30 Ekim 2017 Pazartesi

Cahit Arf Kimdir? Kısaca Hayatı


Türkiye'nin en önemli matematikçilerinden olan Cahit Arf, 1910 yılında Selanik'te dünyaya geldi. Lise öğrenimini Fransa'daki St. Louis Lisesi'nde, yüksek öğrenimini ise burslu olarak dönemin en prestijli okullarından olan Ecole Normale Superieure'de tamamladı. 

Yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü. Önce Galatasay Lisesi'nde daha sonra ise İstanbul Üniversitesi'nde görev yaptı. 1937 yılında doktora yapmak amacıyla Almanya'ya gitti. Burada Helmut Hesse ile önemli çalışmalarda bulundu. Bu çalışmaların sonucunda Hesse-Arf Kuramı'nı geliştirdi. Kendi adı ile bilinen birçok matematik terimini bilim dünyasına kazandırdı. 

Türkiye'ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi'nde 1943 yılında profesör, 1955 yılında da ordinaryüs profesör unvanını aldı. Bir yıllığına Maryland Üniversitesi'nde misafir profesör olarak görev yaptı. 1964 yılında TÜBİTAK Bilim Kurulu Başkanı oldu. California Üniversitesi'nde konuk öğretim görevlisi olarak görev yaptı. 1967 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde görev yapmaya başladı ve emekli oluncaya kadar da çalışmalarını burada sürdürdü.  

Emekli olduktan sonra TÜBİTAK'ın Gebze'deki araştırma merkezinde çalışmalar yaptı. 1985 ile 1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği başkanlığı görevini yürüttü. Türkiye Bilimler Akademisi Şeref Üyeliğine seçildi. 26 Aralık 1997'de hayatını kaybetti. 

9 Ekim 2017 Pazartesi

Ermeni Sorunu Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkmıştır? Hakkında Kısa Bilgi


Osmanlı Devleti'nin egemenliğinde uzun yıllar boyunca barış içinde yaşayan Ermeniler arasında özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dış güçlerin de etkisiyle ayrılıkçı düşünceler etkili oldu. 

1877-1878 yıllarında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında gerçekleşen ve Osmanlı Devleti'nin yenilgisiyle sonuçlanan savaşın ardından yapılan Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarıyla Rusya, Osmanlı topraklarında yaşayan Ortodoksların koruyuculuğunu üstlendi. Bu tarihten sonra doğuda yer yer Ermeni ayaklanmaları baş gösterdi. 

Rusya, savaş sonucunda ele geçirdiği Kars, Ardahan ve Artvin'e nüfus üstünlüğünü sağlamak için çok sayıda Ermeni gönderdi. 1887'de Cenevre'de kurulan Hınçak ile 1890'da Tiflis'te kurulan Taşnak komiteleri, birçok terör faaliyetinde bulundu. Sultan Abdülhamid, Ermeni terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek için Hamidiye Alayları'nı kurdu. 

Birinci Dünya Savaşı'nda Ermeni çeteleri Rus ordularına destek verdi. Bu sırada Ermeni terör örgütleri tarafından birçok katliam yapıldı. Bunun üzerine savunma hattının gerisini güvence altına alabilmek için 14 Mayıs 1915 tarihinde Techir Yasası çıkartıldı. Bu yasayla birlikte Ermeniler, Suriye'ye gönderilmeye başlandı ve Ermeni liderler tutuklandı. 

Rusya'nın dışında İngilizler ve Fransızlar da Ermenileri kullandı. Birinci Dünya Savaşı'nda Fransa; Adana, Antep ve Urfa bölgelerinde bir Ermeni devleti kurmayı düşünmüşse de bölge halkının direnişi bunu engellemişti. İngiltere ise Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü koruma politikasını bıraktıktan sonra kendi kontrolünde, Rusya'nın yanı başında (tampon olacak) bir Ermeni devleti kurma amacındaydı.

Kurtuluş Savaşı'nın başarılı bir şekilde neticelenmesiyle doğuda Ermeni devleti kurulması düşüncesi yerle bir oldu. Fakat Ermenilerin terör faaliyetleri 1973 yılında tekrardan başladı. Ermeni terör örgütü ASALA, 27 Ocak 1973'te Los Angeles'da iki Türk diplomatını şehit ederek başlattığı terör faaliyetlerini 21 ülkede sürdürdü. Dış ülkelerden destek gören ASALA, 1983 yılında Fransa'daki Orly Havaalanı'na düzenlediği bombalı saldırıda Fransızların da ölmesi üzerine bu desteği kaybederek zayıfladı.  


3 Ekim 2017 Salı

Afyon Savaşları


19. yüzyıla kadar dışa kapalı bir anlayışla varlığını sürdüren Çin'in, 1839 yılında başlayacak olan Afyon Savaşları ile bu durumu değişecekti. Savaşın en önemli sebebi İngiltere'nin ekonomik çıkarlarını sürdürme politikasıydı. İngiltere, Çin'den önemli miktarlarda çay ithal ediyordu. Buna karşılık ise Çin'e Hindistan yoluyla kaçak olarak afyon sokuyordu. 

Bir süre sonra ülkede afyon kullanımının yaygınlaşması üzerine Çin hükümeti 1839 yılında aldığı bir kararla afyon ticaretini yasakladı. Ve savaş da bu yasaklama ile başladı. Fakat İngiltere, Çin'in "ticaret serbestliğini engellemesinden" dolayı savaş ilan ettiğini açıkladı.

Çin ile Batı arasındaki ilk savaş olarak kabul edilen Birinci Afyon Savaşı, İngiltere'nin zaferi ile sonuçlandı. Savaşın sonucunda Nankin Antlaşması yapıldı ve Çin büyük ödünler vermek zorunda kaldı. Çin halkının buna tepkisi ise oldukça sert oldu. Ülkede ayaklanmalar başladı. 

Bunun üzerine İngiltere, bu sefer Fransa'yı da yanına alarak 1856 yılında İkinci Afyon Savaşı'nı başlattı. Bu savaşta da Çin mağlup olunca Tien Tsin Anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla birlikte Çin'e yapılan afyon ticareti yasallaştı, çok sayıda liman Batılı ülkelere açıldı, Hristiyan misyonerlere serbestlik sağlandı. 

Batı sömürgeciliğinin yol açığı felaketlerden biri olan Afyon Savaşları, Çin için oldukça dramatik bir şekilde sonuçlandı. Batılılara karşı duyduğu üstünlük duygusunu kaybetti. Ülkede Batılıların etkisi artarak devam etti. Hristiyan misyonerlerin çalışmaları hız kazandı. Bu iki durum ülkede 14 yıl sürecek bir ayaklanmanın da (Taiping Ayaklanması) tetikleyicisi olacaktı. 


10 Eylül 2017 Pazar

Gümrü Antlaşması'nın Maddeleri, Özellikleri ve Sonuçları


Gümrü Antlaşması, TBMM hükümeti ile Ermenistan arasında 2 Aralık 1920'de imzalanmıştır. Bu antlaşmayı TBMM hükümeti adına Kazım Karabekir imzalamıştır. 

Gümrü Antlaşması'nın Maddeleri

Gümrü Antlaşması'nın önemli maddeleri şu şekildeydi:
  • Kars, Iğdır, Sarıkamış, Kulp ve Selim Türkiye'nin egemenliğinde olacak. 
  • Ermenistan, TBMM tarafından kesin bir şekilde reddedilmiş olan Sevr Antlaşması'nı hükümsüz sayacaktır.
  • Ermenistan, sadece iç güvenliğini korumaya yetecek düzeyde asker ve mühimmat bulundurabilecek. 
  • Ermenistan'da zorunlu askerlik olmayacak.
  • TBMM, Ermenistan hükümetinin istemesi halinde askeri ve siyasi yardımda bulunacaktır.
  • Ermenitan, Türkiye'ye karşı düşmanca bir politika izlemeyecektir. 

Gümrü Antlaşması'nın Özellikleri

Gümrü Antlaşması, birçok açıdan ilklerin yaşandığı bir antlaşma olmuştur. Bu sebeple de önemli özelliklere sahiptir. Bunları şu şekilde sayabiliriz:
  • TBMM, ilk defa bir yabancı devletle bir antlaşma imzalamış ve ilk uluslararası zaferini elde etmiştir. 
  • Bu antlaşmasının imzalanmasıyla Doğu Cephesi kapanmıştır.
  • Ermenistan, TBMM'yi tanıyan ilk devlet olmuştur.
  • Ermenistan, Sevr Antlaşması'nın geçersiz olduğunu tanıyan ilk devlet olmuştur.
  • İlk kez "Türkiye Devleti" ifadesi kullanılmıştır. 

