 8 Haziran 1985'de Ankara'da hayatını kaybetti. 

31 Mart 2016 Perşembe

Atatürk Kürtlere özerklik sözü verdi mi? - İlber Ortaylı Cevapladı



Prof. Dr. İlber Ortaylı, katıldığı Siyaset Meydanı programında, "Atatürk Kürtlere özerklik sözü verdi mi?" sorusunu cevaplandırdı.

Ali Kırca: "Erzurum Kongresi'nin 8. maddesinde 'Milletlerin kendi kaderlerini tayin hakkı' gibi bir ifade var. Sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün İzmit konuşması var ve burada 'İki unsurun kaderi birleşmiştir' diyor."

İlber Ortaylı'nın açıklaması şu şekilde:

İzmit konuşmasının sansürsüz metnini okuyabilmiştim. Kürt realitesini tanıma var, fakat Atatürk hiçbir şekilde ayrımdan söz etmiyor. Çünkü artık askeri safha başarılmıştır. Ondan sonra bir Mareşalin kazandıklarından, elde tuttuklarından vermesini bekleyemezsiniz. Zaten öyle bir talep de yoktur. 

Sivas Kongresi'nde öyle bir eğilim var mıydı, bilemem. Fakat zaten Sivas Kongresi sırasında Kürt Teali Hareketi'nin bağımsızlık isteği çok menfidir. Lider kadroları için bu söz konusudur. Onun için bugünkü durum ile geçmişe bakmak meseleyi çözmüyor. Bu koca bir parçanın entegrasyonu nasıl sağlanmış? Bence çok büyük bir sıkıntı çekmemişler. Çünkü bu tarafta öyle bir derinlemesine talebin olduğunu söylemek çok zor. Çok az ayaklanmalar var. Mesela Koçgiri Ayaklanması. Ama Koçgiri Ayaklanması milliyetçilik mi başka türlü bir ayaklanma mı üzerinde durmak lazım. 

1924 Anayasası vatandaşlık konusunda Fransa Anayasasını model almıştır. 

11 Mart 2016 Cuma

Köroğlu Hayatı Kısaca


Sibirya'dan Balkanlar'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada bir kahramanlık hikayesinin baş kahramanı olan Köroğlu'nun gerçek bir şahsiyet oluşuyla alakalı çok az bilgi vardır. Köroğlu bir efsane olsa bile Türk Halk Edebiyatı ve kahramanlık şiirlerindeki etkisi çok önemli bir yere sahiptir. Şiirleri dağlar gibi keskin ve yalçındır. Döneminin haksızlık ve adaletsizlikleri şiirlerinin temelini oluşturur. Evliya Çelebi seyahatnamesinde 17. yüzyıl Celali İsyanları'na katılanlar arasında Köroğlu'nun da adı geçmektedir. 

Osmanlı'nın Bolu'ya tayin ettiği Bolu Beyi at meraklısıdır. At yetiştirmede usta olan seyis Yusuf'u güzel bir at bulması için görevlendirir. Yusuf, günlerce gezdikten sonra bir tay bulur. Tayı alır ve Bolu'ya döner. Lakin tay beyin istediği gibi değildir. Kendisiyle alay edildiğini düşünen Bolu Beyi Yusuf'un gözlerine mil çektirir ve Köroğlu'nun amansız hikayesi böyle başlar. Yaşı olgunlaşınca Bolu Beyi'nden intikam almayı düşünen Köroğlu, çevresine Bolu Beyi'nden rahatsız olan muhalifleri toplayarak kır atıyla beyin üzerine yürür. 

Köroğlunun Anadolu'yu, Rumeli'yi ve Azerbaycan'ı dolaştığı kabul edilir. Kars'ta Kiziroğlu ile karşılaşmış ve onunla savaşmıştır. Bu karşılaşmadan sonra Kiziroğlu ve Köroğlu haksızlıklara karşı birlikte mücadele etmiştir. Bugün Bolu'nun güneyinde uzanan sıradağların ismi Köroğlu Dağları olarak bilinmektedir. Köroğlu, dağların bir esintisi ve zalimleri dizüstüne çökerten bir çığlık olarak tüm Anadolu'nun kalbini fethetmiş bir yiğittir.  