Gümrü Antlaşması'nın Sonucu 

Gümrü Antlaşması, tüm bunlara karşın yürürlüğe girememiştir. Çünkü, Sovyet Rusya Ermenistan'ı işgal ederek burada Bolşevik yönetim ilan etti ve Gümrü Antlaşması'nı tanımayacağını bildirdi. Bu antlaşmanın yürürlüğe girmemesi sonucunda Moskova Antlaşması ve Kars Antlaşması imzalanmıştır. 



21 Ağustos 2017 Pazartesi

Türkiye'nin NATO'ya Üyeliği


Türkiye, uzun bir zamandır NATO üyesi. Zaman zaman Türkiye'nin NATO üyeliği konusunda kamuoyunda eleştirilerin dozu artsa da bu ilişki sıkı bir şekilde devam etmiştir. Türkiye'nin NATO'ya neden ve nasıl üye olduğu oldukça merak edilen bir konudur. Hangi zorunluluklar Türkiye'yi NATO üyesi olmaya itti? Hatta burada şu soru da sorulabilir: Türkiye'nin NATO üyeliği zorunluluk muydu, yoksa tercih miydi?  

Türkiye Neden NATO Üyesi Oldu?

Türkiye, 1923 yılında cumhuriyetin ilan edilmesinin ardından Batı ülkeleri ile ilişkilerini geliştirme yolunda önemli adımlar attı. En önemlisi ise İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan iki kutuplu sistemde Batı lehine tarafını seçmesiyle gerçekleşti. Bunun nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Sovyetler Birliği'nin toprak ve Boğazlar'da üs talep etmesiyle bu ülkeye duyulan güvensizlik, Truman Doktrini ve Marshall Planı doğrultusunda yapılan ABD yardımlarının artacak olması beklentisi, Türk aydınları arasında Batıcılık fikrinin hakim olması.

Türkiye'nin NATO'ya Üyelik Başvurusu

Türkiye, ilk üyelik başvurusunu 11 Mayıs 1950 tarihinde gerçekleştirdi, fakat kabul edilmedi. 1 Ağustos 1950 tarihinde tekrardan başvurduysa da sonuç değişmedi. ABD, Türkiye'ye Yunanistan'la birlikte direkt üyelik değil, sadece Akdeniz bölgesini içeren daha dar kapsamlı bir üyelik teklif ederken İngiltere ise Orta Doğu bölgesini içeren bir üyelik teklif ediyordu.

ABD'nin Türkiye'yi NATO'ya Alma Sebebi

Bu olumsuz bakış açısı bir süre sonra değişti ve Türkiye, Yunanistan ile birlikte 15 Mayıs 1951'de ABD tarafından örgüte davet edildi. Şüphesiz bunda ABD'nin Sovyetler Birliği'ne yakın bir ülkede üs elde etme isteği önemli rol oynamıştı. Bunun dışında Kore Savaşı'na Türkiye'nin asker göndermesi ve gönderdiği birliklerin son derece başarılı bir şekilde mücadele etmesi, hatta Amerikan birliklerini imha edilmekten kurtarması, ABD kamuoyunda olumlu bir bakış açısı sağlamıştır. 

18 Şubat 1952 tarihinde Türkiye, Yunanistan'la birlikte NATO'ya üye oldu. Türkiye, NATO kapsamında birçok harekata aktif şekilde katılmıştır. Bunlardan en önemlilerini Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan'da gerçekleştirmiştir. 



4 Ağustos 2017 Cuma

Kıbrıs Sorunu Hakkında Bilgi


Akdeniz'in ortasında yer alan Kıbrıs, tarih boyunca oldukça önemli bir stratejik konuma sahip olmuştur. Daha önce Fenikeliler, Grekler, Asuriler, Mısırlılar, Romalılar, Bizanslılar ve Venediklilerin egemenlik kurduğu Kıbrıs'ta 1571 yılından 1878 yılına kadar Osmanlı Devleti egemenlik kurdu. 1878 yılında Rus tehdidine karşılık Berlin Kongresi'nde İngilizlerin desteğini almak için ada, toprak mülkiyeti Osmanlı Devleti'nde kalmak üzere geçici olarak İngiltere'ye devredildi. 

Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na İttifak Devletleri'nin tarafında girmesini bahane eden İngiltere, 1878 yılındaki anlaşmayı yürürlükten kaldırdığını ve Kıbrıs'ı tek taraflı olarak ilhak ettiğini duyurdu. Lozan Antlaşması'nda da bu durum kabul edildi.

Rumların Enosis İsteği

1929 yılında Rumlar tarafından yapılan Enosis (Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesi) isteği, İngiltere tarafından reddedilince 1931 yılında Rumlar ayaklanma başlattı. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Rum temsilcileri, Enosis konusunda Londra ile çok sayıda görüşme yaptı, fakat İngiltere daha önce olduğu gibi yine kabul etmedi. Tüm bu uğraşların ardından Yunanistan, konuyu Birleşmiş Milletler'e götürdü. Türkiye'nin kararlı bir duruşuyla Yunanistan buradan da sonuç alamadı.

Enosis ve Taksim

1955 yılında Kıbrıslı Rumlar tarafından kurulan EOKA adlı terör örgütünün Türklere yönelik düzenlediği terör saldırıları sonucunda çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Kıbrıs Türkleri bu saldırılara karşı koyabilmek için 1958 yılında Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kurdu. Kurucuları arasında daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı olacak Rauf Denktaş da bulunuyordu. Kıbrslı Rumlar ısrarla Enosis fikrini savunması üzerine Kıbrıslı Türkler de taksim tezini savunmaya başladı. 

Londra ve Zürih Antlaşmaları

1959 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında bir uzlaşmaya varılması üzerine Londra ve Zürih antlaşmaları imzalandı. Bu antlaşmalar doğrultusunda 1960 yılında iki uluslu bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Ayrıca bu antlaşmalar sayesinde Türkiye, garantör devletlerden biri olmuş ve 1974 yılındaki müdahalesi meşru hale gelmiştir.

Kıbrıs'ta Darbenin Ardından Başlayan Harekat

1974 yılında Kıbrıs'ta Yunan cuntasının desteğini alan EOKA lideri Nikos Sampson liderliğinde darbe gerçekleştirildi. Buna karşılık Türkiye Garanti Antlaşması'na dayanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı başlattı. 

13 Şubat 1975'de Kıbrıs Türk Federe Devleti, 15 Kasım 1983'te de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.

Fikirler Dizisi ve Güven Artırıcı Önlemler

1990'lı yıllarda Kıbrıs sorununa çözüm kapsamında Birleşmiş Milletler tarafından "Fikirler Dizisi" ve "Güven Artırıcı Önlemler" adlı verilen çalışmalar başlatılmışsa da herhangi bir sonuç alınamamıştır. 

Annan Planı

2004 yılında Annan Planı için yapılan referandumda Türk halkının %64'ü plana "evet" derken Rum halkının %75'i "hayır" demiştir. Böylece Annan Planı uygulanamamıştır.  

2 Ağustos 2017 Çarşamba

İsrail'in Kuruluşu


Yahudiler, Avrupa ülkelerinde uzun bir süre boyunca insanlık dışı uygulamalara maruz kalmış ve çoğu zaman da yaşadıkları bölgelerden çıkarılmışlardır. Çeşitli tarihlerde İngiltere, Almanya, Rusya, Macaristan, Fransa, Portekiz ve İspanya'dan sürülmüşlerdir. Aksine Osmanlı Devleti'nin Yahudilere olan yaklaşımı ise bunun tam tersi olmuş ve hatta 1492 yılında İspanya'dan kaçan Yahudileri topraklarına almıştır. 

Siyonizm ve Theodor Herzl

Roma işgalinin ardından Filistin'den kaçan Yahudiler, her zaman tekrardan bu topraklara dönme fikrini canlı tutmuşlardır. Yahudilerin canlı tuttuğu bu Siyonizm fikrini örgütlü bir uluslararası harekete dönüştüren kişi Theodor Herzl oldu. Siyonizmin ideolojik temelini oluşturacak olan "Yahudi Devleti" kitabını yazdı ve burada Yahudilerin tek kurtuluşunun kendi devletlerini kurmaktan geçtiğini ileri sürdü. 

Balfour Deklarasyonu

1897 yılında Theodor Herzl'in çabasıyla Basel'de ilk Siyonist Kongresi düzenlendi. 1917 yılında İngiltere, Balfour Deklarasyonu ile Filistin'de Yahudi devletinin kurulmasının önünü açtı. Hızla artan Yahudi göçleri bu topraklarda yaşayan Filistinli Arapların tepkisini çekti. 1919 yılında başlayarak farklı zamanlarda Filistin Arap Kongreleri toplandıysa da istenen sonuç elde edilemedi.

Histadrut ve İrgun'un Kuruluşu

1921'de Filistin Siyonist İcra Kurulu kuruldu. Daha sonra bu yapılanma yarı hükümet gibi hareket eden Yahudi Ajansı'na dönüştü. 1920'de Histadrut kuruldu. Başlangıcında sendikacılık alanında faaliyet göstermek amacıyla kurulduysa da daha sonra faaliyet alanını genişleterek bankacılık, sigortacılık alanlarında da faaliyet göstermeye başladı. 

Histadrut'un kontrolünde Haganah adlı Filistin'de çok sayıda terör eylemi gerçekleştirecek örgüt kuruldu. Bir süre sonra Yahudiler arasında bölünme yaşandı. Bazıları İngiltere'ye çok fazla güvenilmemesi gerektiğini ileri sürerek ayrı bir örgütlenmeye gitti. Bunlar, Yahudi göçlerinin hızlı bir şekilde artırılarak derhal sınırları çok daha geniş bir Yahudi devletinin kurulmasını istiyordu. Bu amaçla Haganah gibi fakat ondan bağımsız olan İrgun'u kurdular. Daha sonra İsrail başbakanlığı yapacak Menahem Begin ile Yitzak Şamir de İrgun üyesiydiler. 

İngiliz Yönetimine Karşı Saldırılar

Çok sayıda Yahudi, İkinci Dünya Savaşı'nda İngiliz kuvvetlerine katıldı. Burada hem askeri deneyim kazandılar, hem de İngilizlerin askeri sistemleri hakkında bilgi edindiler. Savaşın ardından Yahudi örgütleri tarafından Filisitin'deki İngiliz yönetimine karşı da sabotaj eylemleri düzenlendi. Bunun sebebi İngiltere'nin Yahudi göçlerine kota koymasıydı. 1944 yılında İngiltere'nin Ortadoğu Bakanı Lord Moyne öldürüldü. 

Deir Yasin Katliamı

1947 yılında Birleşmiş Milletler yapılan oylama sonucunda Filistin'de Arap ve Yahudi devleti kurulması ve Kudüs'ün uluslararası statü kazanmasını kararlaştırıldı. 1948 yılında İrgun, terör faaliyetlerini sürdürerek büyük bir vahşete imza attı. Deir Yasin köyünü basarak 250 sivili katletti.

Bağımsızlığın İlanı

İngiltere yönetiminin Filistin'i terk etmesiyle 14 Mayıs 1948 günü David Ben Gurion İsrail devletinin bağımsızlığını ilan etti.   


28 Temmuz 2017 Cuma

Baby Face Beauty Yaptıranlar


Cildiniz için parlaklık, canlılık ve tazelik arıyorsanız ama bunun yanı sıra ağrı sızı yaşamak istemiyorsanız yepyeni bir uygulama olan BabyFaceBeauty ile hemen tanışmalısınız. Eğer ben hemen yaptırıp normal hayatıma dönmek istiyorum ve ciltte soyulma meydana getirecek bir tedavinin içinde olmak istemiyorum diyorsanız o halde önce lazer teknolojisi ile bakım yapıp cilt gözeneklerini açan ve sonrasında da cildin altında mineral enjekte eden bir lazer ile sizlerde istediğiniz sonuçlara en konforlu şekilde ulaşıyor olacaksınız. 

BabyFaceBeauty sonuçları nelerdir? 

BabyFaceBeauty sonuçlarının en başında cildin yenilenmesi ve tazelenmesi başı çekiyor. Hafif kırışıklar yok olarak var olan hafif lekeler için de etkili oluyor. Üstelik zor cilt tipleri olan kuru cilt tipleri için de BabyFaceBeauty uygulaması öneriliyor. Daha önce ki yaptırdığınız zorlu, acıtan ve sizi günlerce eve hapseden teknolojiler ile tanışmış olabilirsiniz ama bu BabyFaceBeauty uygulaması ile tanıştığınızda ne kadar zaman kaybettiğinizi anlıyor olacaksınız.

BabyFaceBeauty acı verir mi?

BabyFaceBeauty uygulamasında herhangi bir acı olmuyor. Kişi ayet konforlu şekilde yatıyor olacak ve lazer ile bakım başlamış olacak. Hafif bir pembeleşme ve kızarıklar meydana gelebilir ama bu da en geç bir saat içinde yok oluyor olacak. Dolayısı ile kimseye bir işlemyaptırmış olduğunuzu bile söylemeye gerek kalmayacak. Lutronic BabyFaceBeauty uygulaması oldukça konforlu ve etkili bir teknolojidir. 

BabyFaceBeauty kullananlar 

BabyFaceBeauty yaptıranların en başında ünlü simalar yer alıyor. Ünlülerin ciltlerine ne kadar önem verdiklerini zaten bilirsiniz. Dolayısı ile BabyFaceBeauty yaptıranların başlında ünlü isimler geliyor. Çok kısa sürede sonuç vermesi ve etkili sonuç vermesi yaptıranların öncelikleri arasında oluyor.

BabyFaceBeaut yaptıranların yorumları

Birçoksosyal medya hesaplarından BabyFaceBeauty yaptırdıklarını söyleyen ünlü ya da ünsüz kişiler genellikle olumlu yorumlar yapıyor. Sizlere bir referans olacak şekilde öne çıkan bu paylaşımların yanı sıra birçok ana haber bültenlerinde de Thulium lazer farkını göstermiş oluyor. BabyFaceBeauty yaptıranları sizler için araştırdığımızda ise karşımıza güzelliğine çok önem veren İvana Sert, Özlem Yıldız, Emre Kınay, Ebru şallı gibi isimler başı çekiyor. Detaylı bilgiyi ise http://www.babyfacebeauty.com.tr adresinden alabilirsiniz.


Lazer Epilasyon Ankara


Erkeklerde de artık lazer epilasyon oldukça popüler olmaya başladı. Kim demiş erkekler hep tüylü olur diye. Özellikle yaz aylarında sorun olan ve bazen aşırı tüylenmeden dolayı sürekli jilet olmak zorunda olan erkekler için de lazer epilasyon Ankara kliniklerinde son sistem teknolojiler sunuluyor. Ankara’da oturuyorsanız ve ağrısız bir işlem arıyorsanız Doktor Buket Yıldırım ile sizler de sonuç alabilecek en etkili yöntemler ile tanışabilirsiniz. Lazer epilasyon Ankara kliniklerinde yepyeni teknolojiler sunuluyor.

Lazer epilasyon teknolojisi nedir?

Lazer epilasyon Ankara geçmişine baktığınızda son 10 yılda hızlı bir şekilde yayıldığını görebileceksiniz ama son yıllarda çok daha etkili olan Buz Lazer uygulamasının daha favori olduğuna tanık olacaksınız. Bu teknoloji soğukbaşlık ile uygulanıyor ve acının en aza hatta çoğu zaman hissedilmemesine neden oluyor. Buz Lazer yani Soprano Ice cihazı ile sunulan teknik sayesinde erkekler de etkili yöntemler ile karşılaşmış oluyor. 

Buz Lazer sadece erkeklere mi özgü?

Erkek lazer epilasyon da buz lazerden bahsettik ama tabi ki bu sadece erkeklere özgü değil. Epilasyon yaptırmak isteyen kadın erkek fark etmeksizin Doktor Buket Yıldırım kliniğine giderek bu teknoloji ile sonuç alabilirler. Bunu ekstra olarak belirtmemizin nedeni, erkeklerin bu konuda olan korkularını yenmeleri aslında erkek lazer epilasyondan korkmadan, konfor içinde ve acı duymadan yapabileceğini öğrendiği zaman zaten rahatlıkla tercih hakkını kullanıyor olacak. 

Kaç seans devam edilmesi gerekiyor? 