KAYNAK

TRT Avaz, Türk Halk Edebiyatı

7 Mart 2016 Pazartesi

Göktürk (Orhun) Yazıtları Hakkında Kısa Bilgi


Göktürk Kitabeleri de denilen bu yazıtlar, Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleridir. 8. yüzyılda, Çinlilere karşı yapılan bir "kurtuluş savaşı" kazanıldıktan ve Türk bütünlüğü sağlandıktan sonra, bu zaferi ölümsüzleştirmek gayesiyle yazılmıştır. Moğolistan'ın kuzey doğusunda, Orhun ırmağının, eski yatağına dikilen bu yazılı taşlara Orhun Anıtları denir. 

Orta Asya'da Orhun ırmağının eski yatağına dikilmiş oldukları için, Orhun Anıtları adını alan yazılı taşlarda, Göktürklerin tarihi anlatılmaktadır. İlk defa bu yazıtları, 19. yüzyılda Danimarkalı dil bilgini Thomsen okudu. Bu anıtlardan ilk söz açan ise, 13. yüzyılda, İlhanlılar tarihçisi Alaaddin Ata Melik Cüveyn'in Târih-i Cihan Güşa adlı eseridir. 

Orhun Anıtları'nın en önemlileri: Göktürklerin dört hakanına vezirlik etmiş olan Bilge Tonyukuk'un 720'de diktirdiği Tonyukuk Anıtı; Doğu Göktürklerini Çin eserliğinden kurtaran Kutluk Han'ın küçük oğlu Kül Tigin adına 732'de diktirilen Kül Tigin Anıtı, Kutluk Han'ın büyük oğlu Bilge Kağan adına 735'de diktirilen Bilge Kağan Anıtı'dır.

Orhun Anıtları'nda eskisi gibi iyi ve bilgili olmayan beylerin elinde Türk devletinin nasıl sarsılıp yıkıldığı, bu beylerin Çinlilerin hilelerine nasıl aldandıkları anlatılır. 50 yıl Çin'de esir yaşayan Doğu Türkistan Türklerinin esirlikten kurtuluşları, yeniden hürriyetlerine kavuşmaları, sağlam, kuvvetli, güzel bir Türkçe ile dile getirilmiştir. 

KAYNAK

Seyit Kemal Karaalioğlu, Edebiyat Terimleri Kılavuzu, s. 277, İstanbul: İnkılap ve Aka, 1975

27 Şubat 2016 Cumartesi

Dede Korkut Hayatı Kısaca


Dede Korkut olarak bilinen Korkut Ata, rivayete göre 9. ve 11. yüzyılları arasında Türkistan'da Aral Gölü civarında yaşamıştır. Oğuzların Bayat boyundan olan Dede Korkut'un kesin olarak ne zaman yaşadığı bilinmemektedir. Bilinen tek gerçek yaşadığı yöre ve zaman diliminde sözüne rağbet edinilen bir büyük insan olduğudur. 

Türk hakanlarının hocalığını ve danışmanlığını yapması ve her sorunu çözebilme yeteneğiyle adeta bir üst bilince sahiptir. Türk, Altay ve Oğuz efsanelerinde, halk hikayelerinde ve masallarında adı geçen ilk ozandır. Olağanüstü özellikleri vardır. Kopuz çalar, hikayeler, efsaneler ve öyküler anlatır. Uzun yıllar yaşamış ve tecrübe sahibi olan bir bilgedir. Kopuzun bulucusu olarak kabul edilir. İslamiyet ile birlikte bir evliya olarak kabul görmüştür, ama İslam öncesi dönemlerden de izler taşıyan Dede Korkut, Şaman kültürünün özelliklerini de taşımaktadır. 

Dede Korkut hikayelerinde evliliklerin nasıl yapılacağı, ziyafetin kime verileceği, bir yiğidin nasıl ad alacağı, gelinlerin ve beylerin birbirine nasıl şefkatle muamele edeceği, nasıl avlanılacağından nasıl ata binileceğine kadar bilgilerin, davranışların ve konuların hepsi Dede Korkut ile bize ulaşmıştır. Bu sebeple Türk tarihinin ve kültürünün anlaşılması için çok önemlidir.

Dede Korkut'un Özlü Sözlerinden Bazıları

"Allah Allah!" demeyince işler düzelmez.
Kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez.
Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez.
Gürüldeyip sular taşsa deniz dolmaz.
Eski düşman dost olmaz.