Erkek lazer epilasyon'da ve kadın lazer epilasyon da da ortalama olarak 8 seansta sonuç alınabiliyor. Erkekler çoğu zaman tamamen kurtulma değil de tüyleri azaltma seçeneğini de tercih edebiliyorlar. Bu durumda seanslar daha az belirlenebilir. Tüy rengi, tüy farkı olmaksızın Buz Lazer hemen hemen hepsi için başarılı çalışmalar ortaya koyuyor. 

Her bölge için işlem yapılıyor mu? 

Erkek lazer epilasyon da daha çok yüz bölgesine ve sırt bölgesine işlem yaptırmayı tercih ediyor. Ama elbette vücudunda rahatsız olduğu diğer noktalar içinde lazer epilasyon hizmeti almak isteyebilir. Hem tek seans ücretlerini hem de paket ücretlerini öğrenmek detaylı bilgi almak isterseniz http://www.drbuketyildirim.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


24 Temmuz 2017 Pazartesi

Ucuz Tişört Nereden Satın Alınabilir?


Yaz ayları gelirken hem kadınlar hem de erkekler tişörtlerini kullanmaya başlarken yeni sezon için çok sayıda ucuz tişört satın alıyorlar.

Tişört almayı düşünen kişiler birçok farklı seçenek arasından tercihlerini yaparken genel olarak ekonomik açıdan uygun fiyatlarda olan modellere yöneliyorlar. Alışverişlerini yaparken insanlar tek bir tişört almakla kalmayıp yazın büyük bir kısmında kendilerine yetecek olan birkaç adet tişört satın alıyor. Bu doğrultuda da farklı renklerde ve modellerde ürünlere yönelim olurken toplu alımlarda çeşitli indirimler gerçekleştiren firmalar çok daha fazla tercih edilen yerler oluyor. Bu aşamada kişiler tişörtlerini internet üzerinden alarak hem uygun fiyatlı hem de çok şık ürünlere ulaşım gösterebilirler.

İnternet sitelerine giren kişiler ilk olarak hangi tarzda bir tişört istediklerini belirlemek zorundadır. Polo yaka tişörtler, V yaka tişörtler ya da yuvarlak yakalı tişörtler son dönemde en popüler ürünler olarak gösterilmektedir. İnsanlar genel olarak sürekli benzer tarzlarda tişörtler giymektedir. Kendi vücut şekillerine ve giyim tarzlarına uygun olan tişört modelini belirledikten sonra kişiler farklı modellere geçiş yapmak zorunda da olmaz. Eğer tişört modeli belliyse artık kullanıcılar ucuz sevgili tişörtleri nasıl alınır diye düşünmeye başlayacaklardır. Oldukça uygun bir fiyattan ürünleri satan siteler bulunduğunda genel olarak 5-10 adet arasında tişört alımı normal düzeyler olarak görülmektedir.


İnsanların giydikleri tişörtlerde modelin dışında renge dikkat etmektedir. Bu doğrultuda yaza uygun renkler düşünüldüğünde siyah birçok kişi için uygun olmasa da çok sayıda satış yaşanmaktadır. Siyah rengin birçok renk ile birlikte çok iyi kombin olması satışların yüksek olmasının sebeplerden birisidir. Bu aşamada insanlar kaliteli olmayan markaların ürünlerine yönelirlerse siyah gibi koyu renklerde ağarmalar yaşanmaktadır. Bu durum tişörtleri olduğundan daha da kalitesiz gösterecektir. Bu sebeple birçok kişi koyu renklerde kaliteli markalara yönelmektedir. Bunun için birçok farklı seçenek bulunurken mağazaları gezebilirken internet sitesi üzerinden de rahatlıkla alışveriş işlemleri yapılmaktadır. Mağazaların internet sitelerine göre birçok dezavantajı bulunmaktadır. Bu sebeple genelde internet siteleri ilk seçenek olmaktadır.

İnternet üzerinden tişört almayı düşünen kişiler en doğru kararı vermiş olurken yaz aylarında sıcağın da etkisiyle birlikte iyice zorlaşan alışveriş işlemini kolaylıkla tamamlamaktadır. Bunun yanında mağazalarda fiyatlar her zaman daha yüksek seviyede olurken internet siteleri sektör içerisindeki minimum fiyatları sunmaktadır. Bunun yanında mağazalarda yer alan tişörtler sürekli olarak farklı kişiler tarafından denediği için bolarmalar yaşanmaktadır. Ancak internet sitelerinde gelen ürünleri ilk defa alıcıları kullanmaktadır. Bu durum birçok kişi için büyük bir önem taşımaktadır.

Bu aşamada kendileri için uygun bir tişört satın almak isteyen kişiler internet siteleri arasından da alışveriş için uygun olanlara bakmaktadır. Bir yandan kolay bir kullanımı olan, bir yandan bolca çeşit sunan, bir yandan da güvenilir olan sitelerin tercih edilmesi gerekmektedir. Birçok kişi buldumbuldum.com sitesi üzerinden rahatlıkla tişörtlerini almaktadır. Site üzerinden alışverişler günün 24 saati aralıksız olarak devam ederken sektörün en iyi fiyatları müşterilere sunulmaktadır. Site üzerinden rahatlıkla kartla ya da havale işlemi ile birlikte alışverişler tamamlanmaktadır. Müşteriler akıllarında kalan soru işaretleri varsa rahatlıkla siteye ulaşım sağlamaktadır. 


18 Temmuz 2017 Salı

Jean Jacques Rousseau Kimdir?


Jean Jacques Rousseau, 1712 yılında Cenevre'de dünyaya geldi. Babası saatçidir. Annesi doğumundan kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Babası ve teyzesi ile kalan Rousseau, eğitimine on yaşında bir din adamının yanında başladı. Babası ve teyzesi terk edip gidince bir süre amcası ile beraber kaldı. 

Cenevre'den ayrıldıktan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Tercüman olarak Fransa, İtalya ve İsviçre'yi dolaştı. 1750 yılında Dijon Akademisi'nin düzenlediği "Bilim ve sanattaki gelişme insanları olumlu yönde etkilemiş midir?" konulu yarışmaya katıldı. Yine aynı kurumun 1755 yılında düzenlemiş olduğu bir başka yarışmaya ise "İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı" adlı eseri ile katıldı. 1762 yılında ünlü eseri "Toplum Sözleşmesi"ni yazdı. Fakat eserin Fransa'ya sokulması yasaklandı. Fransa'da eserlerine konulan yasak üzerine David Hume tarafından İngiltere'ye davet edildi. İngiltere'ye giden Rousseau, burada Kalvenist olarak vaftiz oldu. 1778 yılında hayatını kaybetti.

Rousseau'nun görüş ve düşüncelerini iki eserini ele alarak incelemek gerekir. "İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı" adlı eserinde eşit ve özgür doğan insanların nasıl siyasal-ekonomik köleliğe ulaştığı açıklanıyor. "Sosyal Sözleşme" adlı eserinde ise, Rousseau, "eşit ve özgür doğan bir insanın köle durumuna düşmesi kabul edilebilir mi?" sorusunu soruyor. [1] Rousseau'nun ortaya koyduğu düşünceler, 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi'nin temel ilkelerini oluşturmuştur. 

Kaynakça

[1] Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, Prof. Dr. Ayferi Göze, Beta Yayınları, 2016, s. 213

16 Haziran 2017 Cuma

Balfour Deklarasyonu Nedir? Kısaca Bilgi


Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti'nin egemenliği altında bulunan Filistin, Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizler tarafından işgal edildi. Balfour Deklarasyonu, Sykes-Picot Anlaşması gibi Osmanlı Devleti'nin topraklarının bölünmesi amacıyla hazırlanan bir plandı. 

Balfour Deklarasyonu Niçin Yayınlanmıştır?

İngilizlerin Yahudilerle ilişkisi özellikle Birinci Dünya Savaşı sırasında başlamıştı. İngilizlerin amacı ABD ve Rusya'daki Yahudi gruplar aracılığıyla bu iki ülkeyi savaşa çekmekti. Çünkü ABD Başkanı'nın iki danışmanı ve yeni gerçekleşen Sovyet devriminin ikinci adamı Leon Troçki Yahudi'ydi. İngilizler ABD'nin savaşa girmesiyle ABD'den istediğini aldıysa da Sovyetler'den istediğini alamadı. 

Siyonizmin savunucularından Hayim Weizmann, İngiliz siyasetçileri arasındaki güçlü bağlantılar kurdu. Bu bağlantılar aracılığıyla Siyonizmin İngiltere'nin Orta Doğu'daki çıkarları için yararlı olacağı konusunda ikna çabasına girişti. (Hayim Weizmann, 1949 yılında İsrail'e gelerek ülkenin ilk cumhurbaşkanı olacaktı.)

İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, 2 Kasım 1917'de Britanya Yahudi Toplumu Başkanı Rothschild’e, Filistin'de Yahudi yerleşiminin önünü açacak bir mektup yazdı:
"Britanya Hükümeti Filistin'de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasını olumlu karşılamaktadır ve bu amacın gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Bunun yanı sıra Filistin'deki Yahudi olmayan halkların sivil ve dini haklarına ya da başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin hak ve siyasal durumlarına zarar verecek uygulamalara gidilmeyeceği kabul edilmektedir."
Balfour Deklerasyonu'nun ardından Filistin'e Yahudi göçü hız kazandı. İngilizler Balfour Deklarasyonu ile Yahudilere toprak sözü vermeleri dışında Şerif Hüseyin'e Arap devleti kurulması, Fransa'ya da Sykes-Picot Antaşması ile Ortadoğu topraklarının bölünmesi konusunda çeşitli sözler verdi. 


11 Haziran 2017 Pazar

Şanghay İşbirliği Örgütü Hakkında Bilgi


Çin Halk Cumhuriyeti, kuruluşunun ilk yıllarında Sovyetler Birliği ile iyi bir ilişki içerisinde olmuşsa da bu ilişki zaman içerisinde bozulmuştu. Bunun en önemli nedeni ideolojik bir rekabet içerisine girmeleriydi. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle iki ülkenin ilişkileri tekrardan canlandı. 

Soğuk Savaş'ın ardından NATO, "Barış İçin Ortaklık" girişimi kapsamında Orta ve Doğu Avrupa'da hızla yayılmaktaydı. Rusya, yakın bölgesinde NATO'nun yürüttüğü faaliyetlerden rahatsızdı. Çin ise ham madde ihtiyacı gibi ekonomik etkenlerin de etkisiyle uzun bir süredir sürdüğü dünya politikasına dahil olmama anlayışını terk ederek aktif bir politika izlemek istiyordu. Ayrıca Rusya ve Çin, ABD'nin tek kutuplu dünya özlemine karşı çıkmaktaydılar. 1995 yılında her iki ülke de çok-kutuplu bir düzen için çaba gösterilmesini açıkladılar.

Şanghay Beşlisi, 26 Nisan 1996'da Şanghay'da imzalanan bir anlaşma ile kuruluşunu ilan etti. Kurucu ülkeler şunlardı: Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan. Her yıl düzenli olarak üye devletlerin başkentlerinde zirveler düzenlendi.

2001 yılında Özbekistan'ın da bu yapıya girmesiyle bir hükümetler arası örgüt haline getirilerek Şanghay İşbirliği Örgütü resmen kurulmuş oldu. Örgütün sekreterliği Pekin'de, terörle mücadele merkezinin ise Taşkent'te olması kararlaştırıldı. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 2007 yılındaki zirvesinde, "Tek kutuplu dünya kabul edilemez" demiştir.

Örgütün amacı üyeler arası politika, ekonomi, ticaret, kültür, teknoloji, eğitim vb. alanlarda etkili bir işbirliği sağlamaktır. Örgütün en üst karar alma mekanizması Devlet Başkanları Konseyi'dir. Yılda bir kez üye devletlerden birinin başkentinde toplanır. Örgütün diğer organları şunlardır: Hükümet Başkanları Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Ulusal Koordinatörler Konseyi ve Sekretarya.

Şanghay İşbirliği Örgütü'nde İran, Beyaz Rusya, Afganistan ve Moğolistan gözlemci statüsüne sahiptir. Türkiye, Belarus, Sri Lanka, Azerbaycan, Ermenistan, Kamboçya ve Nepal ise örgütün diyalog partneridir. ABD'nin örgüte gözlemci üye olma başvurusu kabul edilmemiştir. 

2016 yılında yapılan Taşkent'teki zirvede Hindistan ve Pakistan'ın örgüte üye olması kararlaştırıldı. 

Katar Hakkında 12 Bilgi


1-) Katar, 16. yüzyıldan 1918 yılına kadar Osmanlı Devleti'nin egemenliği altında bulundu. 

2-) Birinci Dünya Savaşı sırasında İngilizler tarafından işgal edilen Katar'ın bağımsızlığını kazanması 1971 yılında gerçekleşti. Ayrıca bağımsızlığını ilan etmeden önce Birleşik Arap Emirlikleri'nin kendisine katılma teklifini reddetmiştir. 

3-) Ülkenin tek kara sınırı Suudi Arabistan ile bulunmaktadır. Diğer kısımları ise Basra Köfrezi ile çevrilidir. Başkenti Doha'dır. 

4-) Kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahiplerdir. 2009 yılı itibariyle de belediye seçimleri yapılmaktadır. 

5-) 2003 yılında gerçekleştirilen referandum sonucunda 45 üyeli bir parlamento kuruldu. Bu parlamentonun 2/3'ü seçimle, 1/3'ü ise Emir'in ataması ile göreve gelmektedir. 

6-) Komşuları ile ilişkilerini geliştirmek için çabalayan Katar, 2001 yılında Suudi Arabistan ve Bahreyn ile aralarındaki sınır sorunlarını çözdü. 

7-) Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Doğu'daki komuta merkezlerinden biri burada bulunmaktadır. 2001 yılındaki Irak işgalinin koordinasyonu buradaki merkezden sağlanmıştı. 

8-) 2 milyon civarında nüfusa sahip olan Katar'ın nüfusunun sadece 300 bini Katarlı olup geri kalan kısmı çalışma için gelen yabancı ülke vatandaşlarından oluşmaktadır. 

9-) Katar'ın ordusu yaklaşık 12 bin kişiden oluşmaktadır. 

10-) Dünyada kişi başına düşen milli geliri en yüksek ülkedir. Ayrıca dünyada işsizliğin en az olduğu ikinci ülkedir. 

11-) Dünyadaki kanıtlanmış doğalgaz rezervleri bakımdan üçüncü sıradadır. 

12-) Dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatçısı olan Katar, Türkiye'nin Rusya ile yaşadığı uçak krizinin hemen ardından Türkiye ile doğalgaz anlaşması imzalamıştır. 



7 Haziran 2017 Çarşamba

İran-Irak Savaşı Hakkında Kısa Bilgi


İran-Irak Savaşı'nın Nedenleri

1979 yılında gerçekleşen İran Devrimi'nin sonucunda İran şahı devrilerek İran İslam Cumhuriyeti kuruldu. Bu gelişme Irak ile İran arasında örtülü olan gerginliği meydana çıkardı. İki ülke arasında tarihsel sorunlar da (Şattülarap Suyolu Sorunu, Basra Körfezi'nde hegemonya kurma) mevcuttu. 

İran Devrimi'nin ardından Irak'ın en büyük çekincesi, Humeyni tarafından Irak'ta çoğunluğa sahip Şiilere bir ayaklanma çağrısı yapılmasıydı. Bunun yanında Humeyni, Saddam Hüseyin'i ve Baas Partisi'ni "İslam düşmanı" olarak görüyordu. 

Saddam Hüseyin, İran ile imzalanan Cezayir Anlaşması'nı televizyonda yırttıktan 5 gün sonra Irak birlikleri İran topraklarına girdi. Savaşın başlarında Irak, İran topraklarının bir kısmını işgal ettiyse de İran ordusunun güçlü bir direnişiyle karşılaştı. İran, Irak birliklerini sınırlarından çıkardı. Savaşın daha sonraki süreci ağırlıklı olarak Irak topraklarında sürdü. 

İran rejiminden endişe duyan Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Bahreyn ve Katar tarafından Körfez İşbirliği Örgütü kuruldu. Bu devletler, savaş sırasında Irak'ın ekonomik destekçisi oldu.

Bir süre sonra iki ülke de birbirlerinin petrol ihraç yollarını kesmek için mücadele etti. Irak, savaş boyunca çok kez kimyasal silah kullandı. Bu saldırılardan bir tanesi de Halepçe'de gerçeklemiş ve en az 5 bin kişi hayatını kaybetmişti. 