KAYNAK

TRT Avaz, Türk Halk Edebiyatı


26 Şubat 2016 Cuma

Karacaoğlan Hayatı Kısaca


Karacoğlan 1600'lü yılların başında doğmuştur ve aynı yüzyılın sonlarına kadar yaşamıştır. Karacaoğlan'ın Kozan dağı yakınındaki Varsak köyünde doğduğu söylenir. Bazı araştırmacılara göre ise Osmaniye ilinin Farsak köyünde doğmuştur. Karacaoğlan Çukurova'da doğup yörenin Türkmen aşiretleri arasında yaşamıştır. 

Şiirinin kaynağını doğup büyüdüğü göçebe toplumunun gelenekleri ve içinde yaşadığı yurt edindiği doğa oluşturur. Türkmen aşiretlerinin yaşayış ve düşünüş özellikleri onun kişiliğiyle birleşerek aşık edebiyatına yepyeni bir söyleyiş tarzı getirdi. Karacaoğlan duygularını gerçekçi bir biçimde dile getirir. Düşündüklerini ise açık, anlaşılır bir dille ortaya koyar. Söyledikleri düşten çok gerçeğe yaslanır. Anadolu insanın yaşam biçimi, Yörüklük kültürü ve ayrıca İslam anlayışı şiirlerini ciddi bir şekilde etkilemiştir. 

Karacaoğlan Türk Halk Edebiyatı'nın en güzel güzelleme ve koşmalarını basit, sade ve anlaşılabilir bir Türkçeyle ortaya koyar. Onun söyledikleri dilden dile kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.

Karacaoğlan'ın Eserlerinden Bazıları

Bir Ayrılık Bir Yoksulluk
Bağlandı Yollarım, Kaldım Çaresiz
Elâ Gözlüm Ben Bu İlden Gidersem
Yeşi Başlı Gövel Ördek
Üryan Geldim Gene Üryan Giderim
Şu Yalan Dünyaya Geldim Geleli
İncecikten bir Kar Yağar
Güzel, Ne Güzel Olmuşsun
Elif
Dinle Sana Bir Nasihat Edeyim

KAYNAKÇA

TRT Avaz, Türk Halk Edebiyatı

16 Şubat 2016 Salı

Gazi Yaşargil Hayatı Kısaca


Dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil, 1925 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesinde dünyaya gelmiştir. Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde, yükseköğrenimini ise Ankara Üniversitesi'nde tamamladı.

Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesi, İsviçre'deki Basel Üniversitesi, Bern Üniversitesi ve Zürih Üniversitesi'nde çalışmalarda bulunmuştur. 

Prof. Dr. Gazi Yaşargil, 0.5-2 milimetrelik damarlar içinde damarı korumayı amaçlayan tekniği geliştirdi. Bu çalışma ile damar hastalıklarının tedavisinde önemli bir aşama elde edilmesini sağladı. Beyne zarar vermeden, çok zararlı urları, geliştirdiği özel teknik ve araçlarla çıkarmayı başardı. [1]

Amerika Birleşik Devletleri'nde yaptığı bilimsel çalışmalar, icat ettiği tıbbi cihazlar ve tedavi yöntemlerinden dolayı "Yüzyılın Beyin Cerrahı" seçilmiş, adına üniversitelerde kürsü kurulmuştur. Ayrıca kendisine Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası verilmiştir.

Prof. Dr. Gazi Yaşargil, halen Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışmalarını sürdürmektedir. 


Kaynakça

[1] Milliyet gazetesi, 24.11.1992

11 Şubat 2016 Perşembe

Atatürk'ün Öğrenim Hayatı Kısaca - Okuduğu Okullar Sırasıyla


Mustafa Kemal Atatürk'ün öğrenim gördüğü okulları şu şekilde sıralamak mümkündür;

1-)Mahalle Mektebi
2-)Şemsi Efendi İlkokulu
3-)Selanik Mülkiye Rüştiyesi
4-)Selanik Askeri Rüştiyesi
5-)Manastır Askeri İdadisi
6-)Harp Okulu
7-)Harp Akademisi

Mustafa Kemal Atatürk'ün Eğitim Hayatı


Mustafa Kemal Atatürk, önce annesi Zübeyde Hanım'ın ısrarı ile Mahalle Mektebi'ne kaydolmuş, daha sonra ise babası Ali Rıza Efendi tarafından Şemsi Efendi İlkokulu'na kaydedilmiştir. Atatürk'ün ilkokul yılları babasının ölümü üzerine problemli bir şekilde kesilmiştir. Babası ölünce annesi ile birlikte dayısının yanına yerleşmiştir. Ancak burada çok uzun kalmamış ve tekrardan Selanik'e dönmüştür. Selanik'e döndükten sonra kısa bir süre Selanik Mülkiye Rüştiyesi'nde eğitim görmüştür. Annesinden gizlice girdiği askeri okul sınavını kazanması üzerine eğitimine Selanik Askeri Rüştiyesi'nde devam etmiştir. 1896 yılında bu okuldan mezun olduktan sonra Manastır Askeri İdadisi'ne girmiş ve buradan da 1898 yılında mezun olmuştur. 1902 yılında Teğmen rütbesiyle Harp Okulu'ndan mezun olmuş, 1905 yılında ise Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'nden mezun olmuş ve eğitimini tamamlamıştır.