İran-Irak Savaşı'nın Sonuçları

20 Ağustos 1988'de BM himayesindeki ateşkes yürürlüğe girdi. Bunun sonucunda 20. yüzyılın en uzun konvansiyonel savaşı sona ermişti. İki taraf da çok sayıda kayıp verdi. Irak önemli bir ekonomik borç yükü altına girdi. Bu durum, Irak'ın 1990 yılında Kuveyt'i ilhak girişiminin sebeplerinden bir tanesi olacaktı.


5 Haziran 2017 Pazartesi

Albay Cevdet Gerçekte Kimdir?


Kanal D'de yayınlanan "Vatanım Sensin" dizisinin kahramanı Albay Cevdet'in gerçekte ismi Mümin Aksoy'dur. 

Mümin Aksoy Kimdir?

Mümin Aksoy, 1892 yılında İzmir'de dünyaya geldi. Beylerbeyi Yedek Subay Okulu'ndan teğmen olarak mezun oldu. Balkan Savaşı, Doğu Cephesi'nde ve Çanakkale Savaşı'nda görev yaptı. 

İyi derecede Rumca bilen Mümin Aksoy, Yunan ordusu İzmir'i işgal edince subay kimliğini gizleyerek işbirlikçi gibi Yunanlıların içine sızdı. Bu şekilde çok sayıda istihbarat topladı. Ayrıca Kurtuluş Savaşı için mühimmat ve yardım malzemesi de sağladı. Dizide olduğu gibi bu görevinden ailesinin bile haberi yoktu. Bu sebeple halk nezdinde "işbirlikli" olarak görülmüş ve "Gavur Mümin" denilmiştir. Yrd. Doç. Dr. Ahmet Mehmetefendioğlu, Kanal D Ana Haber'de Mümin Aksoy'un yaşadığı durumu şu sözlerle ifade etti: "Sokakta yüzüne tükürüldüğünü, evinin taşlandığını ve ciddi bir itibar kaybına uğradığını görüyoruz." Mümin Aksoy ise yaşadığı durum karşısında not defterine şunları yazıyor. "İtiraf edeyim ki o tükürükler çarpıştığım cephelerde yediğim kurşunlardan daha ziyade acı ve ızdırap verdi bana. Ölmekten değil de bir tek şeyden korkuyordum. Gerçeği anlatamadan ölmek ve tarihe bir vatan haini olarak geçmek."

Yunanlılar tarafından fark edilmesi ise Yunan ordusunun Sakarya üzerine yürüyüş planlarını Ankara'ya ulaştırmasıyla olmuştur. Esir alınarak Atina'ya götürüldü. 1923 yılında esir mübadelesiyle esaretten kurtarıldı ve Ankara'ya geldi. Mustafa Kemal Paşa, ısrarla Yunan ordusunun başkomutanlarına (General Trikopis, General Dmarras, General Digennis) karşı Yüzbaşı Mümin Aksoy'u istemişti.

Mümin Aksoy, 24 Ocak 1948 tarihinde İzmir'de vefat etti. Hakkında daha fazla bilgi, beraber görev yaptığı Fadıl Dokuzeylül'ün hatıralarında yer almaktadır. 

4 Haziran 2017 Pazar

Meiji Restorasyonu Nedir?


Meiji Dönemi Nedir?

Japonya'da Meiji Dönemi olarak adlandırılan dönem, Mutsuhito'nun 45 yıl süren saltanat dönemine verilen bir isimdir. Bu dönem, 23 Ekim 1868 ile 30 Temmuz 1912 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Ortaçağ'dan itibaren dışa kapalı bir biçimde yaşayan Japonya, Tokugawa Şogunluğu tarafından yönetilmekteydi. Nagasaki limanını Hollandalılara ve Çinlilere açan Japonya, bir süre sonra Amerika'nın ticari engellerin kaldırılması baskısıyla karşılaştı. Bu baskının sonucunda Japonya iki limanını daha ticarete açtı. 

1868 yılında İmparator Meiji, ülkedeki bin yıllık Şogunluğu yıkarak yönetimi ele geçirdi. Bu dönemde Avrupa devletlerinin düzeyine erişmek için köklü değişiklikler yapılmıştır. Japonya çok kısa bir süre içinde dünya devletleri arasında oldukça önemli bir konuma gelmiştir. 

Meiji Restorasyonu'nda Yapılan Yenilikler

Japonya'yı feodal bir ortaçağ ülkesinden Avrupa devletlerinin gelişmişlik düzeyine eriştiren ve Meiji Restorasyonu olarak adlandırılan gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz:
  • İlköğretim kanunla zorunlu hale getirildi.
  • 1871 yılında ülkede ilk gazete yayın hayatına başladı.
  • Demiryolu yapımına ağırlık verildi. 1914 yılında demiryollarının uzunluğu 11,400 kilometreye ulaşmıştır.
  • Derebeylik sistemine son verildi. Daimyo olarak adlandırılan derebeylerin topraklarının İmparator'a verilmesi kararlaştırıldı. Bu toprakların yönetimine merkezi yönetim tarafından atanan idareciler getirildi.
  • 1873 yılında zorunlu askerlik sistemi getirildi. Buna göre 21 yaşından büyük her erkek 4 yıl boyunca askerlik yapacaktı.
  • Ülkede çok sayıda fabrika kuruldu. 
  • Kast sistemi kaldırıldı.
  • Eğitim için Avrupa'ya çok sayıda asker gönderildi.

Hızlı bir büyüme sürecine giren Japonya, bir süre sonra hammadde sıkıntısı çekince yayılmacı bir politika izlemeye başladı. Çin ile yaptığı savaş sonucunda toprak elde ettiyse de Batı'nın ve Rusya'nın tepkisi üzerine geri vermek zorunda kaldı. Rusya ile yaptığı savaşı da kazanan Japonya, kısa bir süre sonra Kore'yi topraklarına kattı.  

Londra'da Dil Eğitimi


Londra dil okulları, şehir genelinde oldukça fazla öneme sahip olmak ile birlikte şehrin kişiliğini de ortaya çıkarmakla görevli kurumlar bütünü olmaktadır. Londra şehrinde dil eğitimi almak isteyen yüzlerce farklı öğrenci ve vatandaş bulunmaktadır. Londra dil eğitimi açısından oldukça önemli bir konuma sahip şehirdir. Londra İngiltere’nin başkenti ünvanını taşımak ile birlikte birçok önemli bölgeye de sahip olan bir şehirdir. Dünyanın en önemli iş ve finans merkezlerinden birisi olan Londra, yaklaşık olarak 9 milyonluk bir nüfusa sahip olmaktadır. Londra dil okulları için Academix yurtdışı eğitimden danışmanlık hizmeti alabilirsiniz: https://www.academix.com.tr/makaleler/londra-dil-okullari-ve-dil-egitimi-fiyatlari.aspx

Uluslararası turizmin kesişme noktası olarak bilinen ve belirlenen bu şehirde oldukça büyük havalimanları bulunmaktadır. Şehrin en kalabalık yerlerinden birisi de havalimanlarında yer almaktadır. Şehir genelinde 5 adet oldukça büyük havalimanı bulunmaktadır. Dünyanın en fazla uluslararası yolcusunu taşıyan havalimanı da bu şehirde bulunmaktadır. Bu ünvanı taşıyan havalimanının bu şehirde ve ülkede olmasından da ülkeye ne kadar fazla yabancının girdiğini tahmin etmek mümkün olabilecektir.

Şehir genelinde birçok gezilecek ve görülecek alan bulunmaktadır. Gerek turistik gerek tarihi mekanlar başta olmak üzere onlarca farklı bölgede hem yerlilerin hem de turistlerin ilgisini çekebilecek oldukça fazla mekan yer almaktadır. Bu mekanları incelediğinizde ve gezdiğinizde oldukça şaşıracak ve kendinizi geliştirebileceksiniz. Şehir çok fazla nüfusa sahip olmasına rağmen oldukça büyük yeşil alanları da üzerinde barındırmaktadır. Şehir genelinde yaklaşık olarak 150 adet park ve bahçe bulunmaktadır. Şehri ikiye bölmekle görevli bir de nehir bulunmaktadır. Thames Nehri olarak bilinen bu nehir şehri tam ortasından ikiye bölmek ile birlikte şehre ayrı bir hava katmaktadır.

İngiltere dil okulları olarak arama yaptığınızda karşınıza yüzlerce farklı okulun çıkması gayet normal karşılanmalıdır. Çünkü ülke genelinde binlerce farklı okul ve yüzlerce farklı dil okulu bulunmaktadır. Bu okulları iyi bir şekilde araştırmalı ve başarılı bir şekilde kararınızı vermeniz gerekmektedir. Buna ek olarak başarılı ve kaliteli bir şekilde eğitim almak için diğer yurtdışı dil okullarını da araştırabilir ve fiyatlarını gözden geçirebilirsiniz. Böylece çok daha fazla okul hakkında bilgi sahibi olarak daha güvenli ve içinize sinen bir okul seçimi yapmış olursunuz.


3 Haziran 2017 Cumartesi

Halil İnalcık'ın Hayatı Kısaca


'Hocaların hocası' ve 'Tarihçilerin Kutbu' olarak anılan Halil İnalcık, 7 Eylül 1916 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Kırım göçmeni bir aileye mensuptur. Eğitim hayatına Numune-i İrfan Mektebi'nde başladı. Ailesi Ankara'ya yerleşince burada Ankara Gazi Mektebi'ne kaydoldu. Kısa bir süre Sivas Muallim Mektebi'nde öğrenim gördükten sonra Gazi Muallim Mektebi'nde öğrenim hayatını sürdürdü. Lise öğrenimini Necati Bey Muallim Mektebi'nde tamamladı. Yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde tamamladı. 

Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi'nde asistanlık yapmaya başladı. 1942'de Tanzimat ve Bulgar Meselesi adlı tezi ile doktor unvanını aldı. 15 Aralık 1943'te Viyana’dan Büyük Ricat’e Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım Hanlığı adlı tezi ile de doçentliğe atandı. 1949 yılında üniversitesi tarafından İngiltere'ye gönderildi. Burada Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili araştırmalarda bulundu. 1951 yılında Türkiye'ye döndü. 1952 yılında Viyana Bozgun Yıllarında Osmanlı-Kırım Hanlığı İşbirliği teziyle profesör oldu. 20 yıl boyunca Ankara Üniversitesi'nde dersler veren İnalcık, dünyadaki önemli üniversitelerde de misafir profesör olarak dersler verdi. 

1972 yılında Ankara Üniversitesi'nden emekli olduktan sonra 15 yıl Chicago Üniversitesi'nde görev yaptı. Burada Osmanlı Tarihi Kürsüsü'nü kurdu. 1986 yılında Chicago Üniversitesi'nden emekliye ayrıldı. 1993 yılında Türkiye'ye döndü ve Bilkent Üniversitesi'nde Tarih Bölümünü kurdu. 

Günümüzde Osmanlı tarihine ışık tutan çalışmaların büyük bir kısmı İnalcık'a aittir. İnalcık, Osmanlıca dahil 7 dil biliyordu. 25 Temmuz 2016 tarihinde vefat etti. 


2 Haziran 2017 Cuma

Timur Türk mü Moğol mu?


"Timur Türk müdür?" sorunun cevabı için Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın ve Timur Devleti Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Kanat'ın çeşitli programlarda yaptığı açıklamaları derledik. 

Prof. Dr. İlber Ortaylı, Habertürk'te yayınlanan Teke Tek programında konu hakkında şu açıklamalarda bulundu: 

"Timur'un Moğol olarak bilinmesi tabii ki realiteyle alakası yok. Fakat Timur'un kendisinin yaptığı bir şeydir. Hani bazı arkadaşlar nereden olduklarının kendi de farkında olmaz ama o sıfatı benimserler, bunun gibi bir şey. Bu çok yaygın bir şeydir. Mesela bugün Volga boyundakilerin, Kafkas'ın kuzeyindekilerin çoğu kendine Tatar diyor. Tataristan Cumhuriyeti'nin takımı uyandılar ve hayır biz Bolgarız dediler. Tatar, büyük Moğol kabilesinin adıdır. Ama o büyük Moğol kabilesi de çok büyük değildir. Çünkü Moğollar her zaman sayıca azdılar... Timur Devleti'nde Türkçe konuşuluyor. Devletin dili Türkçedir. "

Timur Devleti Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Cüneyt Kanat, Habertürk'te yayınlanan Tarihin Arka Odası programında konu hakkında şu açıklamalarda bulundu:

"Timur Türktür. Ama şöyle ifade etmek gerekir: Türkleşmiş Moğol. Yani ataları köken itibariyle Moğol. Timur'un ölümünden sonra torunu Uluğ Bey, bir yeşim taşının üzerine Timur'un seceresini yazdırıyor ve Cengizhan'a bağlanıyor. Dolayısıyla Moğol olduğu buradan söyleniyor."

Prof. Dr. Cüneyt Kanat, TRT 1'de yayınlanan Pelin Çift ile Gündem Ötesi programında Türkler ile Moğollar arasındaki ilişki hakkında ise şu açıklamalarda bulundu:


"Moğollar ve Türkler aynı coğrafyayı kullandılar. İkisi de okçu millet olarak anılıyorlar. Moğollarla ilgili biz ilk kayıtlara Latin kaynaklarında 4. yüzyıl ile 6. yüzyıl civarında rastlıyoruz. Oradaki tanımlarda bile Moğollar ile Türklerin farklı ırklar olduğu anlatılıyor." 


Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar (Bağımsız İdari Otoriteler)



Bağımsız idari otoriteler olarak da adlandırılan düzenleyici ve denetleyici kuruluşların ilk örneğini 1930'lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri'nde görmekteyiz. Türkiye'de ise ilk kez 1981 yılında Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) kuruluşu ile görülmeye başlamıştır. Bu kuruluşların ortak önemli özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Denetleme ve düzenleme niteliğinde görevleri yerine getirirler. 
  • Kendi alanlarında yaptırım uygulayabilme yetkilerine sahiptirler. Bu kararlarına karşı Danıştay'a dava açılabilir. 
  • Mali konularda Sayıştay denetimine tabidirler. 
  • Vesayet denetimine tabidirler.
Türkiye'de faaliyette bulunan düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar şunlardır:

1-) Sermaye Piyasası Kurulu

Üye Sayısı: 7
Görev Süresi: 5

2-) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

Üye Sayısı: 9
Görev Süresi: 6

3-) Rekabet Kurumu

Üye Sayısı: 11
Görev Süresi: 6

4-) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu

Üye Sayısı: 7
Görev Süresi: 6

5-) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu

Üye Sayısı: 5
Görev Süresi: 5

6-) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu 

Üye Sayısı: 7
Görev Süresi: 6

7-) Şeker Kurumu

Üye Sayısı: 7
Görev Süresi: 5

8-) Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu

Üye Sayısı: 7
Görev Süresi: 5

9-) Kamu İhale Kurumu

Üye Sayısı: 9
Görev Süresi: 4

10-) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu

Üye Sayısı: 9
Görev Süresi: 6

 

Babalar Gününde Alınabilecek Hediyeler


Bu yıl babalar günü ne zaman kutlanacak diye merak ediyor musunuz? O halde hemen cevaplayalım; Babalar günü 18 Haziran 2017 tarihinde kutlanacak. Zaman daralıp, günler günler ilerledikçe hem bu özel gün için sevgili babamızı memnun edecek hediyeler belirlemek, hem de varsa sürprizimiz bunun için şimdiden hazırlıklara başlamakta yarar var! Şu an bu satırları okuduğunuza göre hala babalar günü için gönlünüzü kazanacak bir hediyeniz yok demektir.:) O halde bunu kendinize hiç sorun etmeyin. Sevgili babanızın babalık gururunu okşayacak ve ona olan sevginizi derinlemesine hissettirebileceğiniz En güzel Babalar günü hediyelerini sizlerin önüne sermediğimiz sürece bu yazıyı asla noktalamayacağız!

Soru çok basit aslında; Babalar gününde Babaya hediye ne alınır? Tam da nokta atışı yazımız sayesinde sizlere son derece güzel hediye seçenekleri ile karşılaşabileceğiniz mükemmel bir hediye sitesi önereceğiz. Bu sitede neler bulabilir veya siparişinizi en geç ne zaman verebilirsiniz konusuna geçmeden önce, bir konuda özenli olmanızı öneriyoruz. Şöyle ki; babanız için seçeceğiniz hediyenin kullanışlı ve kişiye özel olması! Evet. Hediyeyi almadan önce Babanızın gündelik hayatta kullanabileceği bir hediye mi, yoksa sadece bir gün için onu memnun edecek ama daha sonra bir köşede unutulup gidecek bir hediye mi? Bu noktada karar sizin! Unutmamalısınız, bir hediye ne kadar sıkılıkla kullanılırsa o kadar değerlidir. Babanızın hangi hediyenin işine yarayacağını ve daha uzun sürece kullanacağını iyi tespit etmeli, seçeceğiniz babalar günü hediyesi ile hedefinizi tam 12'den vurmalısınız!