10 Şubat 2016 Çarşamba

Karahanlılar Hakkında Kısa Bilgi - Maddeler Halinde - Özet



  • Uygurların yıkılmasından sonra Karluk, Yağma, Tuhsi ve Çiğil Türkleri tarafından Batı Türkistan'da kurulmuştur.
  • Devletin kurucusu Bilge Kül Kadir Han'dır.
  • İslamiyetin resmi din olarak kabul edilmesi Satuk Buğra Han döneminde olmuştur. İslamiyetin kabulünün ardından Satuk Buğra Han, Abdülkerim adını almıştır.
  • Devlet en parlak ve güçlü dönemini Yusuf Kadir Han döneminde yaşamıştır.
  • Yusuf Kadir Han'ın ölümünden sonra Gaznelilere karşı başarılı olunamamıştır. Kardeş kavgaları başlamış ve devlet ikiye bölünmüştür. Doğu Karahanlılara Karahitaylar, Batı Karahanlılara ise Harzemşahlar son vermiştir.
  • Orta Asya'da kurulan ilk Türk-İslam devletidir.
  • Türkçe'yi resmi dil olarak kabul etmişler ve Türkçe'nin gelişimine katkıda bulunmuşlardır. 
  • Türk-İslam edebiyatının ilk örneklerini vermişlerdir. Bu eserlerin en önemlileri arasında Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig'i, Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lügat-it Türk'ü, Ahmet Yesevi'nin Divan-ı Hikmet'i, Edip Ahmet Yükneki'nin Atabetü'l Hakayık'ı vardır. 
  • Ticareti geliştirmek amacıyla "Ribat" adı verilen kervansaraylar inşa etmişlerdir.

18 Ocak 2016 Pazartesi

Uygurlar Hakkında Kısaca Bilgi - Maddeler Halinde - Özet



  • Uygurlar, Karluk ve Basmillerin yardımıyla Göktürk Devleti'ne son vererek kendi devletlerini kurdular.
  • Devletin kurucusu Kutluk Bilge Kül Kağan'dır. 
  • Merkezleri önce Ötüken, daha sonra Ordu Balıg (Karabalgasun) olmuştur.
  • Bögü Kağan dönemi devletin en parlak dönemidir.
  • Çin'e yaptıkları bir sefer sırasında Maniheizm'i öğrenmişler ve kendi ülkelerinde yayılmasını sağlamışlardır.
  • Maniheizm dininin hayvani gıdaları yemeyi yasaklaması Uygurların savaşçı özelliklerini kaybetmesine neden olmuştur. Ayrıca hayvancılığın önemini kaybetmesi ve tarıma yönelmeleri sonucunda göçebe yaşam tarzı yerine yerleşik hayata geçmişlerdir. Uygurlar yerleşik hayata geçen ilk Türk devletidir.
  • 840 yılında Kırgızlar tarafından yıkılmalarının ardından Sarı Uygurlar ve Turfan Uygurlar olmak üzere ikiye bölünmüşlerdir. 
  • Çinliler ile olan ilişkileri sonucunda kağıt ve matbaayı kullanan ilk Türk devleti olmuşlardır.





BU KADAR YETMEZ DİYORSANIZ, DAHA AYRINTILI BİLGİLER AŞAĞIDADIR...


  • Uygurlar ilk kez kütüphane kuran Türk devleti olmuştur.
  • Uygurlar kendilerine özgü bir alfabe (Uygur Alfabesi) oluşturmuşlardır.
  • Farklı dinlere ait ibadethaneleri yan yana inşa etmişlerdir. Bu da Uygurlardaki hoşgörülü bir din anlayışının varlığını gösterir.
  • Uygurlar bilim ve sanatta önemli gelişmeler kaydetmişlerdir.
  • Önemli mimari eserler bırakan ilk Türk devletidir.