Babalar Günü İçin Hediyemen.com da Ne Tarz Hediyeler Alınabilir?
  • Kişiye özel ürünler (Kanvas Tablo, Yastık, Gömlek, Kalem Cüzdan vb.),
  • Yalnızca Babaya özel olarak hazırlanmış şık hediye sepeti,
  • Mükemmel Baba Kupa Bardağı, Altın Madalyon Şeklinde En İyi Baba Madalyonu veya Plaketi, Film yıldızlarından gördüğümüz En iyi baba Oscar hediyesi,
  • İlginç bir hediye düşünüyorsanız, enteresan gece lambaları veya çakmaklı kol saati,
  • Sigara tiryakisi bir babanız varsa ismine özel bir Zippo, Çakmak vb. ,
  • Fotoğraf Baskılı veya İsim yazılabilir Masa Saati Babalar günü temalı duvar saati,
  • Babam Hakkında Sevdiğim Şeyler Kartları ve Kitabı,
  • Parfüm, kalem, aksesuar sepeti.

Gibi ürünleri Babalar günü hediyesi için tercih edebilirsiniz. Biz öne çıkanları yazmak istedik. Kişiye özel ürünlere karşı sempatisi var ise ağırlığınızı bu yöne vermenizi isteriz. Maddeler halinde sizler için yazdığımız hediyelerin çok çok fazlasına Hediyemen.com'dan ulaşabilirsiniz. Ücretsiz, hızlı bir şekilde üye olup; dakikalar için de siparişinizi siparişinizi sonlandırabilmeniz mümkün. Üstelik ürün fiyatları ve kaliteleri diğer sitelere kıyaslandığında oldukça makul ve hesaplı! Eminiz ki bir kere alış veriş yaptıktan sonra artık Hediyelik eşyalar denince aklınıza sadece Hediyemen.com gelecektir. Daha sonra sadece Babalar günü için değil, bundan sonraki tüm özel günlerde tek adresiniz burası olacaktır. Haklısınız da! :) Kargo sistemi, müşteri hizmetleri, ürün kalitesi, uygun fiyatı ile diğer sitelerin çok önünde. Kullanıcı dostu ara yüzü, SSL sertifikalı güvenli alış veriş imkanı ve bol hediye seçenekleri ile bu hediye sitesini şiddetle tavsiye ediyoruz. Hediye çeşitliliği ise çok fazla! Yazdıklarımızın kat kat fazlasını hediye sitesinde bulabilirsiniz.

Babalar günü hediyesi bulmak için buralar da olmanız çok güzel. Ne güzel ki Babanızı düşünüyor ve onun için bir şeyler bulmaya çalışıyorsunuz. Babanız çok şanslı! Verdiğimiz adres üzerinden araştırmaya devam edelim ve siparişimizi belirleyelim. Bu özel gün de Babanızı fazlasıyla mutlu edeceğinizi biliyoruz!

Babalar gününde babanızın yanında olabileceksiniz hediyenizi hemen, kendi adresinize sipariş etmenizi öneririz. Hediye sitesi kargo anlamında diğer sitelere nazaran üst düzeyde olmasına rağmen; özel günlerin yoğunluğunda maalesef kargocular bizleri kötü bir şekilde şaşırtabiliyor. Böyle bir imkanınız varsa şimdiden siparişinizi kendi adresinize verin, ürün size gelsin ve siz elden teslim edin! Bu çok daha güzel olacaktır. Hadi ama! Çok fazla Babalar günü hediyesi var, farklı özelliklerde ve her babayı mutlu edecek bol çeşitli babalar günü ürünlerine Hediyemen.com a göz atarak güzel hediye fikirleri edinebilirsiniz.


1 Haziran 2017 Perşembe

Nihal Atsız Kimdir? Kısaca Hayatı


Nihal Atsız, 1905 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Deniz Binbaşısı Mehmet Nail Bey annesi ise Fatma Zehra Hanım'dır. Çocukluğu Osmanlı Devleti'nin parçalanma dönemine denk gelmiştir. Askeri Tıbbiye'ye kaydolan Atsız, Arap asıllı bir subaya selam vermediği gerekçesiyle okuldan çıkarıldı. Bir süre Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Darülfünu Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Türkiyat Mecmuası'nda 'Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri" adlı makalesi ile Fuat Köprülü'nün dikkatini çekmeyi başardı. Mezuniyetinden sonra Türkoloji Bölümü'ne asistan olarak girdi. 

1931 yılında Atsız Mecmua'yı yayınlamaya başladı. Atsız'ın tanımlamasıyla "Türkçü ve Köycü" olan bu dergi, 17 sayı yayınlandı. 1933 yılında üniversitedeki görevine son verildi. Bir süre Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı. Bu sırada Orhun dergisini çıkartmış, ancak 9. sayısında kapatılmıştır. Atsız, bu dergide liseler için hazırlanan tarih kitaplarındaki yanlışların üzerine gitti. Kasımpaşa Astsubay Okulu'nda 4 yıl Türkçe öğretmeni olarak görev yaptı. 1943 yılında Orhun dergisini yeniden yayınlamaya başladı.

Atsız, dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben açık bir mektup yayımladı. Mektubunda sosyalist faaliyetlerin arttığını, bu düşünceyi savunanların hükümet katında himaye edildiğini ve bunu yapanın da Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel olduğunu belirterek Hasan Ali Yücel'i istifaya davet etti. Bu çıkış üzerine üniversitelerde hükümet aleyhine çeşitli gösteriler düzenlendi. Hükümetin buna cevabı ise Orhun dergisini ikinci kez kapatmak oldu.

1944 yılında "Irkçılık Turancılık Davası" olarak adlandırılan dava sonucunda hapse mahkum edildi. 1964 yılında Ötüken dergisini yayınlamaya başladı. Nihal Atsız, 11 Aralık 1975 tarihinde vefat etti. 

Nihal Atsız'ın Eserlerinden Bazıları

Bozkurtların Ölümü
Bozkurtlar Diriliyor
Deli Kurt
Ruh Adam
Yolların Sonu
Dalkavuklar Gecesi

Türk Dil Kurumu Hakkında Kısa Bilgi


Türk Dil Kurumu Ne Zaman Kuruldu?

Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 12 Temmuz 1932 tarihinde kurulmuş, 1936 yılında ise Türk Dil Kurumu adını almıştır. Kurumun ilk başkanı Samih Rıfat Horozcu'dur. 

Türk Dil Kurumu Hangi Amaçla Kuruldu?

Türk Dil Kurumu'nun kuruluş amacı Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak ve Türkçenin zenginliğini meydana çıkarmaktır. 26 Eylül ile 5 Ekim 1932 yılında Atatürk'ün başkanlığında Dolmabahçe Sarayı'nda Birinci Türk Dil Kurultayı düzenlendi. Bu kurultaya sadece uzmanlar değil halktan dileyen herkesin katılabileceği belirtildi. Birinci Türk Dil Kurultayı'nın düzenlendiği 26 Eylül günü her yıl Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. 

Türk Dil Kurumu'nun ilk genel sekreteri ünlü bir dilbilimci Agop Martayan'dır. Martayan'ın Türkçenin gelişiminde büyük katkıları oldu. Bu sebeple kendisine Atatürk tarafından Dilaçar soyadı verildi.

Atatürk'ün öncülüğünde Türk Dil Kurumu tarafından Öz Türkçe akımı başlatıldı. Atatürk Türk dilinin gelişmesine katkı sağlamak için Türkçe terimlerle bir Geometri kitabı yazmıştır. Atatürk, vasiyeti üzerine mal varlığının bir bölümünü Türk Dil Kurumu'na bağışlamıştır. 

Türk Dil Kurumu'nun Kurumsal Yapısı

1982 Anayasası ile Türk Dil Kurumu'nun dernek tüzel kişiliğine son verilerek Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çatısı altında devletleştirilmiştir. 

Türk Dil Kurumu'nde 40 asil üye bulunmaktadır. Bunların yarısı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, diğer yarısı ise Yüksek Öğretim Kurulu tarafından seçilmektedir. Türk Dil Kurumu başkanı Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır.